6 Eki 2018

Homosistein Nedir? Neden Çok Önemlidir?


Homosistein Önemi



Homosistein kelimesini hayatınız ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Fakat bu yazımızı okuduktan sonra doktorunuzdan homosistein seviyenizi içeren tahlil isteyeceğinizi söyleyebiliriz. Peki, nedir bu homosistein? Ve daha da önemlisi homosistein neden çok önemlidir? Hazırsanız başlayalım…


Homosistein, kanda yaygın olarak bulunan bir aminoasittir. Homosistein genellikle vücuda dışardan aldığımız gıdalardan geçer ve en çok da ette bulunur. Homosistein seviyesini bu kadar önemli yapan şey ise, homosistein seviyesinin yüksek olmasının kalphastalıkları ve felç açısından risk taşıdığımız anlamına gelmesidir.  Bunun altında yatan neden ise aslında homosisteinin, metabolizmamızdaki hasarlı ya da arızalı protein üretimi anlamına gelmesidir. Dolayısıyla yüksek homosistein seviyesi arızanın da yüksek olduğu anlamına gelmektedir.  

Şimdi bu seviyenin yüksek olmasının taşıdığı anlamlara biraz daha yakından bakalım.




Yüksek Homosistein Seviyesi Ne Anlama Gelir?

Yüksek homosistein seviyesinin arter duvarlarına zarar vererek kalp damarlarında plak oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir. Yüksek seviyelerdeki homosistein ayrıca kandaki trombositleri etkiler ve pıhtı oluşum riskini arttırır. Fakat bu seviyenin yüksek olmasının kardiyovasküler hastalıklara neden olabileceği hususunda uzmanlar henüz ortak bir mutabakata varamamışlardır.  

Bunlara ek olarak, yüksek homosistein seviyesinin Alzheimer hastalığının görülme riskini ikiye katlayabileceğine yönelik olarak da bazı kanıtlar sunulmuştur.





Homosistein Neden Yükselir?

Peki, homosistein seviyesini neler yükseltir? Diye bir soru sorarsak verilebilecek yanıt çok açık nettir: Homosistein seviyesi, yapraklı sebzeleri ve meyveleri az tüketen ve normalden fazla hayvansal protein (et) yiyen insanlarda çok daha yüksek olma eğilimindedir. Öyle ki yapraklı sebzelerde bulunan folik asit ve diğer B Vitaminleri fazla homosisteinin vücuttan atılmasına yardımcı olan unsurlardır.


Tabi bu noktada önemli bir ekleme yapmak gerekir. Beslenmeyle homosistein seviyesinin yüksekliği bağlantısına ek olarak, homosistein vücudumuzda bir başka aminoasit olan metiyonin tarafından da üretilir. Metiyoninin temel fonksiyonlarından biri hücresel tepkimeler için metil gruplar sağlamasıdır. Bir metil grup, 3 hidrojen ve 1 karbon atomlarını meydana getiren kimyasal bir bölümdür. İşte bu aşamada bir metiyonin hücresel reaksiyon için bir metil grup oluşturduğunda, homosistein de oluşur.
Bu ilişki, kalp hastalıkları ve homosistein arasındaki tartışmanın devam ettirecek gibi görünmektedir.
Şimdi ise homosistein ile ilgili aklınıza gelebilecek bazı sorulara yanıtlar verelim.



Homosistein Yüksekliği Kalp Krizi Riskini Arttırır mı?

Bu konu hâlâ doktorların tam olarak emin olamadıkları bir durumdur. Tabi bunun yanı sıra birçok fitoterapist bu seviyenin yüksek olmasının kalp hastalığına neden olabileceğini söylemektedir. Ancak arter hasarı ile yüksek homosistein arasında bir ilişki olduğu da ortadadır. Bu nedenle homosistein seviyenizin olması gereken referans arağında olması sağlığınız için iyi olacaktır.



Homosistein Seviyemiz Kaç Olmalıdır?

Normalde Homosistein seviyesinin en fazla 15 µmol/L olması ifade edilir. Ancak birçok uzman bu oranın yüksek olduğunu ve en ideal aralığın 4.4-10.8 µmol/L arasında olması gerektiğini ifade etmektedirler.   


homosistein



Yüksek Homosistein Seviyesinden Nasıl Korunulur?

Homosistein seviyeniz yüksekse, bu seviyeyi normal aralığa çekmeniz sağlığınız için çok önemlidir. Korunmak için hem diyete başvurmalı hem de egzersiz yaparak hareketsiz yaşama en azından bir süre ara vermelisiniz. Ayrıca alkol kullanıyorsanız bir süre buna da ara vermeniz gerekecektir. Diyet yani beslenmenizle ilgili olarak nasıl beslenmeniz gerektiğini uzman bir doktorlar görüşmeniz yerinde olacaktır.



Yüksek Homosisteinin Konvansiyonel Tedavisi Nedir?

Burada konvansiyonel ile kastedilen geleneksel tedavi yöntemleridir. Sebze ve meyve ağırlıklı, folik asit ve B Vitaminleri açısından zengin besinler tüketerek homosistein seviyenizi düşürmenin dışında, bu seviyeyi düşürmek için herhangi bir tedavi yoktur.



Homosistein Seviyemi Nasıl Öğrenebilirim?

Homosistein seviyesi kan testlerinin karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu test normalde rutin olarak yapılan bir test değildir. Ayrıca her hastanede de yapılmamaktadır. Bundan dolayı özel bir hastanede kendiniz talep ederek bu testi yaptırabilirsiniz.



B vitamini ve homosistein seviyesi



Yüksek Homosistein Seviyesini Başka Nasıl Düşürülebilirim?

Bunun için birçok uzman standart günlük beslenmemizin dışına çıkarak bazı vitaminler açısından ağırlıklı beslenmemizi önermektedirler. Bunlar B Vitaminleri, özellikle folat yönünden çok zengin bir kaynak olan yeşil renkteki sebzeler, portakal suyu ve fasulyedir. Ayrıca stresimizi de yönetmemiz ve kontrol altında tutmamızda oldukça önemlidir. Eğer bu vitaminleri gıdalardan alamıyorsak, doktorunuz tavsiye ederse, besin takviyelerinden de faydalanmak mümkündür.



Homosistein neden önemlidir? Sorusuna parça parça yanıtlarla genel bir cevap vermeye çalıştığımız makalemizin burada sonuna geldik. Eğer konuyla ilgili aklınıza herhangi bir şey takılırsa, ya da bir öneride/eleştiride bulunmak isterseniz, lütfen yorum bölümünde belirtiniz.  



Kaynaklar

*
**
Devamını oku

29 Eyl 2018

Diş Çürüklerini Önleyen 20 Harika Besin

Diş sağlığınızı koruyabilmek için uzak durmanız gereken bazı besinler bulunmaktadır. Diş minesine zarar verecek kadar katkı maddesi içeren besinler ve asitli içecekler bunların başında gelmektedir. Diş sağlığınızı korumak için bu tür yiyecek ve içeceklerden uzak durmalısınız. Aynı zamanda diş sağlığınız için bolca tüketmeniz gereken besinler de vardır. Bu besinler, diş çürüklerinizi önlemek ve dişlerinizi güçlendirmek için çok önemlidir.




Bu besinleri tüketmenin yanında, sağlıklı dişlere sahip olmak için dişlerinizi günde 3 defa fırçalamalı ve düzenli olarak diş ipi kullanmalısınız.


Gün içinde asitli ve aşırı kafein içeren içeceklerden de uzak durmalısınız. Sizler için diş çürükleri ile mücadele eden 20 harika besini bir araya getirdik;


dişe iyi gelen besinler



Yeşil elma: İçeriğinde bulunan mineral ve vitaminler sayesinde dişleri ve diş minesini güçlendirir. Böylece çürüklerin oluşumunu engeller.


Limon: Dişlere parlaklık kazandırır ve bakterilerin oluşumunu engeller. Böylece daha sağlıklı dişlere sahip olmanızı sağlar.


Karanfil: Isırıldığı zaman, diş minelerini güçlenmesini sağlar ve diş eti kanamalarını azaltır. Her yemekten sonra ağzınızda bir tane karanfil çiğnemeyi alışkanlık haline getirirseniz, zamanla farkı görebileceksiniz.


Süt ve Süt ürünleri: Bu besinlerin içinde bulunan kalsiyum ve fosfor diş minesini korur ve yeniler. Bu noktada yoğurt çok önemli bir yere sahiptir. Yoğurt yüksek miktarda kalsiyum içerdiği için diş sağlığına çok iyi gelmektedir.



fındık ve diş sağlığı



Fındık: Fındığın yapısında her besinin içinde olmayan özel bir yağ vardır. Bu yağ, diş etini ve diş yapısını besler. Bu nedenle diş eti kanamalarını engellemek ve diş hassaslığını azaltmak için günde 5 tane fındık tüketebilirsiniz.


Balık: Balık çok önemli bir protein kaynağıdır. Yapısında bulunan fosfor ve mineraller sayesinde hem sağlıklı beslenecek hem de sağlıklı dişlere sahip olacaksınız. Haftada üç kez balık tüketmek, hem metabolizmaya hem de insan sağlığına büyük katkı sağlar.

Armut: Armut, hem tatlı isteğini azaltır hem de dişe sağlık verir. Armut, ağızdaki tükürüğün salgılanmasını arttırır ve böylece bakteri oluşumunu en az seviyeye indirir.


Kuruyemişler: Kuruyemişlerin içerisindeki yağlar, dişlerin gereksinim duyduğu her şeyi sağlamaktadır. Bu yağlar, çiğnedikçe besinden çıkarak adeta bir zar gibi dişlere yapışır ve onları koruyarak bakterilerin oluşmasını engeller.


Kereviz: Kereviz pek sevilen bir sebze olmamakla beraber sert bir sebzedir. Bu nedenle yutabilmek için iyice çiğnemek gerekir. Kerevizi çiğnerken tükürük bezleri fazladan çalışmaya başlar ve bakteriler de etkisiz hale gelir.


kivinin dişlere faydası



Kivi: Kivi en çok sevilen meyvelerden biridir. Bunun nedenlerinden birisi de diş etleri için çok sağlıklı olmasından dolayı olabilir. Diş ve diş etleri vitamin eksikliğinden dolayı hassaslaşmaktadır. İşte böyle durumlarda, içerisinde bol miktarda C vitamini bulunduran bu meyveyi tüketebilirsiniz. Yeterli miktarda C vitamini aldığınız zaman dişleriniz gayet sağlıklı olacaktır.


Yeşil çay: Bu çay genellikle rahat uyku çekebilmek ve zayıflamak için kullanılmaktadır. Ancak içeriğinde bulunan katasın maddesi sayesinde diş ve diş minesi için de çok faydalı olan bir çaydır. Bu madde, ağızda koku ve çürüğe neden olan bakteriler ile mücadele etmektedir. Aynı zamanda kansere karşı da direnç göstermeyi sağlar.


Ahududu: Bu besinin çiçeği dil sağlığı için çok faydalıdır. Bu çiçeği ılık suda bekletip ağzınız da gargara yapabilirsiniz. Bu su, ağızdaki apse ve iltihaplara çok iyi gelmektedir.


Karabuğday: Kalori bakımından yüksek olan bu besinin besleyici değerleri de çok yüksektir. Karabuğdayın içinde flüorür vardır. Bu madde de dişlerin yapısının bozulmasını engeller, diş çürüklerini önler ve diş minesindeki sinirleri güçlendirir.


Havuç: Sert bir sebze olduğu için çiğnerken öğütülmesi gerekir. Böylece bu esnada tükürük bezleri de çalışır ve bakterilerin azalması sağlanır. Ayrıca havucu ısırarak yemek, diş minelerini güçlendirmektedir.


Maydanoz: Bu yeşillik, dişlerin çürümesini önler ve ağız kokusunu meydana getiren bakterileri yok eder. Birkaç dal maydanozu çiğnemek, dişlerin minesini güçlendirir ve ferah bir nefes oluşturur.


ay çiceği



Ayçiçeği: Ayçiçeğinden elde edilen yağ; dişlerin çürümesini engeller ve ağız kokusunu giderir. Buradaki tek önemli husus ise, yağı içmek değil ağızda çalkalayıp tükürmektir.


Kuru baklagiller: Kuru baklagiller de tıpkı kuruyemişler gibi dişlerin çürümesini önlemektedir.


Adaçayı: Bu çay önceden diş otu olarak da bilinirdi. Çünkü içindeki anti bakteriler dişin çürümesini ve diş minesinin hassaslaşmasını engeller. Adaçayını isteğe göre demleyerek ya da baharat olarak tüketebilirsiniz.


Kavun- Karpuz: Bu yaz meyveleri sulu meyvelerdir. Bu nedenle diğer meyvelere göre daha az çürük riski taşır.

Dişlerinizi düzenli olarak fırçalayarak ve bu besinleri tüketerek daha sağlıklı dişlere sahip olabilirsiniz. Aşırı asitli içecekler ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları dişlerinizi aşındırmaya neden olur. Bu nedenle diş sağlığını korumak için beslenme alışkanlıklarınıza da dikkat etmelisiniz.


Devamını oku

23 Eyl 2018

Kalbiniz Kaç Yaşında Biliyor musunuz?

Kalp Yaşı Nasıl Hesaplanır?


Kalp yaşı denildiğinde akla ilk olarak içinde bulunduğunuz yaş gelir. Ancak maalesef birçok insan için kendi yaşıyla kalp yaşı arasında ciddi farklar olabilmektedir. Bunun ana nedenlerine bakıldığında ise kardiyak risk faktörleri ve sağlıksız yaşam şeklidir. Bu durum ise kalbin olması gereken yaşından daha yaşlı olmasına neden olmaktadır.

Peki, kalp yaşımızı nasıl öğrenebiliriz? Ya da kalp yaşımızı nasıl hesaplayabiliriz? Şimdi birlikte bu soruların yanıtlarına bakalım.



Kalp Yaşı Nasıl Hesaplanır?

Kalp yaşı hesaplaması için Amerikan Hastalık Önleme Ve Kontrol Merkezi’nin (CDC) bu işlem için oldukça kullanışlı olan bir kalp yaşı hesaplayıcısı bulunmaktadır. Hesaplayıcı program, ‘hesapla’ butonuna basmadan önce sizden bazı soruları doğru bir şekilde yanıtlamanızı istemektedir. Bu soruları cevaplarken vücut kütle indeksinizi soran bölüme vücut kütle endeksinizi yazmanız gerekmektedir.

Vücut kütle endeksi hesaplamak için kullanılan otomatik hesaplayıcıya bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Karşınıza aşağıdaki gibi bir ekran gelecektir. Burada gerekli bilgileri yazmadan önce sağ üst köşeden ‘metric’ yazan bölümü seçmeli, sonrasında erkekseniz ‘male’ kadınsanız ‘female’ bölümü işaretlemelisiniz.  Ardından ise yaşınız, boyunuz ve son olarak kilonuzu yazıp ‘calculate’ butonunu tıklayarak vücut kütle indeksinizi öğrenebilirsiniz.


vücut kütle indeksi nedir?


Aldığımız vücut kütle indeksimizi ilk verdiğimiz linkteki ‘body mass index’ yazan bölüme yazmamız gerekmektedir. Daha sonra diğer boşlukları da aşağıdaki görselde ifade gösterildiği gibi doldurduktan sonra son olarak ‘calculate’ butonuna basalım. Ekranın alt kısmında ‘Your Heart/Vasculer Age’ yazan bölümün karşısında kalp yaşınızın kaç olduğu yazacaktır. 


kalp yaşı nedir?


Ekranın en alt bölümdeki mavi, turuncu ve yeşil renklerle gösterilen bir kısım daha göreceksiniz. Bu bölüm ise şuan girdiğiniz tüm verilere dayanarak önümüzdeki 10 yıldaki kalp risk durumunuzu gösteren tahmini rakamlardır.


Nasıl Daha Genç Bir Kalbe Sahip Olabiliriz?

Daha sağlıklı ve genç bir kalbe sahip olmanın yolu aslında bildiğimiz bir yol. Ancak maalesef birçoğumuz bu yoldan saptık ve bir türlü geri dönemiyoruz. Bu yol sağlıklı beslenme, hareketli ve sağlıklı yaşam şekli ve vücut kütle indeksimizle uyumlu bir kiloda olmaktır. Kısaca;

Sağlıklı beslen!
Hareketli Ol ve spor yap!
Kilo ver!

Tabi bu yolları gerçek kılmak için bazı alt yollar vardır. Bunları uygularsak daha sağlıklı bir bedene kavuşabiliriz. Mesela, yaşam şeklimizde yapacağımız değişimler, aşırı kilomuzu vermemize ve de kardiyak risk faktörlerinin elemine olmasına yardımcı olacaktır.

Her gün en az 30 dakika egzersiz ve kalp sağlığımız için Akdeniz diyeti gibi diyetler yapmak, önünüzdeki 10 yılda felç ve kalp kriziriskinizi azaltmanıza büyük katkı sağlayacaktır.

Birde kalbimiz için son derece zararlı olan sigara kullanımı var. Sigara, özellikle kanı pıhtılaştırma özelliğinden dolayı kalp damarlarında trombosit oluşumunu hızlandırır ve damarlarınız tıkanmaya başlar. Bu yüzden eğer sigara kullanıyorsak, en kısa zamanda sigarayı bırakmalıyız. Ayrıca pasif içici olmamaya da özen göstermeliyiz.

Daha genç bir kalp için son maddemiz ise uyku düzenimizdir. Yeterli uyumadığımızda obeziteye yakalanma riskimizi arttırmış oluruz ki bu da kalp sağlığımızı bozan bir etki yapar. Bunun için her gün akşam 11 ile sabah 6 saatleri arasında uykuda olmalı ve her gün en az 7-9 saat arasında uyumalıyız.

Devamını oku

12 Eyl 2018

Grip Aşısı Yaptırmak Doğru mu?


grip aşısı acıtır mı?


Grip aşısı özellikle grip sezonunun başladığı sonbahar aylarında neredeyse herkes tarafından merak edilen soruları içeren bir konudur. Özellikle birçok kişi grip aşısı gerçekten faydalı mı? Diye düşünür ve aşıyı yaptırıp yaptırmamak konusunda emin olamaz. Birçok kişi de bu muallak durum yüzünden aşıyı yaptırmaz ve grip olmayı göze alır.

Grip aşısı yaptırmak doğru mu? Sorusu birçok doktor tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bazı hekimler kesinle yaptırın derken bazıları ise asla yaptırmayın demektedir. Peki, hangi görüş doğru? Grip aşısı yaptıralım mı? Yaptırmayalım mı?

Bu soruları yanıtlayabilmek için önce grip aşısının ne olduğuna kısaca bir bakalım.



Grip Aşısı Nedir?

Grip aşısı denildiğinde aklımıza ilk gelmesi gereken gerçek anlamda grip virüsü olan influenza-B için geliştirilmiş olan aşı gelmelidir. Bilindiği üzere grip virüsü her yıl değişime uğradığı için aşılarda her yıl değişmektedir. Üç bileşenli olan aşılar son yapılan çalışmalarda gerçek grip üzerinde sınırlı etki göstermektedirler. Bu nedenle aşı yaptırırken içerisinde influenza-B’ye karşı da etkili olan dörtlü gribe karşı aşının yaptırılması daha uygundur. 



Grip Nedir?

En yaygın tanımıyla grip, akciğer ve burunda bulunan salgıların kişiden kişiye yayılmasıyla meydana gelen bir viral enfeksiyondur. Tıbbi anlamda grip denildiğinde, bu en yaygın tip olan influenza’ya karşılık gelmektedir. Grip akciğerlerde başlayan ve gelişen bir solunum enfeksiyonudur. Diğer virüslerin neden olduğu solunum enfeksiyonu da genelde ‘grip’ olarak adlandırılır; fakat bu doğru değildir. Çünkü genellikle grip, soğuk algınlığıyla da karıştırılabilmektedir. İnfluenza’nın neden olduğu grip yüksek ateş, halsizlik ve diğer solunum enfeksiyonlarından çok daha fazla vücutta ağrıya neden olur. Diğer grip virüsleri de bu belirtilere yol açarlar ancak şiddeti ve sıklığı daha azdır.

İnfluenza virüsleri tıbbi olarak A,B ve C tipi olmak üzere 3’e ayrılırlar. Tip A ve B neredeyse her kış yakalanılan solunum hastalığına neden olan salgınlardan sorumludur. Tip C ise genellikle çok hafif ve belirti vermeyen türdür. Tip C salgına da neden olmaz.   

Tip A gribi 2 ayrı alt tipe ayrılır. Bunlar ise (H) ve (N)’dir. H kendi içinde 16 tipe ve N’de kendi için 9 tipe ayrılır. En tehlikeli grip türü bu nedenle tip A’dır.

2009 yılında ortaya çıkan domuz gribi salgınına, surfas proteinleri temel alan yeni bir tip A virüsü olan H1N1 neden olmuştur. Bu gribe domuz gribi denmesinin nedeni ise yeni virüsün çok sayıda geninin Kuzey Amerika’daki domuzlarda oluşan grip virüslerine çok benzemesidir.


girp aşısı türleri


Kaç Tip Grip Aşısı Vardır?

Grip aşıları genellikle kalçadan ya da kol kasına iğne yardımıyla yapılır. Ayrıca 18-64 yaş aralığındaki kişiler, isterlerse, deri altına da iğne ile grip aşısı yaptırabilirler.
Grip aşıları grip virüslerine karşı üç ya da dört değerlidir.

Üç değerli grip aşıları;

Standart Doz Aşı:  Bütün alerjiler için onanmıştır.
Yüksek Doz Aşı: 65 yaş ve üzeri için onanmıştır.
Egg-free Rekombinant Aşı (Flublok): Hamileler ve 18 yaş ve üzeri için onanmıştır.
FLUAD: 65 yaş ve üzeri için onanmıştır. Göreceli olarak yeni bir aşıdır. Bağışıklık sistemini daha güçlü hale getiren yardımcı bir bileşeni içermektedir.


Dört değerli grip aşıları;

Dört Değerli Grip Aşısı: En az 6 aylık bebekler için onanmıştır.
Derialtına Aşı: 18-64 yaşları arasındaki kişiler için onanmıştır. Bu aşı kol kası yerine daha küçük bir iğne kullanılarak cildin altına yapılır.
Hücre Kültüründe Gelişen Virüsleri İçeren Dört Değerli Aşı: 4 ve üzeri yaşlar için onanmıştır.
Rekombinant Dört Değerli Aşı (Flublok): Hamileler ve 18 yaş ve üzeri için onanmıştır.


Grip Aşısının Faydaları Nelerdir?

Grip aşının faydaları birden fazladır ve aşağıdaki sıralanabilir:

►Aşı olan kişiyi çevresindeki diğer grip mikrobu taşıyan insanlardan korur.
►Özellikle çocuklar ve yaşlıların gripten dolayı hastaneye yatma riskini düşürür.
►Bebekleri, yeni doğanları, yaşlıları, kronik hastalığı olanları ve hastalıklara karşı zayıf insanları grip ve etkilerinden korur.
►Hamilelik dönemi ve sonrasında anneyi ve bebeğini, griple ilgili akut solunum enfeksiyonlarına karşı oluşan riski azaltır.
►Grip aşısı diyabet ve kronik akciğer hastalığı olan insanların hastanede yatma oranlarını ve kalp hastalarının majör kalp problemlerine yakalanma oranını düşürür.


Grip Aşısının Yan Etkisi Var mıdır?

Grip aşısı yan etkileri denildiğinde, çok nadir olmakla birlikte, bazı alerjik reaksiyonlardan söz edilebilir. Bunlar:

Solunum problemleri
Kurdeşen
Hırıltılı solunum
Ciltte solgunluk
Hızlı kalp atımı
Baş dönmesi

Bunun yanı sıra grip aşısının nadir görülen diğer bazı komplikasyonları ise;

Guillain-Barre Sendromu: Grip aşısının aşırı nadir görülen bir komplikasyonudur. Bu hastalık 1976 yılındaki domuz gribi aşısıyla ilişkili bazı durumlarda gelişen ateş, halsizlik ve sinir hasarıyla ilgilidir. Sadece bir araştırmada 1976’dan beri geliştirilmiş olan grip aşılarında Guillain-Barre Sendromu ile ilgili bazı bulgulara rastlanmıştır. Bu çalışmaya göre, bu sendromun görülme riski sadece bir milyonda 1’dir.


yumurta alerjisi ve grip aşısı


Yumurta Alerjisi Ve Grip Aşısı

Daha önceki yıllarda, grip aşılarından birine karşı ciddi reaksiyon durumu yaşamış olanlar ya da yumurtaya alerjisi olanlar, grip aşısı olmadan önce mutlaka uzman bir doktora danışmaktaydılar. Ancak 2017 yılında grip aşısı ve yumurta alerjisi çalışma parametreleri çalışma grubu JTFPP tarafından görevlendirildi. Buna göre, grip aşısı yumurta alerjisi olan insanlara da herhangi bir önleme gerek kalmadan verilebilmektedir.


Kimler Grip Aşısı Yaptırmamalıdır?

CDC’nin (A.B.D. Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi) önerisine göre yaşı 6 ayın üzerinde olan herkes her yıl grip aşısı yaptırabilir.

Grip aşısına karşı yaş, sağlık öyküsü ve grip aşısına karşı alerjiler aşının kullanılıp kullanılmamasından önemli faktörlerdir.

Aşağı sıraladığımız kişiler grip aşısı yaptırmamalıdırlar:

6 ayın altında yaşa sahip çocuklar
Antibiyotikler ve gelatin (tutkal-stabilizer)  gibi grip aşısı bileşenlerinden herhangi birine karşı şiddetli alerjisi olanlar
Daha önceki yıllarda bir grip aşısına karşı alerjik reaksiyon göstermiş olanlar
Guillain-Barre Sendromu’na daha önce yakalanmış olanlar
Kendini tam anlamıyla sağlıklı hissetmeyen insanlar grip aşısı yaptırmamalıdırlar.


Grip Aşısı Yaptırmak Doğru mu?

Grip aşısı etkili mi? Sorusu yukarıda yazdıklarımızdan sonra hâlâ tam olarak şüphelerinizi gidermediyse konuyla ilgili birkaç şey daha söylememiz gerekir.

Yukarıdaki bölümde grip aşısının, eğer yaş ve alerjik açıdan sorununuz yoksa, önerildiğini ifade etmiştik. Bu nokta da ilave edilmesi gereken önemli bir noktada da grip aşılarının %100 koruyuculuğa sahip olmamalarıdır. Çünkü grip virüsleri sürekli değişim halindedirler ve bu nedenle de grip aşısı olmanız asla grip olmayacağınız anlamına gelmemektedir. Ancak şunu da söylemek gerekir ki grip aşısı olan bir kişi grip olsa bile olmayan birine göre gribin komplikasyonlarının gelişme ihtimali daha düşüktür. Bundan dolayı da gribi çok daha hafif hatta ayakta bile geçirebilir.

Bundan dolayı özellikle hamileler, evde hasta bakanlar, yetişkinler ve 50 yaşının üzerindekilerin grip aşısı olmalarında fayda olabilir. Böylece grip aşısı yaptırmak işe yarıyor mu? Sorusuna da tekrar yanıt vermiş olduk.


Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalı?

Grip aşısı için en uygun zaman grip sezonunun başladığı sonbahar dönemidir. Grip sezonu içerisinde, tabi grip olmadan önce, aşının herhangi bir zamanda yapılması hâlâ faydalı olabilir. Ancak daha ayrıntılı olarak bir zaman dilimi vermemiz gerekirse ekim ayının sonuna kadar grip aşısı olunmuş olmalıdır.

Kaynaklar

*
**
***

Devamını oku

9 Eyl 2018

Plasebo Etkisi Nedir?

plasebo nedir


Plasebo, en kısa tanımıyla, gerçek bir tedavi gibi görünen ancak öyle olmayan; hap, kapsül ya da iğne ile uygulanabilen sahte tedavidir. Burada önemli olan nokta şudur: Plaseboların aslında insan sağlığına zarar verebilecek herhangi bir madde içermemeleridir. Genellikle de vitaminler Plasebo olarak tercih edilmektedirler.

Plasebo nedir? Sorusuna verilebilecek en kısa yanıt ise, herhangi bir hastalığa karşı kişinin iç motivasyonunu arttıracak, onu pozitif düşüncelere yönlendirerek psikolojik etki yaratacak bir düşünce gücüyle tedavi yöntemidir. Daha sonra buna örnekler verdiğimizde konu net bir şekilde anlaşılacaktır.




Plasebo Etkisi Tarihçesi


Plasebo Latince kökenli bir kelime olup, plasebo kelime anlamı “memnun etmek”tir. Fakat bu kelimenin modern tıp tarihindeki yeri II. Dünya Savaşı zamanlarının sonlarına denk gelmektedir. Harvardlı bir cerrah olan Henry Beecher ilk defa 1955’te kaleme aldığı “Kuvvetli Plasebo” adlı makalesiyle bu terimi tıp literatürüne sokmuştur. Beecher bu dönemde “Journal of American Medical Association”da 15 yeni klinik çalışma yayımlamıştır. Bu çalışmalar hem ciddi biçimde tartışılmış hem de tıbbi araştırmalara yeni bir model teşkil etmiştir.

Plasebo nedir? Sorusuna yukarıdaki gibi yanıt verdikten sonra şimdi de plasebonun nasıl, ne için kullanıldığına ve plasebo ilaç kavramlarına değinelim.




Plasebo Nasıl Kullanılır?


Araştırmacılar plaseboyu genellikle özel bir hastalığa yönelik tedavi geliştirirken ya da yeni bir ilacın etkilerini anlayabilmek için çalışmalarında kullanmaktadırlar. Buna bir örnek vermemiz gerekirse kolesterol düşürücü bir ilaçla ilgili çalışmada insanlardan bazılarına yeni kolesterol düşürücü ilaç verilirken diğerlerine ise plasebo yani boş ilaç kapsülü ya da vitamin verilir. Ancak çalışmaya katılan insanların hiçbiri gerçek ilacımı yoksa plaseboyumu aldıklarını bilmeyeceklerdir. Bu aynı zamanda yeni geliştirilen ilaçların etkilerinin daha gerçekçi olarak değerlendirilmesine de yardımcı olmaktadır.

plasebo ilaç

Plasebo Etkisi Nedir?


Plasebo etkisi genellikle toplum nazarında pozitif etkisiyle bilinen bir kavramdır. Fakat bu her durum için geçerli değildir. Bazen bir kişi plaseboya karşı pozitif olabileceği gibi negatif tepki de verebilir. Örneğin, kişide tedaviden kaynaklanan yan etkiler de görülebilir. İşte bu tepkilerin tümüne plasebo etkisi adı verilmektedir.

Çalışmalar göstermektedir ki bazı hastalıklarda plasebo etkisinin görülme ihtimali daha fazladır. Bu hastalıkları şu şekilde sıralayabiliriz:

Depresyon
Ağrılar
Uyku bozuklukları
İrritabl bağırsak Sendromu
Menopoz

Astımla ilgili yapılmış bir çalışmada ise oldukça ilginç bir sonuca varılmıştır. Nefes açıcı plasebo kullanan insanların nefes testlerinin, oturan ya da hiçbir şey yapmayan insanların nefes testlerinden daha iyi olmadığı anlaşılmıştır. Ancak araştırmacılar insanlara nasıl hissettiklerini sorduklarında, plasebo nefes açıcı kullananların gerçek bir nefes açıcı kadar rahatlama sağladığını söyledikleri çalışmada rapor edilmiştir.

Bu çalışmadan da anlaşıldığı gibi plasebo ne demek? Sorusunun yanıtı açık bir şekilde anlaşılmaktadır.      


Plasebo Etkisi Nedenleri


Plasebo etkisinin çalışmasını araştıran araştırmacılar bu araştırmayı yaparken, plasebo etkisinin neden ve nasıl ortaya çıktığını hâlâ tam olarak açıklayamamaktadırlar. Araştırmalar ise sadece plasebo alan bazı insanların edindikleri değişim tecrübeleri çerçevesinde devam etmektedir. Bazı farklı faktörler ise bu fenomenin açıklanmasında katkı sağlamaktadır. Bu faktörler şu şekilde sıralanabilir:

Plasebolar Hormonal Tepkileri Tetikleyebilir

Plasebo etkisini açıklamak için bir ihtimal de alınan plaseboların endorfinlerin salgılanmasını tetiklemesidir. Endorfinler, morfin ve diğer sersemletici ağrı kesicilerle benzer yapıdadır ve beynin doğal ağrı kesicileridirler.

Ayrıca araştırmacılar tedavi ve plasebo gruplarının her ikisinde de beynin belli bölgelerinde aktive olmuş opiyat reseptörleri keşfetmiş ve beyin taraması yaparak plasebo etkisini kanıtlamışlardır.    

Beklentiler Plasebo Tepkilerini Etkileyebilir

Başka bir ihtimal de koşullanma, motivasyon ve beklentilerdir. Bazı durumlarda, plasebo arzu edilen tedaviye neden olana kadar, klasik koşullanma örneğinde olduğu gibi, güncel tedaviyle birlikte ele alınabilir. Tedavinin işe yarayacağına inanmak için motive olmuş insanlarda, plasebo etkisinin oluşması daha muhtemel olabilmektedir.

Plasebo Yan Etkiler Meydana Getirebilir

Plasebonun bireylerde tam tersine plaseboya tepki olarak negatif etkileri olabilmektedir. Bazen görülen bu negatif plasebo etkisine ise “nasebo etkisi” denir.  Buna bir örnek verecek olursak, hasta da ters etki olarak baş dönmesi, mide bulantısı ya da baş ağrısı görülmesi örnek verilebilir.


Plasebo Etkisi Avantajları

Plasebo etkisi nedir? Sorusunun cevaplarını aradığımız yazımızda birazda plasebo avantajlarından söz etmemiz gerekmektedir. Bunun nedeni ise tıp için plasebonun faydalı bir araştırma yöntemi olmasından kaynaklanmaktadır.

Tıp ve psikoloji çalışmalarında plasebo kullanmanın en büyük avantajlarından biri, araştırmacılara araştırma sonuçlarından doğan etkileri minimize ya da eleminize etmek için bir şans yaratmasıdır. Eğer araştırmacılar belirli bir sonucu bulmayı umuyorlarsa, bu durum katılımcıların araştırmacıların bulmayı umduğu şeyi tahmin etmelerine neden olabilir. Sonuç olarak bu da bazen katılımcıların davranışlarını değiştirebilir.

Araştırmacılar bu durumu minimize etmek için bazen “çift-kör çalışma” olarak bilinen yöntemi kullanırlar. Bu çalışma hem deneyi yapanları hem de katılımcıları kapsamaktadır. Öyle ki deneyi yapanlar ve katılımcıların her ikisi de gerçek tedaviyi alanlarla ile sahte tedaviyi alanlardan habersizdir. Bu yöntem çalışmada göze çarpmayan önyargıların oluşma riski minimize ederek, hem plasebonun hem de ilacın nasıl etkiler oluşturduğunu daha iyi anlamalarına yardım etmektedir.   


Plasebo Etkisi Örnekleri

Örnek 1: Yeni bir baş ağrısı ilacının etkisini tespit etmek için gönüllü olarak bu araştırmaya katılmış bir katılımcı hayal edelim. Gönüllü katılımcı ilacı aldıktan sonra hızlı bir şekilde baş ağrısının yok olduğunu ve kendisini daha iyi hissettiğini belirtir. Fakat gönüllü katılımcı aslında bir ağrı kesici almamıştır. Araştırmacılar ona ağrıkesici verdiklerini söylemiş ancak içinde şeker olan bir kapsül vermişlerdir. Yani katılımcı ağrıkesici bir ilaç almamasına rağmen, ağrıkesici içtiğini düşündüğü için baş ağrısı kendiliğinden geçmiştir. İşte bu duruma plasebo etkisi denmektedir.

Örnek 2: Plasebo etkisi üzerine yapılan en bilinen çalışmalardan biri ise bira örneğidir. İnsanlarda sarhoşluğun belirtileri motor becerilerde kayıp, geveleyerek konuşma ve denge kaybıdır. Fakat yapılan araştırmalarda, habersiz olarak, ciddi miktarda alkolsüz bira içen insanların da kendilerinden geçtikleri ve tıpkı alkol almış gibi tepkiler verdikleri görülmüştür. Alkolsüz birada çok düşük, eser miktarda, alkol olmasına rağmen bu birayı içen katılımcıların aslında alkol almışçasına reaksiyon vermelerini gerektirecek yeterli bir sebep yoktur. Görüldüğü gibi bu da en bilinen plasebo etkisi örneklerinden biridir.

Plasebo etkisi nedir? Ve Nasebo nedir? Gibi sorulara yanıtlar vermeye çalıştığımız yazımızın sonuna geldik. Eğer konuyla ilgili soru ve önerileriniz varsa, yazının alt bölümündeki yorumlar kısmından yorum yapabilirsiniz.

Devamını oku
©Tüm Hakları Saklıdır.2016-2018