Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?

Kalp Krizi Belirtileri
Çağımızda kalp sağlığı denildiğinde herkesin aklına ilk gelen soru kalp krizi olmaktadır. Bu nedenle bu önemli konuya ayrıntılarıyla değinmek gerekmektedir. Kalp krizi belirtileri nelerdir?  Sorusuna değinmeden önce birçok hastalık belirtisinde olduğu gibi kalp krizinin de belirtilerinin hastadan hastaya farklılıklar gösterebileceğini unutmamakta fayda vardır. Bu nedenle de kalp krizi olmadan önüne geçmenin ya da erken uyarının, hastalığın hızla tanılanması ve tedavisinden daha önemli olduğunu da belirtmek gerekmektedir.

Kalp Krizi Neden Olur?

Kalbimiz, işlevini yerine getirebilmesi için yeterli miktarda oksijene ihtiyaç duyan bir organdır. Bu oksijen, kan aracılığıyla koroner atardamara ve oradan da kalp kaslarına ulaşmaktadır. Aşırı kilo, şeker hastalığı, yüksek kolesterol gibi hastalıklardan dolayı koroner atardamarların duvarlarında, kolesterol ya da kandaki yağın artıklarını içeren, plak adı verilen cisimler oluşmaya başlar. Bu süreç zaman içerisinde bu plakların damarın içerisinde kalınlığının gittikçe artmasına ve damardan geçen kan ve dolayısıyla oksijen miktarının da azalmasına neden olur. Bu sürecin bir sonraki aşamasında atardamarın duvarına biriken plaklar damarı zorlamaya başlayabilir ve bu da kan pıhtısı oluşumuna sebep olabilir. Son aşamaya gelindiğinde, bu kan pıhtısı kan akışını azaltmaya başlar ve kalp kasında bulunan dokulara yeterli kan ulaşamaz. Bu da kalp krizinin oluşma nedenleri arasında ilk sırada gelir.

Amerikan Kalp Birliğine göre, 45 yaşını aşmış olan erkeklerin çoğu kalp krizine karşı yüksek risk altındadır. Kadınlar ise, çoğunlukla 50 yaşını aştıklarında yani menopoz sonrasında risk altındadırlar. Bunun yanı sıra, kalp krizi çocuk denilebilecek daha küçük yaşlarda dahi oluşabilir. Sağlık uzmanları maliyeti ne olursa olsun, bu tip rahatsızlıklarda tıbbi yardım almaktan kaçınılmamasını önermektedirler.

Kalp Krizinin Nedenleri Nelerdir?
  • Yetersiz ve kötü beslenme
  • Sigara kullanımı
  • Kandaki oksijen seviyesinin düşük olması
  • Kalbin, aşırı şekilde, yüksek hızda atması
  • Tiroit hormonuna fazla maruz kalınması
  • Düşük tansiyon
  • Aşırı gerginlik ya da anksiyete
  • Kansızlık (Anemi)
  • Egzersiz yapmamak
  • Yaş faktörü

Kalp Krizinin Belirtileri Nelerdir?

Şiddetli Göğüs Ağrısı
Bazı kalp krizi vakalarında şiddetli göğüs ağrısı görülmese de kalp krizinin başlangıç aşamasından sonra bir süre görülüp ortadan kaybolabilir. Zorlanma ya da huzursuzluk çoğunlukla göğsün ortasında görülür ve birçok kişi de bunu ihmal ederek bu hissin nedenini anksiyete ya da hazımsızlığa bağlar. Diğer taraftan bazı insanlarda bu rahatsızlık kendisini baskı, sıkıştırma, doymuşluk ve göğsün tam merkezinde şiddetli ağrı ile gösterir. Unutmamak gerekir ki, bu ağrı doğası gereği hafif ya da şiddetli şekilde görülebilir. Son olarak göğüsteki ağrı bazı durumlarda kollara da yayılabilir. Özellikle kalp krizinin sol kolu etkilediği görülmüştür. Bunun nedeni ise, kriz boyunca sol göğüsten çıkan ağrının omuza ve oradan da sol kolda bulunan kol atardamarına ulaşmasıdır.

Bedenin Üst Bölümünde Ağrı
Boyun, çene, sırt, dişler ya da kollarda ağrı görülmesi yaygın bir fenomendir. Bu belirtiler günlük hayatımızda da sıkça karşılaşabileceğimiz ağrılardır. Ama bu ağrılar aynı zamanda kalp kriziyle ilişkili olabilecek yaygın belirtilerden de biridir. Kalp krizinde bazen göğüs ağrısı görülmese bile, bedenin diğer bölgelerindeki ağrılar oldukça rahatsız edicidirler.

Midede Ağrı
Bir diğer yaygın belirti ise, midede görülen ağrıdır. Genellikle mide ağrıları çok önemsenmez ve farklı nedenlerle oluştukları düşünülür. Kalp krizi yaşandığı anda, göğüs bölgesinde görülen ağrı yavaşça aşağı doğru kayarak mide ağrısının oluşmasına neden olur. Ayrıca bu ağrıya mide ekşimesi ya da reflü de eşlik edebilir.

Nefes Darlığı
Bu belirti kalp krizi için çok önemlidir ve nefes darlığının, sayılan diğer belirtilerden önce oluşan, kalp krizinin vücutta oluşan ilk belirtisi olduğu düşünülmektedir. Eğer kesik kesik ya da kısa kısa soluduğunuzu fark ettiyseniz, derince bir nefes almayı deneyin. Eğer, derin bir nefes almakta zorlanıyorsanız bunun nedeni kalbe yeterli miktarda kan ulaşmamasından kaynaklanabilir ve sonuç olarak koroner atardamarınız tıkanmış olabilir.

Bayılma Hissi, Mide Bulantısı, Terleme
Diğer bir yaygın belirti ise terlemedir. Ancak bu terleme genellikle soğuk terleme olarak tabir edilen cildin üzerindeki terin soğuk ve nemli olmasıdır. Terlemenin yanı sıra bayılma hissi, kusma ve mide bulantısı da görülebilir.

Kaygılı Ya Da Huzursuz Hissetmek
Kalp krizi geçirmiş olan çoğu insan, sanki bir panik atak yaşıyormuşçasına, kriz sırasında aşırı derecede huzursuz hissettiklerini dile getirmişlerdir. Ancak sağlık uzmanları ise kalp krizi süresince rahat olunmasını ve minimum düzeyde hareket edilmesini önermektedirler.  

Aklınızda Bulunsun!

Kalp krizini önlemek için her gün düzenli olarak egzersiz yapmalı ve yüksek tansiyon ile kolesterol arasındaki dengeyi sürdürebilmek için özellikle lif bakımından zengin olan sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmelisiniz.

Yukarıda söz edilen belirtilerinden bir veya birkaçının sizde olduğunu düşünüyorsanız zaman kaybetmeden mutlaka bir kalp doktora gidiniz.

Son olarak unutulmamalıdır ki Amerika Birleşik Devletlerinde yaklaşık olarak 1.1 milyon kişinin kalp krizinden mustariptir. Bunların arasından 460.000 vaka çok kötü sonuçlanmıştır. Ayrıca, ölümle sonuçlanan kalp krizi vakalarının çoğu, hasta acil servis bölümüne ulaştırılmadan önce kalbin ventriküler fibrilasyondan, kalbin pompa görevinden çıkıp sadece küçük titreşimler halinde atması, dolayı yaşanmıştır.     
Devamını oku...

Migren Neden Olur?

Migren Türleri
Migren neden olur? Sorusu aslında bu rahatsızlıktan muzdarip olan hastalar tarafından olduğu kadar bu alanda çalışan birçok bilim insanının da merak ederek araştırdığı bir sorudur. Migren neden olur? Sorusunun yanıtı tam olarak bilinmemekle birlikte, bu hastalığa beyindeki kan akışı, kimyasallar ve sinir sinyallerindeki geçici değişiminin beyinde yarattığı anormal aktivitenin neden olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak, migrenin ne olduğunu bilmeyenler için ise migrenin kısa bir tanımını yaparak migren nedir? Sorusunu cevaplayacak olursak; migren, beyinde yukarıda söz edilen değişimler sonucunda oluşan, ağrısı saatler hatta günler sürebilen şiddetli baş ağrısı ve zonklama olarak tanımlanabilir.

Migreni Neler Tetikler?
  • Alerjiler ve alerjik reaksiyonlar
  • Parlak ışıklar, yüksek ses, duman altında kalan odalar, sıcaklık değişimleri, güçlü kokular ve keskin parfüm kokuları
  • Stres, tansiyon, anksiyete, heyecan, depresyon
  • Fiziksel tetikleyiciler; egzersiz, jet lag, yorgunluk
  • Uyku düzeninin değişmesi ya da düzensiz uyku
  • Sigara içmek veya sigara dumanına maruz kalmak
  • Öğün atlama ya da düşük kan şekerinin neden olduğu perhiz
  • Alkol
  • Hormonal tetikleyiciler; aybaşı döngüsünde dalgalanma, doğum kontrol hapları ve menopoz
  • Stres kaynaklı baş ağrıları

Migreni tetikleyen yiyecekler: Tiramin içeren kırmızı şarap, eski kaşar, tütsülenmiş balık, tavuk ciğeri, incir, bazı fasulyeler, monosodyum glutamat ve domuz pastırması, sosisli sandviç, salam gibi nitratlar

Migreni tetikleyen ilaçlar ise, uyku hapları, doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi

Migren Türleri Nelerdir?

Abdominal Migren
Bu migren tipi 5-9 yaş aralığındaki çocuklarda daha sık görülür ve bu migrene ateşli karın ağrısı eşlik eder. Diğer migren türleri ile ilişkili olan yaygın belirtileri; bulantı, kusma ve ishaldir. Abdominal migrenin görüldüğü çocuklarda genellikle göbek bölgesinde de ağrı yaşanır. Bu hastalığın görüldüğü çocukların büyük kısmında ilerleyen yaşlarda da migren devam edebilmektedir.

Baziler Migren
Bu migren türünün en tipik belirtisi başın arka kısmında şiddetli ağrıya neden olmasıdır. Baziler migren genç yetişkinlerde gözlenir ve bu rahatsızlığa çoğunlukla vertigo’da eşlik eder. Vertigo, yürümede zorluk çekilen, özellikle kapalı alanda çevresindekilerin döndüğü hissini veren bir tür baş dönmesi olarak tanımlanabilecek bir rahatsızlıktır. Bu migren türü genellikle kalıtımsaldır ve hastalık, geçmişte mutlaka bir aile bireyinde vardır.

Klasik Migren
Klasik migren, bir baş ağrısıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri, gözlerin arkasında flaş patlamasını andıran ışıklar, mide bulantısı, gözlerde ağrı, yorgunluk ve genellikle başın yan bölgelerinde ağrıdır. Aurasız migren ve baziler migrenler genellikle klasik migren olarak teşhis edilirler. Ayrıca bu hastalığın neden olduğu şiddetli baş ağrıları ise ağrı kesici ilaç kullanarak tedavi edilirler.

Menstürel Migren
Bu migren türü kadınlarda aybaşından önce ya da sonra görülebilen bir migren türüdür. Bu migren tipinin görülmesinin en büyük nedeni ise, vücutta görülen hormonal değişimlerdir. Oral kontraseptifler ve hormon replasman terapisi için kullanılan ilaçlar bu hastalığın ve baş ağrısının oluşmasına neden olabilir.

Oftalmoplejik Migren  

Bu tip migrene gözlerdeki şiddetli ağrı neden olur. Bazı durumlarda baziler migrenler, gözlerde yoğun ağrı varsa, bu kategori altında sınıflandırılabilirler.
Devamını oku...

Diş Nasıl Fırçalanmalıdır?

doğru diş fırçalama teknikleri
Diş nasıl fırçalanmalıdır? Sorusu her ne kadar ilk duyulduğunda garip bir soru gibi görünse de aslında diş sağlımız açısından çok önemli bir sorudur. Bunun nedeni, diş fırçalama yöntemleri açısından değerlendirildiğinde birçok kişinin çocukluğundan beri dişlerini yanlış şekilde fırçalamasından kaynaklanan diş çürüğü oluşumları ve diş sağlığıdır. Unutmamak gerekir ki ağız ve diş sağlığının temeli düzenli ve günde en az iki kez doğru teknikle dişlerin fırçalanmasından geçmektedir. Bunun yanı sıra dişlerimizi doğru diş fırçalama tekniği ile fırçalayarak diş çürükleri, diş eti çekilmesi ve tartar oluşumu gibi sağlık sorunlarının da önüne geçmiş oluruz.

Peki, çoğu kez günlük yaşamın temposu içerisinde ya yeterince önem verilmeyen ya da üzerinden hızla geçilen doğru diş fırçalama tekniği nedir? Şimdi bu konu üzerinde daha detaylı olarak durarak konuya maddeler halinde değinelim.

  • İlk olarak dikkat edilmesi gereken noktaların başında nasıl bir diş fırçası seçmemiz gerektiği konusu gelmektedir. Diş fırçası seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, fırça üzerinde yeterli sayı ve sıklıkta kıl olması ve fırçanın üzerindeki kılların yumuşak olmasıdır.

  • Doğru diş fırçasını seçtiysek şimdi sıra fırçanın üzerine küçük bir miktar diş macunu koymaya geldi. Diş macunlarının büyük bölümünde florür bulunmasından dolayı, diş fırçalarımızın üzerinde bolca değil de küçük miktarlarda diş macunu sürmeliyiz.

  • Diş fırçalarken dikkat etmemiz gereken önemli noktalardan biri ise, diş fırçamızı dişimize doğru açıyla temas ettirmektir. Bu açı, 45 derecelik bir açıdır. Bunu tarif etmek gerekirse, diş fırçamızın sapının yanağımıza paralel değil de bir miktar aşağı yönde olmasını örnek verebiliriz. Böylelikle, diş fırçası üzerindeki kıllar hem dişlerimize hem de diş etlerimize temas ederek her ikisinin de temizlenmesini sağlayacaktır. 
    Doğru diş fırçası nasıl seçilir

  • Arkadaki dişlerimizi fırçalarken, diş fırçamızı aşırı bastırmadan diş yüzeyi üzerinde soldan sağa ve tekrar sağdan sola, adeta yemek artıklarını süpürürcesine, dişlerimizi fırçalamalıyız.

  • Arka dişlerin yanağımıza bakan kesimlerini de nazikçe temizledikten sonra, diş fırçalarken ki en önemli adım olan ön dişlerin fırçalanmasına geçilmelidir. Bunun nedeni, ön dişlerin arasındaki bölgelerde boşlukların olma ihtimalinin arka dişlere göre daha yüksek olmasıdır.

  • Ön dişlerimizi fırçalarken aşırı baskı uygulamadan fırçalamamız gerekir; çünkü ön dişlerimizde aşınma arka dişlerimize göre daha fazladır.  Ön dişleri fırçalarken doğru teknik, fırçalamaya ön dişlerimizin üst diş etiyle birleştiği en üst nokta ile alt dişlerimizin diş etiyle birleştiği en dip nokta arasında fazla bastırmadan fırçalamaktır. Bu şekilde plaklar diş eti çizgimizden uzaklaşmış olacaklardır. Ayrıca diş eti kanaması veya diğer diş eti hastalıklarının da oluşumu önlenmiş olacaktır.

  • Son olarak, dişlerimizi fırçalarken diş etlerimize de masaj hareketleri yaparak dişlerimizi fırçalamamız gerekir. Bu hareket, basınç uygulamadan yukarı aşağı ve dairesel hareketlerle dişlerimizi fırçalamaktır. Bu hareketler diş etlerimizdeki kan dolaşımının düzenlenmesine de katkı sağlayarak diş etlerimizi daha sağlıklı hale getirir.
Devamını oku...

Beyaz Çay Zayıflatır mı?

Beyaz çay
Beyaz çay, ticari ve sık kullanılan çaylara sağlıklı bir alternatif olan ve fiziksek olarak vücudu rahatlatabilen bir çaydır. Çin çayı çeşitlerinden biri olan beyaz çay aynı zamanda sağlığa faydalarıyla da ünlenmiş bir çaydır. Peki, beyaz çay sağlığa faydalarının yanında aynı zamanda zayıflama üzerinde de etkili bir çay mıdır?

Beyaz çay, çay ailesinin az bilinen çeşitlerinden ve hızla popüler olmuş çaylarından bir tanesidir. Bu çay, siyah ve yeşil çaylarda da aynı isimle kullanılmakta olan Camellia sinensis bitkisinden hazırlanmaktadır. Beyaz çayın hazırlanmasında tomurcuklar olduğu kadar ince ve genç yaprakları da kullanılmaktadır.

Beyaz çay, özellikle diğer çaylarla kıyaslandığında, minimum düzeyde işlemden geçen bir çaydır. Bu yüzden de bu çay oldukça karakteristik bir lezzete ve aromaya sahiptir. 2009 yılında Almanya’da bir grup bilim insanı tarafından beyaz çayın insan vücudundaki yağ seviyesini nasıl etkilediğiyle ilgili olarak bir çalışma yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda beyaz çayın, diğer çaylara göre daha az işlenmiş ve daha doğal olmasından dolayı, içerisinde bulunan polifenol ve kafeinin insan vücudu için daha faydalı etkilere sahip olduğu belirtilmiştir. Buna ek olarak, beyaz çay hücrelerin bölünmesine katkı sağlamasından dolayı ve içerisindeki bileşenler sayesinde vücutta yeni yağ hücrelerinin oluşumunu önlediği de gösterilmiştir.

Kilo Vermek İçin Beyaz Çayın Faydaları

Beyaz çay faydaları arasında yukarıda da değinildiği gibi en dikkat çeken özellik bu çayın vücutta yeni yağ hücrelerinin oluşmasını engelleyici etkileri olmasıdır. Fakat burada önemli bir nokta ise, beyaz çayın mucizevi etkiler yarattığı söylentilerine itibar edilmemesi gerektiği gerçeğidir. Çünkü beyaz çay netice olarak bir çaydır ve beslenme ve spor yapılmadığı sürece etkileri sınırlı seviyede kalacak bir içecektir. Peki, gerçekten de beyaz çay zayıflatır mı? Şimdi hep birlikte bu iddiayı destekleyen argümanlara göz atalım.
  • Beyaz çay, kendiliğinden tatlı ve lezzetli bir çaydır. Bu özelliği çayı tatlandırmak ya da lezzet katmak için şeker, süt ya da herhangi bir tatlandırıcı ilave edilmesini engeller. Bu sayede beyaz çayı, normal çay tüketiminizin yerine koyarak şeker kullanma ihtiyacımız ortadan kaldırabilir. Bu da bizi orta vadede şeker kullanımının neden olduğu kilolardan kurtarır.

  • Beyaz çayın sağlığa faydaları hakkında söylenebileceklerden bir diğeri ise, dolambaçlı bir yol olsa bile, bireysel olarak kilo vermeye yardımcı olmasıdır. Beyaz çay tansiyonun düşürülmesine de yardımcı olur ve kalbin çalışma koşullarını iyileştirir. Kalbimiz, vücudumuzun düzgün çalışmasından sorumludur. Bu yüzden daha sağlıklı bir kalp, daha etkili bir çalışma anlamına da gelir.

  • Beyaz çay faydaları arasında belki de en çok tercih nedeni bu çayın doğal bir iştah kesici olmasıdır. Bu çayın tüketimi gün içinde otomatik olarak öğünlerde yenilen miktarın ve atıştırmalıkların azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Bu çaydan günde bir fincan içilmesi açlık hissini bastırarak yerine tokluk hissinin oluşmasına büyük katkı sağlamaktadır. Bunun bir faydası da yemekte midenizin daha az dolması ve posiyonlarımızın zamanla küçülmesidir.

  • Beyaz çay, zengin bir polifenol kaynağıdır. Bu küçük kimyasallar vücudumuzun metabolizmasının hızlı çalışmasına yardım ederler. Yani kaloriler çay sayesinde yakılır ve daha etkin kullanılırlar. Bu da daha hızlı ve etkili kilo verilmesini sağlar. Tüm bunlara ek olarak, beyaz çay ayrıca vücuttaki kolesterol seviyesinin düşürülmesine de yardımcı olan bir içecek olarak dikkat çekmektedir.

Devamını oku...

Elektronik Sigara Zararlı mıdır?

elektronik sigara nedir
Elektronik sigaranın zararları konusu belki de son birkaç yılın en sık sorulan sorularından biridir. Dünyada ve ülkemizde gittikçe yaygınlaşan elektronik sigara kullanımı bir anlamda sigarayı bıraktırma amacından uzaklaştırılmış ve kendi içerisinde ayrı bir bağımlılar grubu oluşturmuştur. Yapılan çalışmalar, gerek internette gerekse de diğer yazılı ve görsel medyada normal sigaradan daha güvenli olduğu ifade edilen bu ürünlerin aslında iddia edildikleri kadar da masum olmadıklarını göstermektedir. Peki, iddia edildiği gibi gerçekten de elektronik sigaralar sağlığa zararlı mıdır?

Elektronik Sigara Nedir?

E-sigara da denilen elektronik sigaralar ya da elektronik nikotin gönderme araçları aerosolün içe çekilmesi yoluyla insanlar tarafından kullanılan ve pille çalışan, genellikle nikotin ve çeşitli aromalar içeren (ki içermeyenleri de vardır) cihazlardır. Bu cihazlar aynı zamanda günlük hayatta kullandığımız USB bellekleri ya da dolma kalemleri de şekil olarak andırmaktadırlar.

Elektronik Sigara Nasıl Çalışır?

Elektronik sigaralar 4 farklı parçadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki içine sıvı haldeki aroma, nikotin ve diğer kimyasalları alabilen kartuş bölümüdür. İkinci parça atomizerdir. Üçüncü parça güç kaynağı yani pildir. Son parça ise ağızlık bölümüdür.
Çoğu elektronik sigara bataryadan aldığı ısıyla ilk çekimi sağlar, öyle ki bu aşamada kartuşun içindeki sıvı karışım buharlaşır ve kişi aerosolü içine çekerek elektronik sigarayı kullanır.

Elektronik Sigara Sağlığa Zarar Verir mi?

Elektronik sigara üreticileri katranın yanı sıra geleneksel tütün ürünlerinde tütünün yanmasından dolayı üretilen kanser yapıcı bileşenlerin sağlık için en zararlı içerikler olduğunu ve bu maddelerin elektronik sigaralarda bulunmadığını iddia etmektedirler. Fakat genellikle elektronik sigara kullanımındaki nikotinin solunmasıyla ilişkili olan sağlık risklerinden çoğunlukla söz edilmemektedir. Elektronik sigaralar propilen glikoldeki çözünmüş nikotini içermektedirler. Nikotin, doğası gereği aşırı bağımlılık yapıcı bir maddedir ve kalp ve akciğerler gibi hayati organlar üzerinde olumsuz fizyolojik etkilere sahiptir. Bu nedenle FDA yani Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, elektronik sigaraları ilaç dağıtım cihazları kategorisinde tanımlamaktadır.

Elektronik sigaraların güvenilirliği ile ilgili olarak yapılmış çalışmalarda bazı markalar tarafından önerilen e-sigaralarda nitrozamin ve dietilen glikol var olduğu saptanmıştır. Bu kimyasallar insanlarda temel sağlık risklerinin ortaya çıkmasına neden olabilirler. Ayrıca etiketlerin üzerinde belirtilen nikotin miktarları da güncel nikotin miktarıyla tam olarak örtüşmemektedir. Bu sigaralarda tat veren ya da aroma tadı veren ajanların kullanımı, genç kitleleri hedefleyerek satışları arttırmak için kullanılan bir pazarlama yöntemidir. Hatta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sigarayı bırakma cihazı olarak elektronik sigaraya kitlelerin yönlendirilmesini durdurmak için üretici ve pazarlamacılara yönelik olarak bir yönerge yayımlamıştır. Elektronik sigaraya ilişkin en büyük sorunların başında nikotin bağımlılığına sebep olması ve kullananlarda “nikotin zehirlenmesi” olarak bilinen sağlık sorunları vakalarında artışa neden olabilecek olmasıdır.
Devamını oku...

Diş Eti Çekilmesi Nedir?

Diş eti çekmesi
Diş eti çekilmesi hastalığı belirtilerinden ilki, diş çevresinde bulunan diş eti dokusunda görülen azalmadır. Bunun yanı sıra normalde dişin üst kısmında olması gereken diş eti çizgisinin hastalıkla birlikte aşağıya doğru inmesi de hastalığın tipik belirtilerinden biridir. Diş eti çekilmesi hastalığı, yaşlanma sürecinin normal bir parçası olarak değerlendirilen bir rahatsızlıktır. Bu hastalık genel olarak 40 yaşının üzerindeki yetişkinlerde görülmekle birlikte bazı insanlarda farklı faktörlere bağlı olarak çocukluk çağında da başlayabilir.

Diş Eti Çekilmesinin Belirtileri Nelerdir?

Eğer diş eti çekilmesi hastalığının olup olmadığı anlaşılmak isteniyorsa, buna dişlerin üst kısmına yakın diş eti çizgilerini kontrol ederek başlamak gerekmektedir. Eğer diş eti çizgisinin altında bir çentik hissediyorsanız, bu diş eti çekilmesinin başladığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Öyle ki bu durum sağlıklı dişlerinizin çürümesini de hızlandırabilir.

Dişlerinizi fırçalarken diş etlerinizde kızarma, şişme ve acıma hissi oluşabilir. Ayrıca dişleriniz eskisine göre daha zayıf hale gelebilir.

Sıcak ya da soğuk bir şeyler yerken ya da içerken dişlerinizde sızlama hissediyorsanız yine bu da diş eti çekilmesini işaret edebilecek belirtilerden biridir.

Diş etlerinizin normalden daha uzun göründüğünü ve diş etlerinizde kasılmanın başladığını hissediyorsanız dişlerinizde diş eti çekmesi görülme ihtimali oldukça yüksektir.

Diş Eti Çekilmesinin Nedenleri Nelerdir?

  • Genetik ve kalıtsal nedenler
  • Diş fırçasının dişleri aşındırması ya da dişlerin bastırılarak sert biçimde fırçalanması
  • Diş eti ile ilgili hastalıklar
  • Düzenli şekilde diş ve ağız bakımının yapılmaması
  • Diş eti çizgisinde aşırı plag oluşumu
  • Kadınlarda hormonsal değişimler
  • Çarpık dişler
  • Sigara kullanımı
  • Ağız içi ya da çevresine takılan piercingler
  • Kötü beslenme, stres ve uyku bozukluğu


Diş Eti Çekilmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Fosfor, magnezyum, kalsiyum, B vitamini, C vitamini gibi besin takviyeleri diş eti dokularının onarılması ve çürümenin engellenmesi için uzman bir hekim tarafından reçeteyle yazılabilir.

Dişçiniz dişlerinizin maruz kaldıkları aşırı hassasiyeti gidermek için, orta florüdlü diş macunu ya da hassaslaşmış bölgeye sürülmesi için ağız merhemi yazabilir.

Dişlerde plag oluşması durumunda, dişlerin düzenli olarak temizlenmesi önerilmektedir. Amalgam ya da altın gibi kompozit rezinler veya diğer metal dolgular bir dişçi tarafından dişe uygulanabilir.

Diş eti çekmesi hastalığının giderilmesi için popüler yöntemlerden biri de dişlerin alt bölümünde oluşan boşlukların koruyucu materyal ile doldurulmasıdır.

Diş Eti Çekilmesine Karşı Koruyucu Önlemler

  • Dişler olabildiğince yumuşak uçlu diş fırçalarıyla dişe baskı uygulamadan, hafif bir süpürme hareketiyle, fırçalanmalıdır.

  • Uzun dönemde diş fırçalanırken yatay fırça dokunuşlarından kaçınılmalıdır. Yukarı aşağı hareketlerle diş fırçalanırken fazla bastırılmadan dişler nazikçe fırçalanmalıdır.

  • Diş fırçalamak kadar diş ipi kullanımının da çok önemli olduğu ve diş eti çekilmesinin yavaşlatılması ve önlenmesinde etkili olduğu unutulmamalıdır.

  • Diş gıcırdatma ve farkında olmadan dişlerin birbirine baskı uygulamasının önüne geçilmelidir.

  • Diş etlerine karanfil yağı uygulanması ve tuzlu su ile ağzın düzenli olarak gargara yapılması, bu hastalığın doğal yollarla diş etlerinize vereceği zararın minimum düzeyde tutulması için uygulanması gereken yöntemlerden biridir.
Devamını oku...

Göz Ağrısı Neden Olur?

Göz ağrısı neden olur
Göz ağrısı nedenleri üzerine konuşmak, bu önemli sorunun altında yatan sebeplerin incelenmesiyle tam olarak anlaşılabilecek bir konudur. Göz ağrısı, bir kişinin çevresindeki nesneleri açık şekilde görememesine neden olan ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir ağrı çeşididir. Göz ağrısına genellikle iltihap, yanma ve şişme eşlik eder. Göz ağrısı, hemen her yaş grubunda görülen ve cinsiyete bağlı olmaksızın oluşabilen bir ağrıdır.

Göz Ağrısının Nedenleri?

Göz nezlesi, gözağrılarının en yaygın nedenlerinden biridir. Göz nezlesi, gözkapağı ve göz yuvarlağının parçalarını kaplayan ve göz sümüksel zarı da denilen ince zarda meydana gelen bir tür göz iltihabıdır. Temel olarak 3 farklı tip göz nezlesi vardır: Bunlardan ilki bakteriyel, ikincisi virüssel ve üçüncüsü ise alerjenler ya da sabun, şampuan gibi sert kimyasalların tetiklemesi sonucu oluşan kimyasal göz nezlesidir.

Yukarıda belirtilen 3 durumda da göz ve çevresi kaşınır ve kızarır. Ayrıca göz akıntısı da görülebilir. Bulaşıcı göz nezlesi, tabiatı gereği son derece bulaşıcı bir hastalıktır ve bir kişiden diğerine kolayca bulaşabilir. Bu bulaşmanın en büyük nedeni, doğrudan diğer insanlarla temas ya da başkalarının kullandığı havlu vs. kişisel eşyaların kullanılmasıdır.

Duman, toz, kirlilik ve polen tanecikleri de bu alerjilerin temel tetikleyicisidir. Alerjiler çoğunlukla yazın, bu parçacıkların havada asılı kalması ve gözlerle temas etmesi neticesinde meydana gelir. Göz nezlesinin 2 yaygın belirtisi, sürekli kaşıntı ve gözlerde sulanma olarak ifade edilebilir. Gözler bu dönemde ışığa maruz kaldığında ağrır ve ışığa karşı aşırı hassas olurlar. Diğer belirtiler ise, burun akıntısı ve boğaz ağrısının gözlenmesidir.

Gözlerimiz, gözün kayganlaşmasını sağlayan ince bir gözyaşı tabakasıyla kaplıdır. Gözün içinde bulunan ve gözyaşı üreten gözyaşı bezleri bu üretimi kestiğinde ise “kuru göz” olarak bilinen hastalık meydana gelir.

Bunlara ek olarak, gözlerde oluşan aşırı gerilim de gözlerde ağrımaya neden olabilir. Eğer uzun saatler boyunca bilgisayar ya da televizyona bakılırsa, gözler yorulma ve bitkinliğe meyilli hale gelirler. Bunun nedeni, bu tür eylemleri gerçekleştirirken gözler normalde olduğunda çok daha az kırpıştırılır ve bu da gözlerde kurumanın oluşmasına neden olur. Bu da sonuç olarak, gözlerin bulanık görmesine ve baş ağrısına sebep olur. Eğer kapalı bir ortamdaki havaya sürekli olarak maruz kalınıyorsa, bu belirtiler daha da şiddetli olabilirler.

Göz Ağrısı Nasıl Geçer?

Göz ağrıları çoğunlukla gözde kaşınma, sulanma ve kızarma ile birlikte görülürler. Enfeksiyon, başlamasının ardından 3-4 gün içerisinde zirve noktasına ulaşır ve genellikle de 10 ile 14 gün arası bir süre içerisinde azalmaya başlar.

Tıbbi Olarak Göz Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavinin ilk adımı öncelikle uzman bir göz doktoru ziyaret etmektir. Doktorunuz göz ağrınızın tedavisi için özel olarak yapılmış olan merhemleri ve bazı damlaları reçetenize yazabilir. Bu merhemler bakteriyel göz nezlesi için bir antibiyotik olan kloramfenikol içerirler. Bunun yanı sıra doktorunuz size bazı antiviral ya da iltihap sökücü ilaçlar da verebilir.

Göz Ağrısı Evde Nasıl Tedavi Edilir?

Göz ağrısını evde tedavi edebilecek olan birçok doğal tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan biri rendelenmiş çiğ elmanın göz kapaklarının üzerine uygulanmasıdır. Göz ağrısını geçirmenin en kolay ve etkili yollarından biri ise, göz kapaklarının üzerine 30 dakika kadar dilimlenmiş salatalık uygulamaktır. Bunun dışında bir diğer yol ise, gül suyuna batırılmış pamuk topunun göz kapağı üzerine uygulanmasıdır.

Evde göz ağrısı tedavilerinden bir başkası ise, kaynamış suya biraz tuz atıldıktan sonra pamuğun bu suya batırılmasıdır. Pamuk 5 dakika kadar göz kapağı üzerine fazla bastırılmadan tutulur ve göz ağrısını dindirebilir.

Göz ağrısını dindirmek için kullanılabilecek bir diğer doğal yöntem ise, soyulmuş ve dilimlenmiş patatesin 15 dakika kadar göz kapakları üzerine uygulanmasıdır. Eğer gerekiyorsa gözler temiz suyla iyice yıkandıktan sonra bu işlem bir kez daha uygulanabilir.


Unutmamak gerekir ki göz sağlığı için en önemli etkenlerden biri daima ellerin temiz tutulması ve kirli ellerle gözlerimize dokunmamaktır. Ayrıca enfeksiyonların yayılmasına engel olmak için mendil, havlu ve diğer kişisel eşyalar başkalarıyla ortak olarak kullanılmamalıdır. 
Devamını oku...

Beyni Hastalıklardan Koruyan Besinler Nelerdir?

beyin hastalıkları
İyi bir beslenme, organizmada farklı özelliklere sahip olan bazı maddeleri içermelidir. Bu maddelerin çoğunluğu enerji verici fonksiyonlara sahip maddelerdir. Kanda glikoz eksikliği söz konusu olduğunda nöron en hassas hücredir denebilir. Bunun nedeni, nöronların diğer hücrelerin ve glikozun sahip olduğu depolama alanına sahip olmamasıdır. Sonuç olarak bu durumda şiddetli hipoglisemi eninde sonunda komaya neden olacaktır. Şimdi beyni hastalıklardan koruyan besinler nelerdir? Sorusuna daha ayrıntılı olarak bakalım ve bu maddelerin hangi besinlerde bulunabileceğinden söz edelim.

Antioksidanlar

Antioksidanlar, vücuttaki serbest radikalleri etkisiz hale getiren kimyasal maddelerdir. Bu etkisizleştirme olmazsa serbest radikaller hücre duvarına ve sonrasında da genetik materyale saldırırlar. Bu nedenle, ilk aşamanın sonucu olarak hastalıklar ortaya çıkabilir. Antioksidanlar hastalık önleyici unsurlardır. Bundan ötürü de bu kimyasallar beyin sağlığının sürdürülmesine katkı sağlarlar. 
Peki, antioksidanları nerede bulabiliriz? Antioksidanlar aşağıdaki gıdalarda bulunmaktadırlar:

Meyveler: Kuru erik, kuru üzüm, kızılcık, kuş üzümü, ahududu, portakal, üzüm, kiraz, kivi, greyfurt, elma, muz, kayısı, şeftali, armut, kavun, karpuz,

Sebzeler: Lahana, ıspanak, pancar, soğan, mısır, patlıcan, karnabahar, taze fasulye, domates, kabak, kereviz, salatalık, sarımsak

Diğer yiyecekler: Tahıllar, mantarlar, alabalık ya da somon, yeşil çay, safran, yumurta, bitkisel yağlar (özellikle E vitamini yönünden zengin olanlar)

antioksidan içeren besinler
B9 Vitamini

Folik asit ya da B9 vitamini hücrelerin normal gelişiminde bulunan bir vitamindir. Yapılan bazı bilimsel çalışmalar depresyondaki insanların kan değerlerindeki folik asit oranının düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bilim insanları folik asidin insan bedeni için önemli role sahip bir vitamin olduğunu belirtmektedirler. Folik asit ıspanak ve brokoli gibi sebzelerde, portakal gibi meyvelerde tahıllarda ve ekmek mayasında bulunmaktadır.

B6 Vitamini

Prioksidin ya da B6 vitamininin organizmada çeşitli rolleri olmasının yanında, ayrıca amino asitler, proteinler, steroidler, yağ ve hemoglobin sağlayarak bağışıklık sisteminin uygun şekilde çalışır kalmasını sağlarlar. Bunun yanı sıra B6 vitamini hafızayı güçlendirir. B6 vitamini, mayalar, tahıllar, süt, yumurta, balık, muz, avokado ve yemişlerde bol miktarda bulunmaktadır.  

B12 Vitamini

B12 vitamini, kansızlık ve halsizlik üzerinde önleyici bir etkiye sahiptir. B12 vitamini tavuk, kırmızı et, domuz eti (özellikle domuz ciğeri) ve yumurtada bulunmaktadır.

Fosfatidilserin

Fosfatidilserin, özellikle beyinde ve hücre duvarında bulunan bir fosfolipittir. Fosfatidilserin hafızayı gençleştirir. Bu madde özellikle çikolata yenilerek elde edilebilen lesitinde bulunmaktadır.

E Vitamini

Tokoferol ya da E vitamini, soya, mısır, domates, yeşil sebzeler, tahıl tohumları, ay çekirdeği ve fıstık gibi güçlü antioksidanlarda bulunmaktadır.

C Vitamini

C vitamini çok sayıda önemli metabolizma için esas besinleri ve organizmalarımızın normal fonksiyonlarında çalışabilmesi için hayati öneme sahip olan sinirtaşıyıcı sentezlerini içermektedir. C vitamini alınabilecek besin aralığı ise oldukça geniştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Meyve ve Sebzeler: Portakal, limon, kavun, ahududu, mandalina, çarkıfelek meyvesi, mango, ananas, üzüm, kayısı, greyfurt, ıspanak, kabak, domates

Etler: karaciğer, beyin, kuzu eti, fisto, kuzu yüreği, yumurta ve süt

Bitkiler: Kuşburnu ve ormanaltı bitkileri 

Selenyum

Selenyum küçük miktarlarda bulunan ve sağlığımız için olumlu etkileri olan bir mineraldir. Bu mineral özellikle selenyum açısından zengin olan topraklarda yetişen bitkilerde bulunmasının yanı sıra yumurta, tavuk, kırmızı et ve sarımsakta da bulunmaktadır.

Koenzim Q10

Koenzim, vücudumuzdaki her bir hücrede bulunmaktadır ve iki büyük fonksiyonu yerine getirir: Birincisi enerji üretim sürecini işaret ederler ve güçlü antioksidandırlar. İkincisi ise uskumru ve sardunya gibi yağlı balıklarda, yürek, karaciğer, böbrek gibi sakatatlar ile yumurta, soya fasulyesi ve yer fıstığında bulunmaktadır.


Devamını oku...

Ağrıkesiciler Ve Alkol

Ağrı kesiciler
İlaç kullanımı ile ilgilenen birçok şirket ağrı kesicileri iki ana başlık altında değerlendirir: Reçetesiz satılan ağrıkesiciler ve reçeteyle satılan ağrıkesiciler. Dünya genelinde özellikle reçetesiz ağrıkesicilerin zararsız olduğu ve güvenli bir şekilde kullanılabileceği yönünde bir kanı vardır. Hâlbuki bu iki ağrıkesici türü de eğer alkol ile kullanılırsa eşit derece de tehlike arz etmektedir.

Ağrıkesici İle Alkol Kullanmak Güvenli midir?

Eğer güçlü ya da sadece reçete ile yazılabilen bir ağrıkesici kullanılıyorsa, alkol tüketilmemesi birçok uzman tarafından belirtilmektedir. Reçetesiz satılan bir ağrıkesici kullanılıyor ise, mutlaka bir eczacı ya da doktora danışılmalı ya da ilacın prospektüsü dikkatlice okunmalıdır. Bunun yanı sıra ilacın doğru dozda alındığından emin olunmalı ve önerilen alkol limitleri aşılmamalıdır.

Etkileri Nelerdir?

Ağrıkesiciler ile alkolün karışımının etkileri her ağrıkesici için oldukça çeşitli olabilir ve kişi tarafından tüketilen alkolün miktarına göre de etkileri değişebilir. Özellikle antidepresan ilaçlar ile alkol aynı anda kullanılmamalıdır. Bu ikisinin aynı zamanda kullanımı sinir sistemi üzerinde etkiye sahiptir. Sinirler gevşer, rahatlama gelir ve solunum azalır. Bunun sonucunda ise vücuda giren oksijen seviyesi düşer. İkinci bir etki ise ağrıkesiciler ve alkolün birlikte kullanımı sonucu oluşan maddelerin sindirim sistemi ve karaciğeri de etkilemesidir.

Antikonvülsanlar
Antikonvülsanlar, duygudurum dengeleyiciler olarak, nöronları ve sinir sistemini rahatlatan ağrıkesicilerdir. Antikonvülsanlar felç gibi durumlarda kullanılmaktadır; ancak alkol ile birlikte alınırlarsa, vücut nöbet ya da kriz geçirebilir. Bu durumun oldukça belirgin belirtilerinden bazıları aşırı umursamazlıkla birlikte görülen şiddetli sersemlemedir.

Opioidler                                      
Opioidlerin alkol ile birlikte kullanılması aşırı derecede ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu karışım, eğer zamanında önlem alınmazsa, ani kalp durmasına neden olabilecek olan solunum problemleri ve şiddetli baş dönmesine neden olur.

Reçetesiz Kullanılabilen Ağrıkesiciler
Yukarıda da belirtildiği gibi reçetesiz kullanılabilen ağrıkesiciler insan vücudu için pek tehlikeli sayılmazlar. Kısa süreli olarak solunum yavaşlaması gibi risklerin dışında, geniş çaplı karaciğer hasarı ve ülser gibi uzun dönemde gelişebilecek yan etkilere sahiptirler.

Anti Depresanlar
Anti depresanlar, insan vücudu için normalde de bir tehdit oluştururlar. Eğer alkol ile kullanılırlarsa intihar düşüncesi gibi yan etkilere neden olabilirler.


Ağrıkesiciler ile birlikte alkol kullanılması oldukça riskli sonuçlar doğurabilir. Ayrıca diğer ilaçlarla birlikte alkolün kullanılması da alkolizm tehlikesini içerisinde barındırır. Bazı durumlarda her iki madde birlikte kullanılsa bile kısa dönemde olumsuz bir etki görülmeyebilir. Ancak uzun dönemde kalıcı hasar ve rahatsızlıklara neden olabilir. 

Alkol ile ilgili daha fazla bilgi almak için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.
Devamını oku...

Ruj Kansere Neden Olur Mu?

ruj ve kanser
Ruj günümüzde birçok kadın tarafından günlük hayatta sıkça kullanılan ve içerisinde çok sayıda kimyevi madde bulunan bir kozmetik ürünüdür. Peki, dünya genelinde çok popüler bir güzellik malzemesi olan bu ürün insan sağlığı için zararlı mıdır? Bu yazımızda ruj kansere neden olur mu? Sorusunu yanıtlayarak bu konuyu aydınlatmaya çalışacağız.

Ruj, çoğunlukla zararsızdır; fakat içeriğinde bulunan bazı bileşenler deri hastalıkları ve kanser riskini yükseltebilir. Tabii bu şu an için bir iddianın ötesinde değildir ve henüz somut delillerle desteklenmemektedir. Şimdi ruj ve kanser riski arasındaki ilişkiye daha yakından göz atalım.

Ruj Ve Kanser Riski

Rujda Bulunan Toksik Metaller Nelerdir?

Kaliforniya ve Berkeley Üniversiteleri tarafından yapılan son çalışmalarda araştırmacılar, süpermarketlerde bulunan 32 adet farklı ruju test etmişlerdir. Araştırmanın sonucunda araştırmacılar rujların büyük kısmında krom, kurşun, kadmiyum ve alüminyum gibi toksik metallerin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Ayrıca bu metallerin yoğunluğunun da dikkatlerden kaçmayacak kadar yüksek olduğu görülmüştür. Şayet bu toksiklere uzun süre maruz kalınması halinde, bu maddeler özellikle cildin çeşitli metallere maruz kalmasına neden olabilirler. Örneğin kanserojen bir madde olan krom mide kanserine neden olabilir. Kadmiyum ise, akciğer kanseriyle ilişkilendirilebilir. Bunun yanı sıra, rujlarda en çok bulunan madde olan kurşunun ise vücut için tehlikeli bir madde olduğu düşünülmektedir.

Rujda Bulunan Kurşun Önemli Bir Sorun mudur?

Kurşun, rujlarda bulunan baskın metallerden biridir. Bu alanda yapılan bazı çalışmalar birçok rujda normal miktardan daha yüksek miktarda kurşun bulunduğu yönündeki bulgulardan söz etmektedir. Miktarların bu şekilde yüksek olması ise haklı olarak birçok insanın aklına “ruj güvenli midir?” Sorusunu getirmektedir. Fakat öte yandan ise FDA, rujlarda bulunan yüksek miktarda kurşunun, bir güvenlik sorunu oluşturacak kadar yüksek miktarlarda olmadığını belirtmektedir.

Ruj Dudak Kanserine Neden Olur mu?

Rujların, şu an, dudak kanserine neden olabileceğini kanıtlayacak yeterince kanıt bulunmamaktadır. Ancak aşırı derecede sert güneş ışınlarına maruz kalmak bu tip bir kanser türüne neden olabilmektedir. Ayrıca çalışmalar göstermiştir ki aşırı alkol, sigara ve iş ile ilgili olarak güneş ışınlarına maruz kalınmasından dolayı kadınlardan daha çok erkekler dudak kanserine yakalanma riski taşımaktadırlar. Aslında birçok doktor ve dermatolog kadınlara, içeriğinde güneş kremi olan rujları kullanmalarını önermektedir. Bu kremler dudakları güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından koruyarak dudak kanseri riskini azaltabilirler.

Ruj Kullanmaktan Kimler Kaçınmalıdır?


Ruju her gün kullanan bayanlarda kurşun çeşitli sorunlara neden olabilir. Kurşun, kansere neden olmasa bile diğer sağlık sorunlarına yakalanma ihtimalini yükseltme potansiyeli olan bir maddededir. Bunun yanı sıra, çocukların ruj kullanımına kesinlikle izin verilmemelidir; çünkü rujun içerisinde bulunan maddeler çocukların sinir sistemini etkileyebilir. Ayrıca, hamile ve emziren anneler de ruj kullanımından kaçınmalıdırlar. Çünkü anneler farkında olmadan bu kimyasalları yutabilir ve anne karnındaki bebek bu maddelerden zarar görebilir.   
Devamını oku...
Copyright © 2016-2017 Tüm Hakları Saklıdır. Her türlü iletişim için: news.saglik@yandex.com