12 Şub 2018

Aşılama Tedavisi Nedir?

Tüp bebek








Aşılama tedavisi çocuk sahibi olmak isteyip de korunmadığı halde çocuğu olmayan çiftlere uygulanan bir yöntemdir. Kısırlık tedavilerinde kullanılan aşılama, tüp bebek tedavisi öncesinde yapılan bir uygulamadır. Bu yöntemin amacı hamilelik için gerekli hormonların uygulanması ve yumurtanın gelişimini sağlamaktır. Bunun yanı sıra erkekten alınan spermler de yıkanarak hazırlanır ve daha kaliteli bir hale getirilir. Böylece gebelik şansı arttırılmaya çalışılır. Aşılama tedavisi nasıl yapılır? diye merak ediyorsanız konu hakkındaki tüm detayları yazımızı devamında bulabilirsiniz. Aşılama, hazırlanan üreme hücrelerinin rahim içine yerleştirilmesi işlemidir. Bu yöntem sayesinde en iyi hareketli üreme hücreleri rahim içine bırakılarak hastanın hamile kalması sağlanmaya çalışılır.

Aşılama Tedavisi

Aşılama tedavisi sadece ülkemizde değil tüm dünyada uygulanan bir yöntemdir. Aşılama yöntemi en fazla 4 defa denenmelidir. Yapılan araştırmalar dörtten fazlasının hamilelik oranını arttırmadığını göstermiştir. Aşılama yöntemi genelde hafif sperm bozuklukları, sebebi bilinmeyen kısırlık durumları, çiftlerin cinsel ilişkide bulunamama sorunu ve yumurtlama bozukluğu olması halinde uygulanmaktadır. Bu yazdıklarımızdan da anlaşılacağı gibi aşılama yöntemi her çift için uygun bir tedavi yöntemi olmayabilir. Bu konuda en doğru kararı konunun uzmanları verebilir. İlk olarak bir uzman tarafından çiftin kısırlık sorununun tespiti için gerekli tetkikler yapılmalıdır. Bunun sonucunda aşılama yönteminin çift için uygun olup olmadığına karar verilerek gerekli tedaviye başlanabilir. Aşılama yöntemi ile çocuk sahibi olmak isteyen çiftler bu konuda uzman bir kuruluşa baş vurmalıdır. İşinde uzman bir doktor sayesinde çiftlerin çocuk sahibi olma şansları artar. Aksi halde sonuç hayal kırıklığı olabilir.
Bu konuda en çok merak edilen konulardan birisi de; aşılama tedavisi kaç gün sürer? sorusunun cevabıdır. Hastaya aşılama yapılması uzun sürmez fakat yöntemin uygulanma süreci biraz zaman alır. Bu yöntem belirli aşamalardan sonra uygulanmaktadır. İlk olarak aşılama öncesinde adetin ikinci günü ultrason ile yumurtalıklar ve rahim iç zarı kontrol edilir. Bu ultrason sonucunda aşılamaya engel bir durum tespit edilmezse tedavi uygulanmaya başlanır. Adetin ikinci ya da üçüncü gününden itibaren hastaya yumurtaları geliştirecek ilaçlar verilir. Bu yalaşık 10 gün sürmektedir. Sürenin sonunda gelişen yumurtaların çatlamasını sağlayacak bir ilaç daha uygulanır. Bu aşamada erkekten alınan spermler de gerekli işlemden geçirilirler. En son olarak kaliteli spermler rahim içine transfer edilmek için hazır bir hale getirilir. Aşılama tedavisi ortalama olarak 15 gün kadar sürmektedir. Aşılama tedavisi adetin kaçıncı günü başlar? sorusunun cevabını da böylece vermiş olduk.
Aşılama yaptıracak olan bayanlar bu uygulamanın ağrılı ve acılı olup olmadığını da merak ediyor olabilirler. Bu konu hakkında da biraz bilgi verelim. Uzmanların bu konuda yaptığı açıklamalardan yola çıkarak aşılama esnasında herhangi bir ağrı ya da acı olmadığını sadece adet döneminde olduğu gibi hafif kramplar ve biraz da vajinal kanama olabildiğini söyleyebiliriz. Aşılama yapıldıktan sonra hasta 15 dakika kadar dinlenip ardından evine gidebilir. Yani bu yöntem hastanede yatmayı gerektirmemektedir. Aşılama sonrasında kişi günlük yaşantısına normal bir şekilde devam edebilir.
Aşılama tedavisi fiyatları konusunu da merak edenler olabilir fakat burada bir fiyat vermemiz pek doğru olmaz. Aşılama fiyatları uygulamanın yapıldığı yere, hastanın durumuna ve kullanılan ilaçlara göre değişiklik gösterebilir. Aşılama 4 kere yapıldıktan sonra başarılı bir sonuç elde edilmemesi halinde tüp bebek tedavisine başlanması gerekir. Aşılama yönteminin başarılı olması için uygulamanın öncesinde ve sonrasında doktorun verdiği tüm talimatlara eksiksiz olarak uyulmalı, sağlıklı beslenmeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durulmaya da dikkat edilmelidir.

Devamını oku

11 Şub 2018

Parkinson Hastalığı ve Beyin Pili Ameliyatı

parkinson

Parkinson hastalığı sinir hücrelerinin erken ölümü sonucunda meydana gelen titreme, hareket yavaşlığı, denge sorunları ve davranış değişiklikleri ile kendini gösteren nörolojik bir hastalıktır. Erkeklerde ve 60 yaşın üzerindeki bireylerde daha sık görülmektedir. Parkinson hastalığının nedeni tam olarak bilinmese de genetik olarak yatkınlığı olan kişilerin çeşitli toksik maddelere maruz kalması sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. İçeriğimizde parkinson hastalığıyla mücadele etmek için yapılan beyin pili ameliyatı hakkında tüm merak edilenlere cevap vermeye çalışacağız.

Parkinson Hastalığı Tedavisi  

Nörolojik hastalıklar arasında tedavisi üzerinde en yoğun araştırmalar yapılan hastalık parkinson hastalığıdır. Hastalığın ilerlediği aşamalarda mevcut ilaç tedavileri kullanılsa da ilaç tedavisinin yanında son yıllarda farklı alternatif tedavi yöntemleri de kullanılmaktadır. Alternatif tedavi yöntemleri arasında memnuniyet düzeyi en yüksek olan yöntem derin beyin stimülasyonu (beyin pili) yöntemidir. Bu yöntemde hastanın beyin bölgesine hareket merkezinin çalışmasını kontrol eden özel elektrotlar yerleştirilmektedir. Bu elektrotlarda çeşitli dalga boyları ve şiddette ayarlamalar yapılarak hastalıkta en iyi düzelmeler elde edilmektedir. Pillerin ilk ayarlaması yapıldıktan sonra 3-6 ayda bir pil ayarlarının kontrol edilmesi için hastaların nöroloji uzmanlarına muayeneye gitmesi gerekmektedir. Hastanın beynindeki subtalamik alanına yerleştirilen bu elektrotlar hastanın kullandığı ilaç sayısını %70 oranında azaltmakta ve kullandığı ilaçlardan aldığı faydayı arttırmaktadır. Beyin pili tedavisi uygulanan hastalarda en önemli kazanımlardan bir tanesi de kullanılan ilaç sayısının diğer tedavi yöntemlerine göre daha az olmasından dolayı yaşam kalitesinin daha yüksek olmasıdır.

Hangi Hastalar Beyin Pili Ameliyatı Olabilirler?

  1. Parkinson hastaları veya esansiyel tremor hastaları beyin pili veya derin beyin stimülasyonu (DBS) ameliyatı olabilmektedirler.
  2. Parkinson hastalığı ilaçlarının ilk dönemlerde işe yaradığı fakat zamanla etki göstermemeye başladığı hastalar.
  3. Parkinson ilaçlarının yan etkileri sebebiyle yaşam kalitesinde ciddi düşüş olan kişiler.

Beyin Pili Ameliyatı Kimler İçin Uygun Değildir?

  1. 75 yaşın üzerindeki hastalarda elektrot sebebiyle kanama riski veya farklı komplikasyonlar olabileceği için ameliyat yapılmaz.
  2. Kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, kontrol edilemeyen şeker hastalığı ve ağır kalp rahatsızlıkları olanlar için uygun değildir.
  3. Orta düzeyde veya ağır düzeyde hafıza kaybı olan hastalar ameliyat için uygun değildir.

Beyin Pili Nasıl Takılır?

  1. İlk olarak hastanın cerrahi işlem için uygun olup olmadığı nöroloji uzmanı tarafından çeşitli kontroller yapılarak tespit edilir. Duruma göre beyin cerrahisi uzmanından veya psikiyatri uzmanından yardım alınılır.
  2. Ameliyattan 3 gün önce hasta hastanede yatışa alınarak anestezi uzmanı tarafından değerlendirilir.
  3. Ameliyattan önce hastanın kullandığı ilaçlar aşama aşama azaltılır. Ameliyatın yapılacağı sabah beynin haritasını çıkaran frame (çerçeve) denen bir cihaz hastaya lokal anesteziyle takılır. Hastanın MR’ı çekilip son hesaplamalarda yapıldıktan sonra hasta ameliyata alınır.
  4. Hasta ameliyathanede uyutulmadan elektrotların ince ayarları yapılır.
  5. Hasta anestezi uzmanı tarafından uyutularak sistemin enerjisini sağlayarak aparat cilt altına yerleştirilir.
  6. Ameliyat süresi kişiye göre değişse de ortalama 3-5 saat sürmektedir.
  7. Ameliyat bittikten sonra tedbir amaçlı 1 gece yoğun bakımda bekletilebilir.
  8. Ameliyattan sonra hasta 4-5 gün içinde taburcu olabilmektedir. Ameliyat dikişleri 10. günde alınmaktadır.
  9. Pilin ileri ki ayarlamalarının nasıl yapılacağına ameliyattan sonraki ilk hafta karar verilmektedir. İlk dönemde pil kontrolleri 7-10 gün aralığında yapılsa da daha sonraki kontroller aylık veya 3 ayda bir gerçekleştirilmektedir.
Parkinson hastalığı için kullandığı ilaçlar artık fayda göstermeyen hastalar veya yan etkilerden aşırı derecede rahatsızlanan kişiler beyin pili için hastaneye başvurabilirler. Başvuru sonrasında ayrıntılı tetkikler yapılarak hastaya beyin pili takılıp takılmayacağına karar verilmektedir.
Devamını oku

8 Şub 2018

Beynimizdeki Kök Hücrelerle Yaşlanmak Tarihe Karışıyor!

kök hücre tedavisi


Bilimadamlarının son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar sonucunda yaşlanmanın beynimizdeki sinir kök hücrelerinin azalmasıyla tetiklendiği keşfedildi. Bu kök hücrelerinin sayısı zamanla azaldığında veya beyindeki bu kök hücreler hasar gördüğünde vücuttaki organların da yaşlanmaya başladığı ve ölümün normalden daha erken gerçekleştiği görüldü. Yaşlanma ile aralarında sıkı bir bağ olan bu sinir kök hücreleri beynin alt kısmında, hipotalamusta bulunuyor.
New York Albert Einstein Tıp Fakültesi'nde çalışan bilimadamı Dongsheng Cai, laboratuar fareleri üzerinde yaptığı araştırmalarda hipotalamusun beynindeki yerini tam olarak tespit etmeyi başardı. Nature dergisinde yayınlanan bu araştırmanın sonucuna göre, hipotalamusta bulunan sinir kök hücrelerinin sayısı zamanla azaldığında veya işlevleri bozulduğunda, vücudun organları ve metabolik süreçleri daha hızlı yaşlanıyor ve ömür de buna bağlı olarak kısalıyor.
Profesör Cai ve arkadaşlarının yapmış oldukları bu kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre, hipotalamusta bulunan sinir kök hücrelerinin sayısı hayat boyunca doğal olarak azalıyor ve bu azalma da yaşlanmayı hızlandırıyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, kök hücre enjekte edilen farelerde ise yaşlılığın kontrol altına alınarak tamamen geriye döndürülebileceği görüldü. Bu keşif, insanoğlunun yüzyıllardır çare aradığı yaşlılık sorununa büyük bir umut oldu.
Profesör Chai’ye göre, önümüzdeki yıllarda yaşlanma beyindeki bu kök hücreler kullanılarak yavaşlatılabilecek. Fareler üzerinde tamamen başarılı olan bu deney, çok yakında insanlar üzerinde de test edilecek.
Hipotalamus, vücudumuzdaki çeşitli biyolojik fonksiyonları düzenleyen, aynı zamanda sinirleri ve hormonları birbirine bağlayan bir bölümdür. Hipotalamus beynimizde bir bilgisayarın merkezi işlem birimi gibi görev yapar. Hipotalamusun en önemli görevlerinden biri ise vücudun dengesini korumaktır.
Hormonlar aracılığıyla çalışan hipotalamus birçok vücut işlevini düzenlemekten sorumludur. İştah, tansiyon, vücut ısısının dengelenmesi, uyku döngüsü, kalp atış hızı, cinsel istek döngüsü ve sindirim gibi birçok önemli fonksiyonları kontrol eder. Hipotalamusta bulunan kök hücreler, yeni sinir hücreleri üretmek için olgunlaşan temel hücrelerdir.
Profesör Cai'nin ekibi, sağlıklı fareler büyüdükçe hipotalamusta bulunan kök hücrelere ne olduğunu inceledi. Ekip, ömrü 2-3 yıl olan farelerde hipotalamus kök hücrelerinin sayısının, 10. aydan itibaren azalmaya başladığını buldu. Fareler 2 yaşına geldiğinde ise bu hücrelerin büyük bir kısmının yok olduğu görüldü. Yetişkin farelerin hipotalamus bölgesindeki kök hücrelerin alınması ise yaşlanmanın büyük ölçüde hızlanmasına yol açtı. Hipotalamustaki kök hücreleri bozulmuş fareler ise normalden çok daha erken öldü.
Araştırmada yaşlanmayı yavaşlatan ve geriye çeviren esas unsurun, kök hücreler tarafından salınan mikro RNA’lar adı verilen moleküller olduğu keşfedildi. Bu küçük moleküler parçacıkların, genaktivitesinin düzenlenmesinde de önemli bir role sahip olduğu bulundu.
Araştırmada, genç farelerin hipotalamus kök hücrelerinden çıkarılan mikro RNA’lar yaşlı farelerin beyin omurilik sıvısına enjekte edildiğinde yaşlanmanın önemli ölçüde yavaşladığı görüldü. Kök hücre enjekte edilen farelerde fiziksel ve zihinsel koordinasyon güçlendi, sosyal beceri ve zihinsel yetenek artış gösterdi. Yapılan bir dizi test sonucunda kök hücrelerin yaşlanmayı tamamen tersine çevirdiği görüldü.
Beyindeki kök hücrelerin yaşlanma üzerindeki bu kesin etkisi, bilim adamlarına yepyeni kapılar açtı. Artık yaşlanmayı önlemek için bir sonraki adım, genç insanlardan alınan mikro RNA’ların yaşlı insanlara enjekte edilmesi olacak. Belki de böylece yaşlılık önlenerek, ileriki zamanlarda tamamen tarihe karışacak! 

Peki sizce bu mümkün mü? Yorumlarınızı lütfen yorum bölümünde belirtiniz!
Devamını oku

5 Şub 2018

Kök Hücre Tedavisi Nedir?

kök hücre nakli




















Hücreler, organlarımızın oluşumu ve sorunsuz işlemesi için gereken küçük yapılardır. Zaman zaman farklı nedenler ile bu hücreler zarar görebilir ve işlevini yerine getiremeyecek duruma gelebilir. Yerine yeni hücrelerin oluşması zaman alabilir ya da yeni hücre hiç oluşmaz. Bu durumda işlevini yitiren hücrenin yerine yenisi nakledilir. Yapılan bu yeni hücre nakline kök hücre tedavisi adı verilir. Kök hücre tedavisi, günümüzde yaygın şekilde kullanılmaya başlanan, önemli hastalıklara umut ışığı olan bir uygulamadır. Bu uygulama hakkındaki detayları ve merak edilenleri kök hücre tedavisi nedir? sorusundan yola çıkarak konunun devamında ele aldık.


Kök Hücre Nakli

Kök hücre tedavisi yani bir başka deyişle kök hücre nakli sağlık alanındaki gelişmeler ile birlikte günümüzde daha fazla uygulanmaya başlanan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntem ile çoğu organ nakli gerektiren sağlık sorunun tedavisi mümkündür. Kök hücre tedavisinin uygulandığı hastalıkların başında diyabet hastalığı, böbrek yetmezliği, böbrek kanseri, karaciğer kanseri, siroz, koroner rahatsızlıklar ve farklı kanser türleri gelmektedir. Büyük çoğunluğu ciddi sorunlara neden olan bu hastalıklar, sağlam hücrelerin nakledilmesi ile tedavi edilerek hastanın sağlığına kavuşması sağlanır.
Kök hücre nakli zarar gören hücrelere göre iki farklı şekilde nakil edilir. Birinci yöntemde hastanın kendisinden alınan sağlıklı hücreler, sağlam olmayan hücrelerin yerine nakledilir. Bu uygulamada tedavi için hastanın kendisinden başka birine ihtiyaç yoktur. İkinci yöntemde ise zarar gören hücrelerin yerine nakil başka bir sağlıklı kişiden yapılır. Bu nakil sırasında alınacak yeni hücrelerin hastaya uygun olması için bazı testlerden geçmesi gerekir. Testler sonucunda uygun olan ve hastaya hücrelerini verecek olan kişiye donör denir. Donörler aileden içinden bireyler olabileceği gibi tamamen yabancı kişiler de olabilir. Nakil hakkında hiç bir bilgisi olmayan donörlere nakilden önce kök hücre tedavisi nedir, nakil sırasında yapılacak olan işlemler gibi bilgilerin detaylı bir şekilde verilmesi gerekir.

Kemik İliği Nakli

Kemik iliği, kan pulcukları ile kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin yapıldığı yapıdır. Kemik iliğinde meydana gelen her hangi bir işlev bozukluğu vücut genelinde hayati tehlikeye varan sorunlara neden olur. Bu durumda kemik iliği nakli gerekebilir. Günümüzde kemik iliği nakli en fazla lösemi ve lenfolama tedavisinde uygulanmaktadır. Lösemi gibi yoğun kemoterapi ve radyasyon tedavisine gerek duyulan hastalıklarda kemik iliği nakli bu uygulamalardan sonra yapılır. Aksi halde sağlıklı olarak kana verilen kemik iliği hücreleri de zarar görüp tedavide sonuç vermeyebilir.
Kemik iliği nakli de diğer kök hücre nakillerinde olduğu gibi hastanın kendinden hücrelerin alınması ile ya da bir başka sağlıklı kişiden hücrelerin alınması ile yapılabilir. Hastanın kendisi dışında kemik iliği nakli yapılacağı zaman ilk olarak uygunluğu için aileye, kardeşlere bakılır. Yapılan testler sonucunda uygun donör bulunmazsa uzak akrabalara bakılır. Yine uzak akrabalardan da ilik için uygun donör bulunmadığında İzmir, Ankara ve İstanbul'da bulunan ilik bankalarından uygun donör bulunabilir. Kök hücre örneği verilmesi, kan vermek kadar basit bir işlemdir. Donör olan kişiler için hiç bir zararı olmayan bu işlem, hastaların sağlıklarına kavuşması için çok önemlidir. Bu nedenle ülkemizde de son dönemlerde ilik nakli ve kök hücre tedavisi hakkında halkın bilinçlendirilmesi çalışmaları yapılmaktadır.
Devamını oku

3 Şub 2018

Balgama Ne İyi Gelir?

balgam
Balgam bir tür iltihaptır. Balgam üreten vücut, kendisi için zararlı olan maddeleri vücuttan uzaklaştırmak için bu salgıyı üretir. Ancak balgam vücuttan uzaklaştırılamadığı takdirde son derece rahatsız edici olabilir hatta kronik öksürüğe dahi yol açabilir. Balgamın içerisinde topak halinde bakteriler, toz öbekleri ve beyaz kan hücreleri yer alır. Bundan dolayı ivedilikle vücuttan uzaklaştırılması gerekir.

Balgam İçin Doğal Çözümler Nelerdir?

Balgam ve öksürük için uzun yıllardan bu yana kullanılagelen yöntem ıhlamur çayı içmektir. Zira ıhlamur balgam söktürücü bir özelliğe sahiptir. Ayrıca balın içerisine bir miktar limon suyu karıştırmak, zencefil ve zerdeçal çayı içmek de balgamın sökülmesine destek olur. Şayet balgam artık katılaştığı için atılamıyorsa buhar solumak etkili bir yöntem olabilir. Bunun için sıcak bir duş alınabileceği gibi, genişçe bir kaba kaynar su konularak buharı teneffüs etmek de fayda sağlayacaktır. Bununla beraber evi ve odayı sık sık havalandırmak da balgam oluşumunu engelleyeceğinden dolayı ihmal edilmemelidir.

Balgam Neden Olur?

Balgamın en sık karşılaşılan sebeplerinden biri aşırı sigara tüketimidir. Aynı zamanda sigaranın ilk bırakıldığı dönem de balgam oluşumuna sebep olabilir. Zira akciğerler kendini temizleme evresine girerler ve temizlik balgamla sonuçlanır. Bazı üst solunum yolu enfeksiyonları ve gribal enfeksiyonlar, hava kirliliği, rutubet ve muhtelif akciğer rahatsızlıkları da balgam oluşmasına neden olabilir.  
Aynı zamanda herhangi bir gıdaya veya maddeye karşı alerji veya rutubet de balgama neden olur. Bundan dolayı alerji testi yaptırmak ve rutubetli ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak insan sağlığı açısından yararlı olacaktır. Balgam kimi zaman önemsenmeyecek bir sebepten dolayı oluşsa da kimi zaman çok önemli ve tehlikeli rahatsızlıkların habercisi olabilir. Bu rahatsızlıkların başında verem ve akciğer kanseri gelir.

Devamını oku

2 Şub 2018

Düz Bir Karına Sahip Olmanın Yolları

karın egzersizleri

Karın bölgemizde 6 adet kas bulunur. Bu kaslar vücudumuzun hareketini destekler, nefes alıp vermemize yardımcı olur ve organlarımızı hasarlara karşı korur. Abs olarak bilinen bu karın kaslarımız ne kadar güçlüyse biz de daha düz bir karına sahip oluruz.
Karın kaslarını güçlendirerek düz bir karına sahip olmanın beslenme ve egzersiz olmak üzere iki anahtar unsuru vardır. Egzersiz, düz bir karın için temel unsur gibi görünse de tek başına asla yeterli değildir. Saatlerce egzersiz yapsanız bile doğru beslenmediğiniz sürece istediğiniz sonucu elde etmeniz imkânsızdır. Aynı şekilde, sadece doğru beslenerek, hiç egzersiz yapmadan düz bir karın bölgesine sahip olamazsınız.

Egzersiz

Düz bir karın için karın kaslarını güçlendiren egzersizler yapmalısınız. Karın bölgesindeki kasları çalıştırarak karnı düz bir görünüme kavuşturan bu egzersizler düzenli olarak her gün yapıldığında kısa süre içinde sonuç almanızı sağlayacaktır.

1) Mide Kaslarının Güçlendirilmesi için Egzersiz

Sırt üstü uzanın. Bacaklarınızı birleştirip dizlerinizden bükerek havaya kaldırın. Ellerinizi boynunuzun arkasında birleştirin. 50 kez vücudunuzu öne doğru hareket ettirin.

2) Karın Kaslarını Şekillendiren Egzersiz

Sırt üstü uzanın. Bacaklarınızı birleştirip dizlerinizden bükerek yere koyun. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. 50 kez bacaklarınızı ve gövdenizi karın bölgenize doğru aynı anda hareket ettirin.

Beslenme

Karın kaslarının düzleştirilmesinde beslenme, egzersiz kadar önemlidir. Egzersiz kasları güçlendirirken beslenme karın bölgesinde yağ birikimini önleyerek daha hızlı sonuç almanızı sağlar.
Düz bir karına sahip olmak için yüksek kalitede protein, karbonhidratlar ve yağlardan oluşan bir diyet uygulamalısınız. Uygulayacağınız diyette aldığınız toplam kalori miktarının yüzde 40’ı protein, yüzde 40’ı karbonhidratlar ve yüzde 20’si yağlardan oluşmalıdır.
* Beyaz un, işlenmiş şeker ve nişasta tüketiminden kaçının.
* Kahve ve alkol tüketiminden kaçının.
* Her gün en az 6 bardak, en fazla 8 bardak su için.
Düz bir karın için her gün yeteri kadar protein tüketmelisiniz. Karın kaslarınızı yeniden yapılandırarak güçlendirilmesini sağlayan proteini protein tozu olarak da tüketebilirsiniz.
Egzersiz ve beslenme planına uymak çoğu zaman yapması zor gibi görünse de düz bir karına sahip olacağınız düşüncesini aklınızdan çıkarmayarak kendinizi motive edebilirsiniz. Birkaç gün boyunca bu planınıza sadık kaldığınızda egzersizleri ve uygun bir beslenme programını uygulamanız çok daha kolay bir hale gelecektir. Şimdiden yaz için bir tatil planı yapmak ve yazın plajlarda bikininizle ne kadar hoş görüneceğinizi düşünmek de sizi oldukça motive edecektir. 

Devamını oku

29 Oca 2018

Yaşlanmayı Geciktiren 6 Yiyecek

yaşlanmayı geciktiren yiyecekler
Yaşlanmayı doğal yollardan yavaşlatmak için bir yol varsa bunun yolu yiyeceklerden geçiyor olmalı. Binlerce yıldır yiyecekleri sağlığın ve güçlenmenin en etkili yolu olarak gören Uzakdoğu halklarına göre yaşlanmayı geciktirmenin ve insanın gücünü kaybetmeden yaşlanmasının anahtarı yine besinler ve bitkilerdir.
Yaşlandıkça vücudumuz su kaybeder. Su kaybettikçe cildimiz kurumaya ve yaşlanmaya başlar. Biz yaşlandıkça besinlerden almamız gereken vitamin ve mineral oranları da artar. Eğer yeterince besin alamazsak vücudumuz herhangi bir hastalıkla karşılaştığımızda ihtiyacımız olan maddeleri organlarımızdan ve kemiklerimizden almaya çalışır. Vücudumuz bu besinleri hangi organımızdan alırsa o organımızla ilgili sağlık sorunları yaşamaya başlarız. Yaşımız ilerledikçe daha yorgun hissetmemizin ve çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşmamızın ana nedeni budur.
Yaşlanmanın nedeni olarak bir diğer unsur ise vücudumuzdaki serbest radikallerdir. Serbest radikaller hücrelerimize ve DNA’mıza zarar vererek yaşlanmayı hızlandırırlar. Elektron kaybetmiş bu moleküller, tek oksijen atomu içerirler. Elektron alabilmek için diğer moleküllere saldırarak vücudumuzda aynı bir terörist gibi hareket ederler. Serbest radikalleri etkisiz hale getirmek antioksidanlarla mümkün olmaktadır.
Yaşımız ilerledikçe ihtiyacımız olan besinleri almaya özen gösterdiğimizde vücudumuz kendini yenileyerek yaşlanma etkilerini ertelemeyi başarır. Özellikle 40 yaşından sonra öğünlerimize kalsiyum, fosfor, potasyum, demir, B12 gibi mineraller içeren ve vücudumuzdaki serbest radikalleri etkisiz hale getiren antioksidanlar açısından zengin yiyecekler tükettiğimizde yaşlanmayı geciktirebiliriz.

Yaşlanma Karşıtı Yiyecekler

* Yaban mersini
* Avokado
* Zerdeçal
* İncir
* Fındık
* Siyah çikolata

1) Yaban mersini
Yaban mersini

Yaban mersini için, yaşlanmayı geciktiren en etkili besin olduğu söylenebilir. Yaban mersini antosiyaninler içerir. Bu madde, vücuttaki serbest radikallerle savaşarak yaşlanma etkilerini geciktirir. Birçok çalışmada yabanmersininin beyin hücrelerini yenileyerek hücrelerdeki hasarları onardığı kanıtlanmıştır.
2) Avokado
avukado

Avokado, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besinleri içeren mucizevî bir meyvedir. A vitamini, C vitamini, E vitamini, potasyum, B6 vitamini açısından zengin bir meyve olan avokado karaciğeri güçlendirerek dinç ve sağlıklı olmamızı sağlar. Avokadonun içindeki bitkisel bileşenler yaşlanmanın olumsuz etkilerini giderir. Antioksidanlar açısından zengin bir besin olan avokado, özellikle vücuttaki atardamarları koruyarak vücudun sağlıklı kalmasına yardımcı olur. 
3) Zerdeçal
zerdecal

Cildi gençleştiren ve kanserin bir numaralı düşmanı olan zerdeçal A vitamini açısından oldukça zengindir. Zerdeçalın beyni, eklemleri ve sinir sistemini güçlendirerek yaşlanma etkilerini geciktirdiği kanıtlanmıştır. 
4) İncir
incir

İncir meyvesinde bulunan antioksidanlar hücrelerin bozulmasını ve hasar görmesini engelleyerek sinir sistemini ve karaciğeri güçlendirir ve böylece yaşlanma etkilerini geciktirir. 
5) Fındık
Fındık

Her gün 5-6 adet fındık yemenin sağlığımıza inanılmaz faydaları vardır. Fındık, kronik hastalıklara, kansere, kalp damar hastalıklarına yakalanmamızı önleyen doymamış yağlar içerir. Özellikle ileri yaşlarda beyin hücrelerini güçlendirerek zihinsel sağlığı koruma altına almaktadır. 

6) Siyah Çikolata

siyah çikolata

Saf kakao içeren siyah çikolata 2010 yılında Uluslararası Beslenme Komitesi tarafından yaşlanmayı geciktiren besin olarak gösterilmiştir. Güçlü antioksidanlar içeren bir parça siyah çikolata, vücuttaki serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yaşlanma etkilerini geciktirmektedir. 

Devamını oku

26 Oca 2018

Kilo Vermek İçin En İyi 5 Çay

Kilo vermek dediğimizde artık neredeyse birçok kişinin ilgi alanına giren bir sorundan bahsetmiş olmaktayız. Çünkü günümüzde kilo alımının en büyük nedeni hazır gıdalar ve hareketsiz yaşam tarzıdır. Bu durum, birçok insana “nasıl zayıflarım?” sorusunu sıkça sordurmaktadır. Bu sorunun yanıtlarından biri ise metabolizmamızın çalışmasını hızlandırarak kilo vermemize yardımcı olan bitki çaylarıdır. Bu çaylar arasından bazıları, kilo vermeye yardımcı olmada diğer çaylara göre daha ön plandadır. Şimdi sözü daha fazla uzatmadan kilo vermek için en iyi 5 çay hakkında daha detaylı konuşalım.

bitkisel çaylar

Bamya Çiçeği Çayı


Bu çay, bamya çiçeğinin mor ya da kızıl renkte olan taç yaprakları ve çanak yapraklarının demlenmesiyle yapılan bir çaydır. Asya, Afrika ve Karayip ülkeleri kökenli olan bu bitki çayı çeşitli hastalıkların evde tedavisinde kullanılmaktadır. Rengi kırmızımsı olan bu çayın tadı kızılcığa benzer ve mayhoştur.

Bamya çiçeği çayı içerisinde C vitamini, flavonoidler, mineraller ve antioksidanları içerir. Bu çay şekersiz olarak tüketilirse, vücut formunun korunmasına yardımcı olmaktadır. Kalorisi düşük olmasının yanı sıra kafein de içermez. Ayrıca kötü huylu kolesterol olarak bilinen LDL ve toplam kolesterolün düşmesini sağladığını gibi şeker hastaları için de çok faydalı bir sıcak içecektir.  Bamya çiçeği çayı, toksinlerin vücuttan atılımını sağladığı için vücudun enerji seviyesi ve performansının yükselmesine katkı sağlar. Buna ek olarak karbonhidrat ve nişasta emilimine yardımcı olan bir enzim olan amilazın üretimini engeller ve sonuç olarak bu da karbonhidrat emilimini azalttığı için kilo alımını azaltmaktadır.

bamya çiçeği çayı

Yerba Mate Çayı


Bu çay, metabolizmanın çalışma hızını %10 arttıran geleneksel bir Güney Amerika çayıdır. Yerba mate, potasyum, magnezyum ve manganez gibi mineraller yönünden oldukça zengindir. Ayrıca içerdiği bazı bileşenler sayesinde bu çay kas dokularında rahatlama ve kalp fonksiyonlarının düzelmesine de yardımcı olur. Yerba mate’nin muhteviyatında 24 vitamin ve mineral, 15 aminoasit ve bol miktarda antioksidan vardır. Bu bileşenler bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi LDL kolesterolü düşür, HDL kolesterolü (iyi huylu kolesterol) yükseltir. Böylece kalp hastalıklarına yakalanma riski de azalır.

2009 yılında yapılan bilimsel bir çalışmada Yerba mate çayının, iştahı azaltmakta ve yaşlanmanın yıkıcı etkilerini yavaşlatmakta olduğu görülmüştür. Ayrıca fareler üzerinde yapılmış olan deneylerde, obezite geninin bazı davranışlarını düzenleyerek obeziteyi engellediği de görülmüştür.  

Yerba mate

Pu-erh Çayı


Pu-erh çayı, Çin’in Yunnan bölgesine özgü bir siyah çaydır. Bu çay Camellia sinensis bitkisinin çiçek ve yapraklarından hazırlanmaktadır. Fermente bir çay olduğu için, bu süreçte, vücutta önemli derecede yağ yakımına yardımcı olan yağ ayrıştırıcı enzimler oluşturmaktadır. Pu-erh çayı ne kadar yıllanırsa, tıpkı şarapta olduğu gibi, tadı da o kadar iyi olur ve bakteri ve küf oluşma ihtimali de artar. Bu sırada oluşan polifenoller, klorofil ve diğer besleyici maddeler yağın parçalanması ve yakılmasını sağlarlar.

pu-erh

Yeşil Çay


Yeşil Çay, Camellia sinensis bitkisinin yapraklarından yapılır ve fermente bir çay değildir. Çin kökenli bu çay dünya genelinde oldukça popüler bir çaydır. Çay, doğrudan metabolik oranı hızlandırmasa da, içerisindeki polifenol ve mevcut kafein ısı üreterek termojenezi azaltır ve yağ yakımını hızlandırır. Metabolizmadaki bu oransal artış, kalp atışında herhangi bir yükselme olmadan yaşanır. Çayın antioksidan polifenolleri açısından zengin olması, hücreleri hasardan korur ve kilo vermeye katkı sağlar.

yeşil çay

Yabanmersini Çayı


Yabanmersininden yapılan bu çayın en büyük özelliği, yeme isteğinin önüne geçemeyenlere yardımcı olması ve iştahı azaltmasıdır. Bu çay, ciddi miktarda C vitamini antioksidanları içermektedir. Antokiyanosidler, meyvedeki bileşenin anahtarıdır ve kan hücre duvarının güçlenmesine ve kan dolaşımının hızlanmasına yardımcı olurlar. Yabanmersini çayı, vücuttaki tüm yabancı maddelerin ve yağın atılmasına yardımcı olur. Ayrıca bu çay, damar tıkanıklığı ve kan şekeri seviyesinin stabil kalmasına da katkı sağlar.   

yaban mersini
  
Devamını oku

18 Oca 2018

Ölmeden Önce Köpekler Bunları Yapıyor


Ölmeden önce köpek davranışları üzerine bir yazı yazmamızın nedeni, siz değerli okurlarımızı üzmek değil. Sadece bu konu üzerine bir fikir edinmek isteyenlere bilgi vermektir. Bildiğimiz gibi ölüm tüm canlılar için kaçınılmaz bir sondur ve birgün tüm sevdiklerimizle vedalaşacağız. İşte bundandır ki hayatımızda çok önemli yeri olan sadık dostlarımız olan köpeklerimize, en azından, veda etme şansımız olabilir. Çünkü köpekler ölmeden önce bazı tipik davranışlar sergilemektedirler. Şimdi bu davranışlara kısaca göz atalım.

köpekler ölmeden önce

Hareketlerde Azalma

Köpekler yaşlandıkça hareketleri normal olarak yavaşlar. Ancak köpekler ölümleri yaklaştıkça daha da hareketsizleşirler. Köpekler yaşlandıkça yürüyüşe çıkmaya pek hevesli olmadıkları gibi oyun oynamak da pek istemezler. Köpeklerin ölümü iyice yaklaşınca aynı pozisyonda saatlerce yatarlar. Bunun dışında gece ya da gündüzün tamamına yakınını da uyuyarak geçirirler. Köpek bu haldeyken kalkmak istese bile, ayakları vücudunun ağırlığını taşıyacak enerjiyi bulamadığından dolayı hareket edemezler.

Bağırsak Ve Mesane Kontrolünün Kaybı

Köpeklerin ölmeden önceki belirtilerinden biri ise, ölümü yaklaştıkça bu hayvanların bağırsak ve mesane kontrolünü kaybetmeye başlamalarıdır. Böyle bir şey olduğunda birçok kişi bunun nedenini anlamayarak bunun münferit bir durum ya da kaza sonucu oluştuğunu düşünür. Fakat köpeklerin yaşamlarının sonu yaklaştıkça ishal olurlar. Bu da köpeklerin vücudunda sıkça su kaybının oluşmasına neden olur. Böyle bir durum sezerseniz, köpeğinizi bir veterinere götürün ve veterinerinizin verdiği ilaçları verdikten sonra köpeğinizin sıkça su içmesini sağlamak için sık sık önüne su kabı koyun.

İştahta Değişim

Köpeğinizin iştahında sürekli görülen bir azalma söz konusuyla bu köpeğinizin yaşamının sonuna yaklaştığının en büyük belirtilerinden biridir. Hareketlerin azalmasından dolayı iştahta da doğrudan bir azalma olur. Bazı köpekler ise, sahipleri mutsuz olmasın diye, onları memnun etmek için, yiyeceğini yalar ancak yemezler. Tüm bu süreç içerisinde köpek, şiddetli bir biçimde kilo kaybeder.

Kas Kontrolünde Zayıflama

Köpekler yaşlandığında en sık görülen durumlardan biri köpekte titreme ya da sarsaklıktır. Ölümü iyice yaklaşmış bir köpekteyse kaslarda şiddetli seğirme ya da kasılma kendini gösterir. Ayrıca köpek, dilini kontrol etmekte zorlandığından dolayı da salya miktarı eskiye oranla çok daha fazla görülür.

Nefes Alma Güçlüğü

Bir köpeğin ölümü yaklaştığında, nefes alma güçlüğü çekmeye başlar. Nefes alıp verdikten sonra neredeyse 20-30 saniye ara verip tekrar nefes alıp verirler. Bununla birlikte hayvan tükürüğünü yutkunmakta da zorlanır.

Rahat Etmek İsterler

Köpeklerin ölümü yaklaştıkça bunu hissettikleri birçok insan tarafından bilinir ve kabul edilir. Bu durumda köpeklerin çoğu, sahiplerini rahat ettirmek için arayışa girerler. Bu durum belki de onların sahiplerine “elveda” deme şeklidir. Çoğu köpek ise uykuda ya da son anında sahibinin yanında ölür.

Devamını oku

14 Oca 2018

Kedinizi Mutlu Etmenin 4 Yolu


Kedinizi mutlu etmek dediğimizde, aslında birçoğunuzun zaten kediler genelde mutlu hayvanlar dediğinizi duyar gibiyim. Aslında haklısınız, ancak her canlıda olduğu gibi kedileri de daha mutlu edecek bir takım davranışlar mevcuttur. Bir kedi sever olarak söylemeliyim ki kedim mutluysa ben de daha mutlu oluyorum açıkçası. Bu nedenle sözü uzatmadan kedinizi mutlu etmenin 4 yolu hakkında daha detaylı konuşmaya başlayalım.

kedinizi mutlu edin

Oyun İçin Daha Çok Zaman Ayırın


Kediler her ne kadar uyumayı seven hayvanlar olarak bilinseler de, aslında bu onların genellikle sıkıldıklarında yaptıkları bir harekettir. Bu nedenle, eğer onlarla oynamak için daha fazla zaman ayırırsanız, kedinizi daha mutlu etmiş olursunuz.

Kedinizle oynayabileceğiniz oyunların başında “kovala ve yakala” ilk sıradadır. Bu hem kedinizi eğlendirir hem de kedinizin vücuduna kan pompalanmasını hızlandırır. Ayrıca kedinize kedi oyuncakları alabilir, eğer imkânınız yoksa eski gazete kâğıtları, karton kutular ya da yün yumağı vererek de kedinizin eğlenmesini sağlayabilirsiniz.


Ona Yalnızlık Hakkı Tanıyın


Kedimiz her ne kadar sarılıp sevdiğimiz bir canlı olsa da, onunda kendini yenileyebilmesi ve dinlenmesi için yalnız kalması gerekir. Kediniz yalnız kaldıkça yeni şeyler keşfeder ve öğrenir. Bu da onun can sıkıntısına iyi gelecektir.

Eğer kedinizin dışarı çıkmasına izin verdiyseniz, ona dışarıda serbestçe dolaşabileceği kadar zaman da vermelisiniz. Ama eğer kedinizin eve yakın olmasını istiyorsanız, bir bahçenizin olması ve kedinizin orada dolaşması daha yerinde olacaktır. Ayrıca kediler, bir saklanma yeri oluşturmak isterler. Bu nedenle evinizde çöp kutusu veya karton kutunuzun olması kedinizin çok hoşuna gidecektir.

Kedinizi Asla Yıkamayın!


Kediler suyu sevmedikleri gibi aslında temizlenmek için yıkanmaya da ihtiyaç duymayan canlılardır. Kediniz zaten kendini sık sık yalayarak temizler ve bu da onu en temiz hayvanlardan biri yapmaktadır. Kediler kokmayan hayvanlardır. Bunun nedeni, atalarının avcı genlerinden kaynaklanır ve kokusuz olmaları kediler için oldukça hayatidir. Yapılan bir araştırmaya göre ise, kediler zamanlarının neredeyse % 15’ini kendilerini tımarlamak için kullanmaktadırlar.

Tüm bu sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı, kediniz sadece kirli bir madde ya da çamura düşüp kirlenmişse, mecbur kalırsanız, onu yıkayın.


Kedinizin Çimen Yemesine İzin Verin!


Hayatınızda mutlaka en az bir kez bir kedinin çimen yediğini ve daha sonra onu kustuğunu görmüşsünüzdür. Bu bizlere tuhaf bir davranış gibi gelse bile kediler için zorunlu bir davranıştır. Kediler zaman zaman bu davranışı tekrarlarlar, çünkü onların midesi bitkisel maddeleri bertaraf edecek sindirim enzimlerine sahip değildir. Kedinizin yediği çimenleri kusarak atması, onun yediği ve sindirimi zor olan tüy, kemik, kürk gibi maddelerin sindirimine yardımcı olmaktadır.


Çimen, ayrıca kedinin yediklerinin bağırsaklarında yumuşamasını sağlayarak kabızlığı önler. Görüldüğü üzere hangi nedenle olursa olsun kedinizin çimen yemesi oldukça faydalı olduğundan, buna engel olmamanız kedinizi mutlu edecektir. 
Devamını oku
Copyright © 2016-2018 Tüm Hakları Saklıdır. Her türlü iletişim için: news.saglik@yandex.com