Boyun Tutulması Nasıl Geçer?

Boyun ağrısı
Boyun tutulması nasıl geçer? Sorusu çok sayıda kişinin bu rahatsızlıktan şikâyetçi olmasından dolayı, sıklıkla birçok insanın sorduğu sorulardan biridir. Uzun süre bilgisayar başında oturduktan sonra ya da kulaklık olmadan uzun süre başımızı hareket ettirmeden telefonla konuştuktan sonra veya uyurken farkında olmadan yanlış bir pozisyonda uyumuşsak, boynumuzda ve sırt bölgemizde oluşan ağrı veya tutulmalardan muzdarip olabiliriz. Hatta bu ağrılar bazı durumlarda öylesine şiddetli olabilir ki ağrıyan bölgelerde uyuşma hissine dahi neden olabilir. Eğer bu rahatsızlıktan sıkça muzdarip oluyorsanız, endişelenmenize gerek yok; çünkü bu ağrılar aslında normaldir ve her ağrı tıbbi önlemlerin alınmasını gerektirmez. Sırt ve boyun ağrısından kurtulmanın yolları hakkında konuşmadan önce kısaca bu rahatsızlıkların nedenlerine bakmakta fayda bulunmaktadır.

Boyun Tutulması Neden Olur?

Omuzlarımız ve sırtımızda “levator scapula” gibi omuz ve boynumuzu bağlayan kaslar vardır. Bu kaslar, boynumuzdaki ağrılarında oluşmasından sorumludurlar. Bir insanın bu ağrı ya da tutulmalardan şikâyetçi olmasında birkaç neden olabilir. Bunlar:
  • Yanlış pozisyonda uyumak
  • Yüzerken kulaç atmak
  • Uygun olmayan yastıkta uyumak
  • Sürekli yüksek kolçağı olan bir koltukta oturmak
  • Cereyanda kalmak
  • Uzun süre tek omuzla telefonla konuşmak
  • Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak

Boyun Tutulması Nasıl Geçer?

Boyun tutulması tedavisi ya da bu ağrıdan kurtulmak için birçok egzersiz vardır. Tabi, öncelikle bir egzersiz uygulanmadan önce mutlaka bir doktora danışmak gerekir. Doktora danışmadan yapılacak bilinçsiz bir hareket kalıcı yaralanmalara neden olabilir.

Bir diğer tedavi, sıcak ya da soğuk komprestir. Boyun tutulmalarında sıcak kompres ağrının azaltılması için kullanılabilir. Eğer bir tür iltihap, yangı ya da kızarma var ise, sıcak kompres yerine buz kompreste uygulanabilir.

Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak da boyun ağrısı veya tutulmasına neden olabilir. Bunun olmasını önlemek için, kafamızı gün içinde sağa ve sola döndürmeli ve ardından da öne ve arkaya doğru zorlamadan eğmeliyiz. Bu hareketleri gün içinde birkaç kez tekrarlamalıyız.

Ağrıyan bölgeye kas gevşetici ya da ağrı kesici özelliği olan merhemler de masaj yaparak uygulanabilir. Daha sonrasında ise merhem sürülen bölge bir havluyla sarılmalı ve ağrıyan bölge sıcak tutulmalıdır.

Boyun tutulması ya da ağrı durumunda sıcak duş alarak ağrılı bölge rahatlatılabilir. Sıcak su gerilmiş olan kasların gevşemesine yardımcı olacaktır.

Boyun tutulması nasıl geçer? Sorusuna verilebilecek yanıtlardan sonuncusu ise, yastık değiştirmektir. Eğer kullandığınız yastık sert ise, yastık güneşte havalandırılarak yumuşaması sağlanmalı ya da daha yumuşak bir yastıkla değiştirilmelidir. Şayet boyun ağrınız çok kötüyse, seçiminizi ortopedik bir yastıktan yana da kullanabilirsiniz.
Devamını oku...

Tetik Parmak Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

Tetik parmak


Tetik parmak, parmaklarımızın bir veya birkaçının hareket kabiliyetini azaltan bir hastalıktır. Hastalık genellikle parmaklar yumruk şeklinde kapatıldıktan sonra ya da elimizle bir şeyi kavradıktan sonra tekrar ellerimizi açarken bazı parmaklarımızın açılmaması durumu için kullanılan bir ifadedir. Normal durumda parmaklarımız rahatça kapanıp açılır, ama tetik parmak hastalığı olan kişilerde açma kapama hareketi yapılırken ağrı ve ses oluşur. Hastalığın şiddetli olduğu durumlarda parmaklar, içe bükülmüş bir durumda bükülmüş olarak kalabilir. İstatistiklere bakıldığında hastalığın daha çok yüzük parmağı ile başparmağı daha fazla etkilediği görülmüştür. Hatta bazı durumlarda ise her iki eldeki tüm parmaklarda bu hastalıktan etkilenebilir.

Tetik Parmak Hastalığı Neden Olur?

Tendonların görevi kaslarımızı kemiklere bağlamaktır. Parmaklarımız ise, bileklerimizden dirseklerimize kadar olan bölümde kaslarımızı bağlayan çok fazla sayıda tendon içerirler ve bu sayede hareket yetisi kazanırlar. Tendonlarımız, tenosynovium adı verilen bir sıvı kılıf tarafından sarılmıştır. Tenosynovium, parmağımızın hareketi süresince, tendon kılıfının içinde uzanan ve tendonların hareketini kolaylaştıran yağımsı bir sıvı salgılar.

Tetik parmak hastalığı, elimiz ile dirseğimiz arasındaki tendonların tahriş olması ya da iltihaplanması sonucunda meydana gelir. Bu hastalık sonucunda nodül gelişebilir ve tendonlarımız kalınlaşabilir. Ayrıca bu hastalık neticesinde tendon kılıfımız ve tenosynovium çok fazla tahriş olabilir. Ancak şişmiş bir tendon, tendon kılıfının içine hareket etmekte çok zorlanacağından bu durum parmaklarımızın kilitlenmesine ya da kapandıktan sonra açılmamasına neden olabilir.

Tetik parmağının diyabet, gut ve eklem iltihabı gibi iltihaplı hastalıklar ile parmağın aşırı kullanımı gibi çok çeşitli nedenleri olabilir. Ayrıca hastalık tiroit yetmezliği, amiloidoz ve tüberküloz gibi enfeksiyonlardan etkilenen insanların da bu hastalığa yatkın olduğu gözlenmiştir. Çalışmalar göstermiştir ki tetik parmak hastalığının 40-60 yaş aralığındaki kadınlarda görülme ihtimali daha yüksektir. 

Tetik Parmak Belirtileri Nelerdir?

Tetik parmak belirtileri, hastalığın görüldüğü parmakta ağrı, kapanma ve kilitlenme ile başlar. Bazı durumlarda parmak uzun süre boyunca kapanmış olarak kilitli kalabilir ve diğer el kullanılarak yavaşça düz duruma getirilmek durumda kalabilir. Eğer hastalık şiddetliyse, parmak diğer el ile düzleştirildikten sonra bile düz vaziyette kalmayabilir. Tetik parmak hastalığının diğer belirtileri ise, parmakların hareket etmesiyle ve parmağın sertleşmesiyle parmakta hassasiyet ve rahatsızlığın meydana gelmesidir. Ayrıca hastalığın etkilediği parmaktaki eklem yerlerinde de şişme ve yumru görülebilir.


Devamını oku...

Karaciğer Yağlanmasının Belirtileri Nelerdir?

Karaciğer yağlanması belirtileri
Karaciğer yağlanması belirtileri üzerine konuşurken, karaciğerimizin vücudumuz için hayati öneme sahip organlardan biri olduğunu belirtmek gerekmektedir. Karaciğer, her gün safra salgılayarak vücudumuzdaki yağın yakılmasına yardımcı olur. Ayrıca vücudumuzun ısısının ayarlanmasında da etkisi olan bir organdır. Peki, karaciğer yağlanması belirtileri nelerdir?

Karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinde yağ birikmesinden kaynaklanan yaygın karaciğer hastalıklarından bir tanesidir. Bazı durumlarda yaşamsal tehlike yaratmamasına rağmen, bu yağlanma orta ya da şiddetli seviyelere varan komplikasyonlara da neden olabilmektedir. Yağlı gıdaların tüketiminin dışında, aşırı alkol kullanımı gibi çeşitli etkenler karaciğer yağlanmasının görülmesine neden olabilir.

Karaciğer Yağlanması Nedir?

Bu hastalık, adından da anlaşılacağı gibi, karaciğerin normalin üzerinde yağlanması durumudur. Bu durum sonucunda karaciğerdeki yağ miktarı karaciğer ağırlığının %5’i ile 10’u arasında değişirse, karaciğer yağlanması denilen hastalık oluşur. Bu hastalık çoğu durumda herhangi bir belirti vermeyebilir ya da hiçbir komplikasyona neden olmayabilir. Fakat yağ birikmesiyle birlikte karaciğer bazı insanlarda sağlık problemlerine daha meyilli hale gelir. Bunun sonucunda ise karaciğerde karaciğer kanseri, karaciğer yetmezliği ve siroz gibi rahatsızlıklar gelişebilir. Hastalığın yaygın ve orta aşaması “basit karaciğer yağlanması” ya da hepatik steatoz derecesi olarak adlandırılır. Daha kötü olan bir sonraki aşama daha az sıklıkta görülür ve steohepatik olarak isimlendirilir.

Karaciğer yağlanması iki temel kategoride sınıflandırılır: Alkolik ve alkolik olmayan yağlı karaciğer. Alkolik olmayan yağlı karaciğer hiç alkol kullanmayan ya da çok düşük miktarlarda kullanan kişilerde görülen bir hastalıktır. Küçük miktarlarda alkol kullanımı karaciğer hastalıklarına neden olmayabilir, ama aşırı alkol tüketimi karaciğerin çalışmasını yavaşlatır ve karaciğer yağlanmasının görülmesine neden olabilir. Bunun yanı sıra yapılan çalışmalar genlerin de karaciğer yağlanmasında önemli rolü olduğunu göstermiştir. Yani bir kişide alkolizmin görülme ihtimali genler tarafından belirlenebilir. Alkolizm, bu hastalığın görülme olasılığını artırabilen diğer karaciğer problemleri, obezite ve yağlı beslenme gibi faktörleri bir araya getirmektedir.

Karaciğer Yağlanması Belirtileri Nelerdir?

Karaciğer yağlanmasının her iki tipide farklı şiddette olabilir. Öyle ki basit karaciğer yağlanması hayati risk taşıyan ya da şiddetli belirtilere sahip değildir. Bu tip karaciğer hastalığı, karaciğerde oluşan iltihaplanmayı daha da kötüleştirebilir. Hatta alkolik ve alkolik olmayan steatohepatik olarak adlandırılan karaciğer yağlanmasının oluşumuna neden olabilir. Karaciğer yağlanması bazen yorgunluk, sağ abdominal rahatsızlık, gözlerde ve ciltte sararma ve de ateş gibi belirtilere sahiptir. Steatohepatik, karaciğerde fibrozis ya da yara dokusunun oluşmasına da neden olabilir. Ayrıca sağ alt karın bölgesinde ara sıra ağrı ve yorgunluk dışında bulantı, ciltte soluklaşma (özellikle boyunda ve kolların alt bölümünde), kolay morarma, kanama ve karaciğer büyümesi gibi belirtileri de görülebilir.

Karaciğer yağlanması sonucu ortaya çıkan fibrozisler daha sonra karaciğer kanseri ya da karaciğer yetmezliğiyle sonuçlanan siroz hastalığını daha da kötüleştirebilirler. Yapılan çalışmalara göre, bir steatohepatikin siroza dönüşmesi 8 ile 15 yıllık bir zaman dilimi içinde gerçekleşmektedir. Bu süre zarfında hastalık sarılık, ödem, bacaklarda şişme, özofajal damarlarda kanama gibi belirtilerin oluşmasına neden olabilir. Basit karaciğer yağlanması belirtileri ise hiç fark edilmeyebilir. Karaciğer yağlanmasının bu türü genellikle şans eseri rutin kan testleri sonucu ya da chek-up ile fark edilebilir.   
Devamını oku...

Doğru Nefes Alma Teknikleri Nelerdir?

Yoga
Doğru nefes alma teknikleri üzerine konuşmadan önce, hatalı ya da doğru olmayan şekilde nefes almanın kalp ve damar hastalıkları ile sinir sistemi hastalıklarına neden olabildiğini belirtmek gerekir. Bu yüzden doğal nefes alışımızı doğru bilgilerle yeniden düzenlemek çok önemlidir.

Hepimiz sürekli olarak nefes almamıza rağmen, aslında çok az kişi doğru nefes alma teknikleri hakkında bilgiye sahiptir. Nefes almak, vücudumuzun yerine getirdiği en önemli fizyolojik özelliklerden biridir. Ayrıca doğru nefes almak, yeterli miktarda oksijen almamıza ve enerji seviyemizin daima yüksek olmasını garantiye alır. Bedenimiz ve zihnimiz birbirleriyle bağlantılıdırlar ve nefes için bu ikisi arasındaki köprüdür denilebilir. Bu nedenle, düzenli olarak yaptığımız nefes egzersizleri hem sağlığımız için faydalıdır hem de stres ve anksiyete seviyemizi düşürür. Doğru nefes alma teknikleriyle tüm vücudumuzu gençleştirebilir ve stresin vücudumuzdaki negatif etkilerini de ciddi oranda azaltabiliriz. Nefes alma tekniklerini öğrenmeden önce, günlük hayatımızda normal şekilde nasıl nefes almamız gerektiğine kısaca bakalım.

Nasıl Nefes Almalıyız?

Normal bir nefes döngüsü ritmik, yavaş ve derin nefes alış ve verişlerden meydana gelmelidir.
Öncelikle, ciğerlerimiz ile birlikte karnımızı da genişleterek yavaş ve derince nefes almalıyız.
Omuzlarımız biraz yukarıdayken, göğsümüz ve karnımızı havayla doldurarak başlamalıyız.
Sonrasında ise, aldığımız nefesin tamamını yavaşça vermeliyiz. Böylece doğru nefes döngüsünü tamamlamış oluruz.

Doğru Nefes Alma Teknikleri

Aşağıda söz edeceğimiz nefes egzersizleri en yaygın ve popüler olan Hint yogası teknikleridir. Bu teknikleri her gün doğru bir şekilde ve düzenli olarak yaparsak sağlığımızın, bağışıklık sistemimizin güçleneceğini ve gün boyunca yaptığımız işlerde çok daha canlı ve dinç olduğumuzu fark edeceğiz. 

Akciğer Nefesi

Bu nefes tekniği, ciğerlerimize alabildiğimiz kadar derin nefes alarak yapılır.
  1. Yavaşça derin bir nefes alınarak göğüs tamamen şişirilir. Bu yapılırken omuzlar hafifçe ileri itilmeli ve göğüs ileri doğru bir hareketle şişirilmelidir.
  2. Nefes tutulmadan tamamen dışarı verilir. Bu hareket her tekrarlandığında git gide daha da rahatlama sağlayacaktır.
  3. Bu esnada yüz kaslarına, omuzlara ve kollara aşırı baskı yapılmamalı ve bu bölgeler gergin olmamalıdır.
  4. Başlangıçta bu nefes egzersizi, 6 ya da 8 kez yapılmalı ve zamanla bu sayısı arttırılarak döngü 20’ye kadar çıkarılmalıdır.

Bu nefes tekniği, zihne ve vücuda yenilenme ve enerji sağlamak için oldukça yardımcı olan bir tekniktir ve özellikle ciltle ilgili rahatsızlıkların tedavisinde faydalıdır.

Değişimli Burun Deliği Nefesi

Bu teknik tek seferde bir burun deliğiyle yapılır ve sırayla diğer burun deliğinden nefes verilir.
  1. Başınızın ve boynunuzun rahat olabileceği düz bir yere uzanın. Derin bir nefes verin ve sağ başparmağınızı kullanarak sağ burun deliğinizi kapatın.
  2. Sonrasında sol burun deliğinizden yavaş ve derince bir nefes alın.
  3. Derin bir nefes aldıktan sonra, orta parmağınızı kullanarak sol burun deliğinizi kapatın ve nefesinizi yavaşça sağ burun deliğinizden verin.
  4. Sol burun deliğiniz kapalıyken, sağ burun deliğinizden nefes alın ve şimdi sol burun deliğinizden nefesinizi verin.
  5. Bu egzersizi 6 ile 8 kez aralığında tekrarlayın ve zamanla bu sayıyı gittikçe arttırın.
  6. Son olarak bu egzersize daima sol burun deliğinizle nefes alarak başlamanız gerektiğini unutmayın.

Hint yogasında pranayama da denilen bu nefes egzersizi, sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı ve arıtıcı etkilere sahiptir ve tüm vücudun yeniden şarj olmasına ve vücuda doğru enerji akışının sağlanmasına yardımcı olur.

Dış Nefes
  1. Bu nefes türünde derin bir nefes alınır ve sonra verilir. Bundan sonra ise nefes alınmadan bir süre durulur.
  2. Önce vücudunuz rahat bir pozisyonda olmalı ve derin ve yavaşça nefes almalısınız.
  3. Karın kaslarınızı daraltarak orta şiddette bir güç ile nefes tamamen verilir.
  4. Nefes 4-6 saniye kadar tutulur ve sonra tekrar nefes alınır
  5. Bu egzersiz 8 kez tekrarlanır ve zamanla nefes tutma süresi 10-15 saniyeye çıkarılır.

Nefes Egzersizinin Faydaları Nelerdir?
  • Doğru nefes alma teknikleri ile nefes almak, toksinleri vücuttan atmak için en önemli yollardan biridir.
  • Nefes egzersizleri bedeni ve zihni rahatlatmanın en önemli yollarından biridir ve gün içindeki stres, anksiyete ve kızgınlığı bizden uzaklaştırır.
  • Bağışıklık sisteminin güçlenmesine ciddi şekilde yardımcı olur. Çünkü vücut kandaki oksijen miktarını artırarak taşımak için daha fazla hemoglobin üretir. Bu da kanın kalitesini arttırır.
  • Beyne daha fazla oksijen gitmesini sağlayarak sinir sistemini geliştirir ve sinir sistemini rahatlatır.
  • Doğru nefes alma teknikleri ile nefes almak, yiyeceklerin daha iyi hazmedilmesi ve sindirilmesini sağlar ve bağırsak hareketlerine de yardımcı olur.



Devamını oku...

Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?

Kalp Krizi Belirtileri
Çağımızda kalp sağlığı denildiğinde herkesin aklına ilk gelen soru kalp krizi olmaktadır. Bu nedenle bu önemli konuya ayrıntılarıyla değinmek gerekmektedir. Kalp krizi belirtileri nelerdir?  Sorusuna değinmeden önce birçok hastalık belirtisinde olduğu gibi kalp krizinin de belirtilerinin hastadan hastaya farklılıklar gösterebileceğini unutmamakta fayda vardır. Bu nedenle de kalp krizi olmadan önüne geçmenin ya da erken uyarının, hastalığın hızla tanılanması ve tedavisinden daha önemli olduğunu da belirtmek gerekmektedir.

Kalp Krizi Neden Olur?

Kalbimiz, işlevini yerine getirebilmesi için yeterli miktarda oksijene ihtiyaç duyan bir organdır. Bu oksijen, kan aracılığıyla koroner atardamara ve oradan da kalp kaslarına ulaşmaktadır. Aşırı kilo, şeker hastalığı, yüksek kolesterol gibi hastalıklardan dolayı koroner atardamarların duvarlarında, kolesterol ya da kandaki yağın artıklarını içeren, plak adı verilen cisimler oluşmaya başlar. Bu süreç zaman içerisinde bu plakların damarın içerisinde kalınlığının gittikçe artmasına ve damardan geçen kan ve dolayısıyla oksijen miktarının da azalmasına neden olur. Bu sürecin bir sonraki aşamasında atardamarın duvarına biriken plaklar damarı zorlamaya başlayabilir ve bu da kan pıhtısı oluşumuna sebep olabilir. Son aşamaya gelindiğinde, bu kan pıhtısı kan akışını azaltmaya başlar ve kalp kasında bulunan dokulara yeterli kan ulaşamaz. Bu da kalp krizinin oluşma nedenleri arasında ilk sırada gelir.

Amerikan Kalp Birliğine göre, 45 yaşını aşmış olan erkeklerin çoğu kalp krizine karşı yüksek risk altındadır. Kadınlar ise, çoğunlukla 50 yaşını aştıklarında yani menopoz sonrasında risk altındadırlar. Bunun yanı sıra, kalp krizi çocuk denilebilecek daha küçük yaşlarda dahi oluşabilir. Sağlık uzmanları maliyeti ne olursa olsun, bu tip rahatsızlıklarda tıbbi yardım almaktan kaçınılmamasını önermektedirler.

Kalp Krizinin Nedenleri Nelerdir?
  • Yetersiz ve kötü beslenme
  • Sigara kullanımı
  • Kandaki oksijen seviyesinin düşük olması
  • Kalbin, aşırı şekilde, yüksek hızda atması
  • Tiroit hormonuna fazla maruz kalınması
  • Düşük tansiyon
  • Aşırı gerginlik ya da anksiyete
  • Kansızlık (Anemi)
  • Egzersiz yapmamak
  • Yaş faktörü

Kalp Krizinin Belirtileri Nelerdir?

Şiddetli Göğüs Ağrısı
Bazı kalp krizi vakalarında şiddetli göğüs ağrısı görülmese de kalp krizinin başlangıç aşamasından sonra bir süre görülüp ortadan kaybolabilir. Zorlanma ya da huzursuzluk çoğunlukla göğsün ortasında görülür ve birçok kişi de bunu ihmal ederek bu hissin nedenini anksiyete ya da hazımsızlığa bağlar. Diğer taraftan bazı insanlarda bu rahatsızlık kendisini baskı, sıkıştırma, doymuşluk ve göğsün tam merkezinde şiddetli ağrı ile gösterir. Unutmamak gerekir ki, bu ağrı doğası gereği hafif ya da şiddetli şekilde görülebilir. Son olarak göğüsteki ağrı bazı durumlarda kollara da yayılabilir. Özellikle kalp krizinin sol kolu etkilediği görülmüştür. Bunun nedeni ise, kriz boyunca sol göğüsten çıkan ağrının omuza ve oradan da sol kolda bulunan kol atardamarına ulaşmasıdır.

Bedenin Üst Bölümünde Ağrı
Boyun, çene, sırt, dişler ya da kollarda ağrı görülmesi yaygın bir fenomendir. Bu belirtiler günlük hayatımızda da sıkça karşılaşabileceğimiz ağrılardır. Ama bu ağrılar aynı zamanda kalp kriziyle ilişkili olabilecek yaygın belirtilerden de biridir. Kalp krizinde bazen göğüs ağrısı görülmese bile, bedenin diğer bölgelerindeki ağrılar oldukça rahatsız edicidirler.

Midede Ağrı
Bir diğer yaygın belirti ise, midede görülen ağrıdır. Genellikle mide ağrıları çok önemsenmez ve farklı nedenlerle oluştukları düşünülür. Kalp krizi yaşandığı anda, göğüs bölgesinde görülen ağrı yavaşça aşağı doğru kayarak mide ağrısının oluşmasına neden olur. Ayrıca bu ağrıya mide ekşimesi ya da reflü de eşlik edebilir.

Nefes Darlığı
Bu belirti kalp krizi için çok önemlidir ve nefes darlığının, sayılan diğer belirtilerden önce oluşan, kalp krizinin vücutta oluşan ilk belirtisi olduğu düşünülmektedir. Eğer kesik kesik ya da kısa kısa soluduğunuzu fark ettiyseniz, derince bir nefes almayı deneyin. Eğer, derin bir nefes almakta zorlanıyorsanız bunun nedeni kalbe yeterli miktarda kan ulaşmamasından kaynaklanabilir ve sonuç olarak koroner atardamarınız tıkanmış olabilir.

Bayılma Hissi, Mide Bulantısı, Terleme
Diğer bir yaygın belirti ise terlemedir. Ancak bu terleme genellikle soğuk terleme olarak tabir edilen cildin üzerindeki terin soğuk ve nemli olmasıdır. Terlemenin yanı sıra bayılma hissi, kusma ve mide bulantısı da görülebilir.

Kaygılı Ya Da Huzursuz Hissetmek
Kalp krizi geçirmiş olan çoğu insan, sanki bir panik atak yaşıyormuşçasına, kriz sırasında aşırı derecede huzursuz hissettiklerini dile getirmişlerdir. Ancak sağlık uzmanları ise kalp krizi süresince rahat olunmasını ve minimum düzeyde hareket edilmesini önermektedirler.  

Aklınızda Bulunsun!

Kalp krizini önlemek için her gün düzenli olarak egzersiz yapmalı ve yüksek tansiyon ile kolesterol arasındaki dengeyi sürdürebilmek için özellikle lif bakımından zengin olan sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmelisiniz.

Yukarıda söz edilen belirtilerinden bir veya birkaçının sizde olduğunu düşünüyorsanız zaman kaybetmeden mutlaka bir kalp doktora gidiniz.

Son olarak unutulmamalıdır ki Amerika Birleşik Devletlerinde yaklaşık olarak 1.1 milyon kişinin kalp krizinden mustariptir. Bunların arasından 460.000 vaka çok kötü sonuçlanmıştır. Ayrıca, ölümle sonuçlanan kalp krizi vakalarının çoğu, hasta acil servis bölümüne ulaştırılmadan önce kalbin ventriküler fibrilasyondan, kalbin pompa görevinden çıkıp sadece küçük titreşimler halinde atması, dolayı yaşanmıştır.     
Devamını oku...

Migren Neden Olur?

Migren Türleri
Migren neden olur? Sorusu aslında bu rahatsızlıktan muzdarip olan hastalar tarafından olduğu kadar bu alanda çalışan birçok bilim insanının da merak ederek araştırdığı bir sorudur. Migren neden olur? Sorusunun yanıtı tam olarak bilinmemekle birlikte, bu hastalığa beyindeki kan akışı, kimyasallar ve sinir sinyallerindeki geçici değişiminin beyinde yarattığı anormal aktivitenin neden olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak, migrenin ne olduğunu bilmeyenler için ise migrenin kısa bir tanımını yaparak migren nedir? Sorusunu cevaplayacak olursak; migren, beyinde yukarıda söz edilen değişimler sonucunda oluşan, ağrısı saatler hatta günler sürebilen şiddetli baş ağrısı ve zonklama olarak tanımlanabilir.

Migreni Neler Tetikler?
  • Alerjiler ve alerjik reaksiyonlar
  • Parlak ışıklar, yüksek ses, duman altında kalan odalar, sıcaklık değişimleri, güçlü kokular ve keskin parfüm kokuları
  • Stres, tansiyon, anksiyete, heyecan, depresyon
  • Fiziksel tetikleyiciler; egzersiz, jet lag, yorgunluk
  • Uyku düzeninin değişmesi ya da düzensiz uyku
  • Sigara içmek veya sigara dumanına maruz kalmak
  • Öğün atlama ya da düşük kan şekerinin neden olduğu perhiz
  • Alkol
  • Hormonal tetikleyiciler; aybaşı döngüsünde dalgalanma, doğum kontrol hapları ve menopoz
  • Stres kaynaklı baş ağrıları

Migreni tetikleyen yiyecekler: Tiramin içeren kırmızı şarap, eski kaşar, tütsülenmiş balık, tavuk ciğeri, incir, bazı fasulyeler, monosodyum glutamat ve domuz pastırması, sosisli sandviç, salam gibi nitratlar

Migreni tetikleyen ilaçlar ise, uyku hapları, doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi

Migren Türleri Nelerdir?

Abdominal Migren
Bu migren tipi 5-9 yaş aralığındaki çocuklarda daha sık görülür ve bu migrene ateşli karın ağrısı eşlik eder. Diğer migren türleri ile ilişkili olan yaygın belirtileri; bulantı, kusma ve ishaldir. Abdominal migrenin görüldüğü çocuklarda genellikle göbek bölgesinde de ağrı yaşanır. Bu hastalığın görüldüğü çocukların büyük kısmında ilerleyen yaşlarda da migren devam edebilmektedir.

Baziler Migren
Bu migren türünün en tipik belirtisi başın arka kısmında şiddetli ağrıya neden olmasıdır. Baziler migren genç yetişkinlerde gözlenir ve bu rahatsızlığa çoğunlukla vertigo’da eşlik eder. Vertigo, yürümede zorluk çekilen, özellikle kapalı alanda çevresindekilerin döndüğü hissini veren bir tür baş dönmesi olarak tanımlanabilecek bir rahatsızlıktır. Bu migren türü genellikle kalıtımsaldır ve hastalık, geçmişte mutlaka bir aile bireyinde vardır.

Klasik Migren
Klasik migren, bir baş ağrısıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri, gözlerin arkasında flaş patlamasını andıran ışıklar, mide bulantısı, gözlerde ağrı, yorgunluk ve genellikle başın yan bölgelerinde ağrıdır. Aurasız migren ve baziler migrenler genellikle klasik migren olarak teşhis edilirler. Ayrıca bu hastalığın neden olduğu şiddetli baş ağrıları ise ağrı kesici ilaç kullanarak tedavi edilirler.

Menstürel Migren
Bu migren türü kadınlarda aybaşından önce ya da sonra görülebilen bir migren türüdür. Bu migren tipinin görülmesinin en büyük nedeni ise, vücutta görülen hormonal değişimlerdir. Oral kontraseptifler ve hormon replasman terapisi için kullanılan ilaçlar bu hastalığın ve baş ağrısının oluşmasına neden olabilir.

Oftalmoplejik Migren  

Bu tip migrene gözlerdeki şiddetli ağrı neden olur. Bazı durumlarda baziler migrenler, gözlerde yoğun ağrı varsa, bu kategori altında sınıflandırılabilirler.
Devamını oku...

Diş Nasıl Fırçalanmalıdır?

doğru diş fırçalama teknikleri
Diş nasıl fırçalanmalıdır? Sorusu her ne kadar ilk duyulduğunda garip bir soru gibi görünse de aslında diş sağlımız açısından çok önemli bir sorudur. Bunun nedeni, diş fırçalama yöntemleri açısından değerlendirildiğinde birçok kişinin çocukluğundan beri dişlerini yanlış şekilde fırçalamasından kaynaklanan diş çürüğü oluşumları ve diş sağlığıdır. Unutmamak gerekir ki ağız ve diş sağlığının temeli düzenli ve günde en az iki kez doğru teknikle dişlerin fırçalanmasından geçmektedir. Bunun yanı sıra dişlerimizi doğru diş fırçalama tekniği ile fırçalayarak diş çürükleri, diş eti çekilmesi ve tartar oluşumu gibi sağlık sorunlarının da önüne geçmiş oluruz.

Peki, çoğu kez günlük yaşamın temposu içerisinde ya yeterince önem verilmeyen ya da üzerinden hızla geçilen doğru diş fırçalama tekniği nedir? Şimdi bu konu üzerinde daha detaylı olarak durarak konuya maddeler halinde değinelim.

  • İlk olarak dikkat edilmesi gereken noktaların başında nasıl bir diş fırçası seçmemiz gerektiği konusu gelmektedir. Diş fırçası seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, fırça üzerinde yeterli sayı ve sıklıkta kıl olması ve fırçanın üzerindeki kılların yumuşak olmasıdır.

  • Doğru diş fırçasını seçtiysek şimdi sıra fırçanın üzerine küçük bir miktar diş macunu koymaya geldi. Diş macunlarının büyük bölümünde florür bulunmasından dolayı, diş fırçalarımızın üzerinde bolca değil de küçük miktarlarda diş macunu sürmeliyiz.

  • Diş fırçalarken dikkat etmemiz gereken önemli noktalardan biri ise, diş fırçamızı dişimize doğru açıyla temas ettirmektir. Bu açı, 45 derecelik bir açıdır. Bunu tarif etmek gerekirse, diş fırçamızın sapının yanağımıza paralel değil de bir miktar aşağı yönde olmasını örnek verebiliriz. Böylelikle, diş fırçası üzerindeki kıllar hem dişlerimize hem de diş etlerimize temas ederek her ikisinin de temizlenmesini sağlayacaktır. 
    Doğru diş fırçası nasıl seçilir

  • Arkadaki dişlerimizi fırçalarken, diş fırçamızı aşırı bastırmadan diş yüzeyi üzerinde soldan sağa ve tekrar sağdan sola, adeta yemek artıklarını süpürürcesine, dişlerimizi fırçalamalıyız.

  • Arka dişlerin yanağımıza bakan kesimlerini de nazikçe temizledikten sonra, diş fırçalarken ki en önemli adım olan ön dişlerin fırçalanmasına geçilmelidir. Bunun nedeni, ön dişlerin arasındaki bölgelerde boşlukların olma ihtimalinin arka dişlere göre daha yüksek olmasıdır.

  • Ön dişlerimizi fırçalarken aşırı baskı uygulamadan fırçalamamız gerekir; çünkü ön dişlerimizde aşınma arka dişlerimize göre daha fazladır.  Ön dişleri fırçalarken doğru teknik, fırçalamaya ön dişlerimizin üst diş etiyle birleştiği en üst nokta ile alt dişlerimizin diş etiyle birleştiği en dip nokta arasında fazla bastırmadan fırçalamaktır. Bu şekilde plaklar diş eti çizgimizden uzaklaşmış olacaklardır. Ayrıca diş eti kanaması veya diğer diş eti hastalıklarının da oluşumu önlenmiş olacaktır.

  • Son olarak, dişlerimizi fırçalarken diş etlerimize de masaj hareketleri yaparak dişlerimizi fırçalamamız gerekir. Bu hareket, basınç uygulamadan yukarı aşağı ve dairesel hareketlerle dişlerimizi fırçalamaktır. Bu hareketler diş etlerimizdeki kan dolaşımının düzenlenmesine de katkı sağlayarak diş etlerimizi daha sağlıklı hale getirir.
Devamını oku...

Beyaz Çay Zayıflatır mı?

Beyaz çay
Beyaz çay, ticari ve sık kullanılan çaylara sağlıklı bir alternatif olan ve fiziksek olarak vücudu rahatlatabilen bir çaydır. Çin çayı çeşitlerinden biri olan beyaz çay aynı zamanda sağlığa faydalarıyla da ünlenmiş bir çaydır. Peki, beyaz çay sağlığa faydalarının yanında aynı zamanda zayıflama üzerinde de etkili bir çay mıdır?

Beyaz çay, çay ailesinin az bilinen çeşitlerinden ve hızla popüler olmuş çaylarından bir tanesidir. Bu çay, siyah ve yeşil çaylarda da aynı isimle kullanılmakta olan Camellia sinensis bitkisinden hazırlanmaktadır. Beyaz çayın hazırlanmasında tomurcuklar olduğu kadar ince ve genç yaprakları da kullanılmaktadır.

Beyaz çay, özellikle diğer çaylarla kıyaslandığında, minimum düzeyde işlemden geçen bir çaydır. Bu yüzden de bu çay oldukça karakteristik bir lezzete ve aromaya sahiptir. 2009 yılında Almanya’da bir grup bilim insanı tarafından beyaz çayın insan vücudundaki yağ seviyesini nasıl etkilediğiyle ilgili olarak bir çalışma yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda beyaz çayın, diğer çaylara göre daha az işlenmiş ve daha doğal olmasından dolayı, içerisinde bulunan polifenol ve kafeinin insan vücudu için daha faydalı etkilere sahip olduğu belirtilmiştir. Buna ek olarak, beyaz çay hücrelerin bölünmesine katkı sağlamasından dolayı ve içerisindeki bileşenler sayesinde vücutta yeni yağ hücrelerinin oluşumunu önlediği de gösterilmiştir.

Kilo Vermek İçin Beyaz Çayın Faydaları

Beyaz çay faydaları arasında yukarıda da değinildiği gibi en dikkat çeken özellik bu çayın vücutta yeni yağ hücrelerinin oluşmasını engelleyici etkileri olmasıdır. Fakat burada önemli bir nokta ise, beyaz çayın mucizevi etkiler yarattığı söylentilerine itibar edilmemesi gerektiği gerçeğidir. Çünkü beyaz çay netice olarak bir çaydır ve beslenme ve spor yapılmadığı sürece etkileri sınırlı seviyede kalacak bir içecektir. Peki, gerçekten de beyaz çay zayıflatır mı? Şimdi hep birlikte bu iddiayı destekleyen argümanlara göz atalım.
  • Beyaz çay, kendiliğinden tatlı ve lezzetli bir çaydır. Bu özelliği çayı tatlandırmak ya da lezzet katmak için şeker, süt ya da herhangi bir tatlandırıcı ilave edilmesini engeller. Bu sayede beyaz çayı, normal çay tüketiminizin yerine koyarak şeker kullanma ihtiyacımız ortadan kaldırabilir. Bu da bizi orta vadede şeker kullanımının neden olduğu kilolardan kurtarır.

  • Beyaz çayın sağlığa faydaları hakkında söylenebileceklerden bir diğeri ise, dolambaçlı bir yol olsa bile, bireysel olarak kilo vermeye yardımcı olmasıdır. Beyaz çay tansiyonun düşürülmesine de yardımcı olur ve kalbin çalışma koşullarını iyileştirir. Kalbimiz, vücudumuzun düzgün çalışmasından sorumludur. Bu yüzden daha sağlıklı bir kalp, daha etkili bir çalışma anlamına da gelir.

  • Beyaz çay faydaları arasında belki de en çok tercih nedeni bu çayın doğal bir iştah kesici olmasıdır. Bu çayın tüketimi gün içinde otomatik olarak öğünlerde yenilen miktarın ve atıştırmalıkların azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Bu çaydan günde bir fincan içilmesi açlık hissini bastırarak yerine tokluk hissinin oluşmasına büyük katkı sağlamaktadır. Bunun bir faydası da yemekte midenizin daha az dolması ve posiyonlarımızın zamanla küçülmesidir.

  • Beyaz çay, zengin bir polifenol kaynağıdır. Bu küçük kimyasallar vücudumuzun metabolizmasının hızlı çalışmasına yardım ederler. Yani kaloriler çay sayesinde yakılır ve daha etkin kullanılırlar. Bu da daha hızlı ve etkili kilo verilmesini sağlar. Tüm bunlara ek olarak, beyaz çay ayrıca vücuttaki kolesterol seviyesinin düşürülmesine de yardımcı olan bir içecek olarak dikkat çekmektedir.

Devamını oku...

Elektronik Sigara Zararlı mıdır?

elektronik sigara nedir
Elektronik sigaranın zararları konusu belki de son birkaç yılın en sık sorulan sorularından biridir. Dünyada ve ülkemizde gittikçe yaygınlaşan elektronik sigara kullanımı bir anlamda sigarayı bıraktırma amacından uzaklaştırılmış ve kendi içerisinde ayrı bir bağımlılar grubu oluşturmuştur. Yapılan çalışmalar, gerek internette gerekse de diğer yazılı ve görsel medyada normal sigaradan daha güvenli olduğu ifade edilen bu ürünlerin aslında iddia edildikleri kadar da masum olmadıklarını göstermektedir. Peki, iddia edildiği gibi gerçekten de elektronik sigaralar sağlığa zararlı mıdır?

Elektronik Sigara Nedir?

E-sigara da denilen elektronik sigaralar ya da elektronik nikotin gönderme araçları aerosolün içe çekilmesi yoluyla insanlar tarafından kullanılan ve pille çalışan, genellikle nikotin ve çeşitli aromalar içeren (ki içermeyenleri de vardır) cihazlardır. Bu cihazlar aynı zamanda günlük hayatta kullandığımız USB bellekleri ya da dolma kalemleri de şekil olarak andırmaktadırlar.

Elektronik Sigara Nasıl Çalışır?

Elektronik sigaralar 4 farklı parçadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki içine sıvı haldeki aroma, nikotin ve diğer kimyasalları alabilen kartuş bölümüdür. İkinci parça atomizerdir. Üçüncü parça güç kaynağı yani pildir. Son parça ise ağızlık bölümüdür.
Çoğu elektronik sigara bataryadan aldığı ısıyla ilk çekimi sağlar, öyle ki bu aşamada kartuşun içindeki sıvı karışım buharlaşır ve kişi aerosolü içine çekerek elektronik sigarayı kullanır.

Elektronik Sigara Sağlığa Zarar Verir mi?

Elektronik sigara üreticileri katranın yanı sıra geleneksel tütün ürünlerinde tütünün yanmasından dolayı üretilen kanser yapıcı bileşenlerin sağlık için en zararlı içerikler olduğunu ve bu maddelerin elektronik sigaralarda bulunmadığını iddia etmektedirler. Fakat genellikle elektronik sigara kullanımındaki nikotinin solunmasıyla ilişkili olan sağlık risklerinden çoğunlukla söz edilmemektedir. Elektronik sigaralar propilen glikoldeki çözünmüş nikotini içermektedirler. Nikotin, doğası gereği aşırı bağımlılık yapıcı bir maddedir ve kalp ve akciğerler gibi hayati organlar üzerinde olumsuz fizyolojik etkilere sahiptir. Bu nedenle FDA yani Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, elektronik sigaraları ilaç dağıtım cihazları kategorisinde tanımlamaktadır.

Elektronik sigaraların güvenilirliği ile ilgili olarak yapılmış çalışmalarda bazı markalar tarafından önerilen e-sigaralarda nitrozamin ve dietilen glikol var olduğu saptanmıştır. Bu kimyasallar insanlarda temel sağlık risklerinin ortaya çıkmasına neden olabilirler. Ayrıca etiketlerin üzerinde belirtilen nikotin miktarları da güncel nikotin miktarıyla tam olarak örtüşmemektedir. Bu sigaralarda tat veren ya da aroma tadı veren ajanların kullanımı, genç kitleleri hedefleyerek satışları arttırmak için kullanılan bir pazarlama yöntemidir. Hatta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sigarayı bırakma cihazı olarak elektronik sigaraya kitlelerin yönlendirilmesini durdurmak için üretici ve pazarlamacılara yönelik olarak bir yönerge yayımlamıştır. Elektronik sigaraya ilişkin en büyük sorunların başında nikotin bağımlılığına sebep olması ve kullananlarda “nikotin zehirlenmesi” olarak bilinen sağlık sorunları vakalarında artışa neden olabilecek olmasıdır.
Devamını oku...

Diş Eti Çekilmesi Nedir?

Diş eti çekmesi
Diş eti çekilmesi hastalığı belirtilerinden ilki, diş çevresinde bulunan diş eti dokusunda görülen azalmadır. Bunun yanı sıra normalde dişin üst kısmında olması gereken diş eti çizgisinin hastalıkla birlikte aşağıya doğru inmesi de hastalığın tipik belirtilerinden biridir. Diş eti çekilmesi hastalığı, yaşlanma sürecinin normal bir parçası olarak değerlendirilen bir rahatsızlıktır. Bu hastalık genel olarak 40 yaşının üzerindeki yetişkinlerde görülmekle birlikte bazı insanlarda farklı faktörlere bağlı olarak çocukluk çağında da başlayabilir.

Diş Eti Çekilmesinin Belirtileri Nelerdir?

Eğer diş eti çekilmesi hastalığının olup olmadığı anlaşılmak isteniyorsa, buna dişlerin üst kısmına yakın diş eti çizgilerini kontrol ederek başlamak gerekmektedir. Eğer diş eti çizgisinin altında bir çentik hissediyorsanız, bu diş eti çekilmesinin başladığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Öyle ki bu durum sağlıklı dişlerinizin çürümesini de hızlandırabilir.

Dişlerinizi fırçalarken diş etlerinizde kızarma, şişme ve acıma hissi oluşabilir. Ayrıca dişleriniz eskisine göre daha zayıf hale gelebilir.

Sıcak ya da soğuk bir şeyler yerken ya da içerken dişlerinizde sızlama hissediyorsanız yine bu da diş eti çekilmesini işaret edebilecek belirtilerden biridir.

Diş etlerinizin normalden daha uzun göründüğünü ve diş etlerinizde kasılmanın başladığını hissediyorsanız dişlerinizde diş eti çekmesi görülme ihtimali oldukça yüksektir.

Diş Eti Çekilmesinin Nedenleri Nelerdir?

  • Genetik ve kalıtsal nedenler
  • Diş fırçasının dişleri aşındırması ya da dişlerin bastırılarak sert biçimde fırçalanması
  • Diş eti ile ilgili hastalıklar
  • Düzenli şekilde diş ve ağız bakımının yapılmaması
  • Diş eti çizgisinde aşırı plag oluşumu
  • Kadınlarda hormonsal değişimler
  • Çarpık dişler
  • Sigara kullanımı
  • Ağız içi ya da çevresine takılan piercingler
  • Kötü beslenme, stres ve uyku bozukluğu


Diş Eti Çekilmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Fosfor, magnezyum, kalsiyum, B vitamini, C vitamini gibi besin takviyeleri diş eti dokularının onarılması ve çürümenin engellenmesi için uzman bir hekim tarafından reçeteyle yazılabilir.

Dişçiniz dişlerinizin maruz kaldıkları aşırı hassasiyeti gidermek için, orta florüdlü diş macunu ya da hassaslaşmış bölgeye sürülmesi için ağız merhemi yazabilir.

Dişlerde plag oluşması durumunda, dişlerin düzenli olarak temizlenmesi önerilmektedir. Amalgam ya da altın gibi kompozit rezinler veya diğer metal dolgular bir dişçi tarafından dişe uygulanabilir.

Diş eti çekmesi hastalığının giderilmesi için popüler yöntemlerden biri de dişlerin alt bölümünde oluşan boşlukların koruyucu materyal ile doldurulmasıdır.

Diş Eti Çekilmesine Karşı Koruyucu Önlemler

  • Dişler olabildiğince yumuşak uçlu diş fırçalarıyla dişe baskı uygulamadan, hafif bir süpürme hareketiyle, fırçalanmalıdır.

  • Uzun dönemde diş fırçalanırken yatay fırça dokunuşlarından kaçınılmalıdır. Yukarı aşağı hareketlerle diş fırçalanırken fazla bastırılmadan dişler nazikçe fırçalanmalıdır.

  • Diş fırçalamak kadar diş ipi kullanımının da çok önemli olduğu ve diş eti çekilmesinin yavaşlatılması ve önlenmesinde etkili olduğu unutulmamalıdır.

  • Diş gıcırdatma ve farkında olmadan dişlerin birbirine baskı uygulamasının önüne geçilmelidir.

  • Diş etlerine karanfil yağı uygulanması ve tuzlu su ile ağzın düzenli olarak gargara yapılması, bu hastalığın doğal yollarla diş etlerinize vereceği zararın minimum düzeyde tutulması için uygulanması gereken yöntemlerden biridir.
Devamını oku...
Copyright © 2016-2017 Tüm Hakları Saklıdır. Her türlü iletişim için: news.saglik@yandex.com