23 Eyl 2018

Kalbiniz Kaç Yaşında Biliyor musunuz?

Kalp Yaşı Nasıl Hesaplanır?


Kalp yaşı denildiğinde akla ilk olarak içinde bulunduğunuz yaş gelir. Ancak maalesef birçok insan için kendi yaşıyla kalp yaşı arasında ciddi farklar olabilmektedir. Bunun ana nedenlerine bakıldığında ise kardiyak risk faktörleri ve sağlıksız yaşam şeklidir. Bu durum ise kalbin olması gereken yaşından daha yaşlı olmasına neden olmaktadır.

Peki, kalp yaşımızı nasıl öğrenebiliriz? Ya da kalp yaşımızı nasıl hesaplayabiliriz? Şimdi birlikte bu soruların yanıtlarına bakalım.



Kalp Yaşı Nasıl Hesaplanır?

Kalp yaşı hesaplaması için Amerikan Hastalık Önleme Ve Kontrol Merkezi’nin (CDC) bu işlem için oldukça kullanışlı olan bir kalp yaşı hesaplayıcısı bulunmaktadır. Hesaplayıcı program, ‘hesapla’ butonuna basmadan önce sizden bazı soruları doğru bir şekilde yanıtlamanızı istemektedir. Bu soruları cevaplarken vücut kütle indeksinizi soran bölüme vücut kütle endeksinizi yazmanız gerekmektedir.

Vücut kütle endeksi hesaplamak için kullanılan otomatik hesaplayıcıya bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Karşınıza aşağıdaki gibi bir ekran gelecektir. Burada gerekli bilgileri yazmadan önce sağ üst köşeden ‘metric’ yazan bölümü seçmeli, sonrasında erkekseniz ‘male’ kadınsanız ‘female’ bölümü işaretlemelisiniz.  Ardından ise yaşınız, boyunuz ve son olarak kilonuzu yazıp ‘calculate’ butonunu tıklayarak vücut kütle indeksinizi öğrenebilirsiniz.


vücut kütle indeksi nedir?


Aldığımız vücut kütle indeksimizi ilk verdiğimiz linkteki ‘body mass index’ yazan bölüme yazmamız gerekmektedir. Daha sonra diğer boşlukları da aşağıdaki görselde ifade gösterildiği gibi doldurduktan sonra son olarak ‘calculate’ butonuna basalım. Ekranın alt kısmında ‘Your Heart/Vasculer Age’ yazan bölümün karşısında kalp yaşınızın kaç olduğu yazacaktır. 


kalp yaşı nedir?


Ekranın en alt bölümdeki mavi, turuncu ve yeşil renklerle gösterilen bir kısım daha göreceksiniz. Bu bölüm ise şuan girdiğiniz tüm verilere dayanarak önümüzdeki 10 yıldaki kalp risk durumunuzu gösteren tahmini rakamlardır.


Nasıl Daha Genç Bir Kalbe Sahip Olabiliriz?

Daha sağlıklı ve genç bir kalbe sahip olmanın yolu aslında bildiğimiz bir yol. Ancak maalesef birçoğumuz bu yoldan saptık ve bir türlü geri dönemiyoruz. Bu yol sağlıklı beslenme, hareketli ve sağlıklı yaşam şekli ve vücut kütle indeksimizle uyumlu bir kiloda olmaktır. Kısaca;

Sağlıklı beslen!
Hareketli Ol ve spor yap!
Kilo ver!

Tabi bu yolları gerçek kılmak için bazı alt yollar vardır. Bunları uygularsak daha sağlıklı bir bedene kavuşabiliriz. Mesela, yaşam şeklimizde yapacağımız değişimler, aşırı kilomuzu vermemize ve de kardiyak risk faktörlerinin elemine olmasına yardımcı olacaktır.

Her gün en az 30 dakika egzersiz ve kalp sağlığımız için Akdeniz diyeti gibi diyetler yapmak, önünüzdeki 10 yılda felç ve kalp kriziriskinizi azaltmanıza büyük katkı sağlayacaktır.

Birde kalbimiz için son derece zararlı olan sigara kullanımı var. Sigara, özellikle kanı pıhtılaştırma özelliğinden dolayı kalp damarlarında trombosit oluşumunu hızlandırır ve damarlarınız tıkanmaya başlar. Bu yüzden eğer sigara kullanıyorsak, en kısa zamanda sigarayı bırakmalıyız. Ayrıca pasif içici olmamaya da özen göstermeliyiz.

Daha genç bir kalp için son maddemiz ise uyku düzenimizdir. Yeterli uyumadığımızda obeziteye yakalanma riskimizi arttırmış oluruz ki bu da kalp sağlığımızı bozan bir etki yapar. Bunun için her gün akşam 11 ile sabah 6 saatleri arasında uykuda olmalı ve her gün en az 7-9 saat arasında uyumalıyız.

Devamını oku

12 Eyl 2018

Grip Aşısı Yaptırmak Doğru mu?


grip aşısı acıtır mı?


Grip aşısı özellikle grip sezonunun başladığı sonbahar aylarında neredeyse herkes tarafından merak edilen soruları içeren bir konudur. Özellikle birçok kişi grip aşısı gerçekten faydalı mı? Diye düşünür ve aşıyı yaptırıp yaptırmamak konusunda emin olamaz. Birçok kişi de bu muallak durum yüzünden aşıyı yaptırmaz ve grip olmayı göze alır.

Grip aşısı yaptırmak doğru mu? Sorusu birçok doktor tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bazı hekimler kesinle yaptırın derken bazıları ise asla yaptırmayın demektedir. Peki, hangi görüş doğru? Grip aşısı yaptıralım mı? Yaptırmayalım mı?

Bu soruları yanıtlayabilmek için önce grip aşısının ne olduğuna kısaca bir bakalım.



Grip Aşısı Nedir?

Grip aşısı denildiğinde aklımıza ilk gelmesi gereken gerçek anlamda grip virüsü olan influenza-B için geliştirilmiş olan aşı gelmelidir. Bilindiği üzere grip virüsü her yıl değişime uğradığı için aşılarda her yıl değişmektedir. Üç bileşenli olan aşılar son yapılan çalışmalarda gerçek grip üzerinde sınırlı etki göstermektedirler. Bu nedenle aşı yaptırırken içerisinde influenza-B’ye karşı da etkili olan dörtlü gribe karşı aşının yaptırılması daha uygundur. 



Grip Nedir?

En yaygın tanımıyla grip, akciğer ve burunda bulunan salgıların kişiden kişiye yayılmasıyla meydana gelen bir viral enfeksiyondur. Tıbbi anlamda grip denildiğinde, bu en yaygın tip olan influenza’ya karşılık gelmektedir. Grip akciğerlerde başlayan ve gelişen bir solunum enfeksiyonudur. Diğer virüslerin neden olduğu solunum enfeksiyonu da genelde ‘grip’ olarak adlandırılır; fakat bu doğru değildir. Çünkü genellikle grip, soğuk algınlığıyla da karıştırılabilmektedir. İnfluenza’nın neden olduğu grip yüksek ateş, halsizlik ve diğer solunum enfeksiyonlarından çok daha fazla vücutta ağrıya neden olur. Diğer grip virüsleri de bu belirtilere yol açarlar ancak şiddeti ve sıklığı daha azdır.

İnfluenza virüsleri tıbbi olarak A,B ve C tipi olmak üzere 3’e ayrılırlar. Tip A ve B neredeyse her kış yakalanılan solunum hastalığına neden olan salgınlardan sorumludur. Tip C ise genellikle çok hafif ve belirti vermeyen türdür. Tip C salgına da neden olmaz.   

Tip A gribi 2 ayrı alt tipe ayrılır. Bunlar ise (H) ve (N)’dir. H kendi içinde 16 tipe ve N’de kendi için 9 tipe ayrılır. En tehlikeli grip türü bu nedenle tip A’dır.

2009 yılında ortaya çıkan domuz gribi salgınına, surfas proteinleri temel alan yeni bir tip A virüsü olan H1N1 neden olmuştur. Bu gribe domuz gribi denmesinin nedeni ise yeni virüsün çok sayıda geninin Kuzey Amerika’daki domuzlarda oluşan grip virüslerine çok benzemesidir.


girp aşısı türleri


Kaç Tip Grip Aşısı Vardır?

Grip aşıları genellikle kalçadan ya da kol kasına iğne yardımıyla yapılır. Ayrıca 18-64 yaş aralığındaki kişiler, isterlerse, deri altına da iğne ile grip aşısı yaptırabilirler.
Grip aşıları grip virüslerine karşı üç ya da dört değerlidir.

Üç değerli grip aşıları;

Standart Doz Aşı:  Bütün alerjiler için onanmıştır.
Yüksek Doz Aşı: 65 yaş ve üzeri için onanmıştır.
Egg-free Rekombinant Aşı (Flublok): Hamileler ve 18 yaş ve üzeri için onanmıştır.
FLUAD: 65 yaş ve üzeri için onanmıştır. Göreceli olarak yeni bir aşıdır. Bağışıklık sistemini daha güçlü hale getiren yardımcı bir bileşeni içermektedir.


Dört değerli grip aşıları;

Dört Değerli Grip Aşısı: En az 6 aylık bebekler için onanmıştır.
Derialtına Aşı: 18-64 yaşları arasındaki kişiler için onanmıştır. Bu aşı kol kası yerine daha küçük bir iğne kullanılarak cildin altına yapılır.
Hücre Kültüründe Gelişen Virüsleri İçeren Dört Değerli Aşı: 4 ve üzeri yaşlar için onanmıştır.
Rekombinant Dört Değerli Aşı (Flublok): Hamileler ve 18 yaş ve üzeri için onanmıştır.


Grip Aşısının Faydaları Nelerdir?

Grip aşının faydaları birden fazladır ve aşağıdaki sıralanabilir:

►Aşı olan kişiyi çevresindeki diğer grip mikrobu taşıyan insanlardan korur.
►Özellikle çocuklar ve yaşlıların gripten dolayı hastaneye yatma riskini düşürür.
►Bebekleri, yeni doğanları, yaşlıları, kronik hastalığı olanları ve hastalıklara karşı zayıf insanları grip ve etkilerinden korur.
►Hamilelik dönemi ve sonrasında anneyi ve bebeğini, griple ilgili akut solunum enfeksiyonlarına karşı oluşan riski azaltır.
►Grip aşısı diyabet ve kronik akciğer hastalığı olan insanların hastanede yatma oranlarını ve kalp hastalarının majör kalp problemlerine yakalanma oranını düşürür.


Grip Aşısının Yan Etkisi Var mıdır?

Grip aşısı yan etkileri denildiğinde, çok nadir olmakla birlikte, bazı alerjik reaksiyonlardan söz edilebilir. Bunlar:

Solunum problemleri
Kurdeşen
Hırıltılı solunum
Ciltte solgunluk
Hızlı kalp atımı
Baş dönmesi

Bunun yanı sıra grip aşısının nadir görülen diğer bazı komplikasyonları ise;

Guillain-Barre Sendromu: Grip aşısının aşırı nadir görülen bir komplikasyonudur. Bu hastalık 1976 yılındaki domuz gribi aşısıyla ilişkili bazı durumlarda gelişen ateş, halsizlik ve sinir hasarıyla ilgilidir. Sadece bir araştırmada 1976’dan beri geliştirilmiş olan grip aşılarında Guillain-Barre Sendromu ile ilgili bazı bulgulara rastlanmıştır. Bu çalışmaya göre, bu sendromun görülme riski sadece bir milyonda 1’dir.


yumurta alerjisi ve grip aşısı


Yumurta Alerjisi Ve Grip Aşısı

Daha önceki yıllarda, grip aşılarından birine karşı ciddi reaksiyon durumu yaşamış olanlar ya da yumurtaya alerjisi olanlar, grip aşısı olmadan önce mutlaka uzman bir doktora danışmaktaydılar. Ancak 2017 yılında grip aşısı ve yumurta alerjisi çalışma parametreleri çalışma grubu JTFPP tarafından görevlendirildi. Buna göre, grip aşısı yumurta alerjisi olan insanlara da herhangi bir önleme gerek kalmadan verilebilmektedir.


Kimler Grip Aşısı Yaptırmamalıdır?

CDC’nin (A.B.D. Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi) önerisine göre yaşı 6 ayın üzerinde olan herkes her yıl grip aşısı yaptırabilir.

Grip aşısına karşı yaş, sağlık öyküsü ve grip aşısına karşı alerjiler aşının kullanılıp kullanılmamasından önemli faktörlerdir.

Aşağı sıraladığımız kişiler grip aşısı yaptırmamalıdırlar:

6 ayın altında yaşa sahip çocuklar
Antibiyotikler ve gelatin (tutkal-stabilizer)  gibi grip aşısı bileşenlerinden herhangi birine karşı şiddetli alerjisi olanlar
Daha önceki yıllarda bir grip aşısına karşı alerjik reaksiyon göstermiş olanlar
Guillain-Barre Sendromu’na daha önce yakalanmış olanlar
Kendini tam anlamıyla sağlıklı hissetmeyen insanlar grip aşısı yaptırmamalıdırlar.


Grip Aşısı Yaptırmak Doğru mu?

Grip aşısı etkili mi? Sorusu yukarıda yazdıklarımızdan sonra hâlâ tam olarak şüphelerinizi gidermediyse konuyla ilgili birkaç şey daha söylememiz gerekir.

Yukarıdaki bölümde grip aşısının, eğer yaş ve alerjik açıdan sorununuz yoksa, önerildiğini ifade etmiştik. Bu nokta da ilave edilmesi gereken önemli bir noktada da grip aşılarının %100 koruyuculuğa sahip olmamalarıdır. Çünkü grip virüsleri sürekli değişim halindedirler ve bu nedenle de grip aşısı olmanız asla grip olmayacağınız anlamına gelmemektedir. Ancak şunu da söylemek gerekir ki grip aşısı olan bir kişi grip olsa bile olmayan birine göre gribin komplikasyonlarının gelişme ihtimali daha düşüktür. Bundan dolayı da gribi çok daha hafif hatta ayakta bile geçirebilir.

Bundan dolayı özellikle hamileler, evde hasta bakanlar, yetişkinler ve 50 yaşının üzerindekilerin grip aşısı olmalarında fayda olabilir. Böylece grip aşısı yaptırmak işe yarıyor mu? Sorusuna da tekrar yanıt vermiş olduk.


Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalı?

Grip aşısı için en uygun zaman grip sezonunun başladığı sonbahar dönemidir. Grip sezonu içerisinde, tabi grip olmadan önce, aşının herhangi bir zamanda yapılması hâlâ faydalı olabilir. Ancak daha ayrıntılı olarak bir zaman dilimi vermemiz gerekirse ekim ayının sonuna kadar grip aşısı olunmuş olmalıdır.

Kaynaklar

*
**
***

Devamını oku

9 Eyl 2018

Plasebo Etkisi Nedir?

plasebo nedir


Plasebo, en kısa tanımıyla, gerçek bir tedavi gibi görünen ancak öyle olmayan; hap, kapsül ya da iğne ile uygulanabilen sahte tedavidir. Burada önemli olan nokta şudur: Plaseboların aslında insan sağlığına zarar verebilecek herhangi bir madde içermemeleridir. Genellikle de vitaminler Plasebo olarak tercih edilmektedirler.

Plasebo nedir? Sorusuna verilebilecek en kısa yanıt ise, herhangi bir hastalığa karşı kişinin iç motivasyonunu arttıracak, onu pozitif düşüncelere yönlendirerek psikolojik etki yaratacak bir düşünce gücüyle tedavi yöntemidir. Daha sonra buna örnekler verdiğimizde konu net bir şekilde anlaşılacaktır.




Plasebo Etkisi Tarihçesi


Plasebo Latince kökenli bir kelime olup, plasebo kelime anlamı “memnun etmek”tir. Fakat bu kelimenin modern tıp tarihindeki yeri II. Dünya Savaşı zamanlarının sonlarına denk gelmektedir. Harvardlı bir cerrah olan Henry Beecher ilk defa 1955’te kaleme aldığı “Kuvvetli Plasebo” adlı makalesiyle bu terimi tıp literatürüne sokmuştur. Beecher bu dönemde “Journal of American Medical Association”da 15 yeni klinik çalışma yayımlamıştır. Bu çalışmalar hem ciddi biçimde tartışılmış hem de tıbbi araştırmalara yeni bir model teşkil etmiştir.

Plasebo nedir? Sorusuna yukarıdaki gibi yanıt verdikten sonra şimdi de plasebonun nasıl, ne için kullanıldığına ve plasebo ilaç kavramlarına değinelim.




Plasebo Nasıl Kullanılır?


Araştırmacılar plaseboyu genellikle özel bir hastalığa yönelik tedavi geliştirirken ya da yeni bir ilacın etkilerini anlayabilmek için çalışmalarında kullanmaktadırlar. Buna bir örnek vermemiz gerekirse kolesterol düşürücü bir ilaçla ilgili çalışmada insanlardan bazılarına yeni kolesterol düşürücü ilaç verilirken diğerlerine ise plasebo yani boş ilaç kapsülü ya da vitamin verilir. Ancak çalışmaya katılan insanların hiçbiri gerçek ilacımı yoksa plaseboyumu aldıklarını bilmeyeceklerdir. Bu aynı zamanda yeni geliştirilen ilaçların etkilerinin daha gerçekçi olarak değerlendirilmesine de yardımcı olmaktadır.

plasebo ilaç

Plasebo Etkisi Nedir?


Plasebo etkisi genellikle toplum nazarında pozitif etkisiyle bilinen bir kavramdır. Fakat bu her durum için geçerli değildir. Bazen bir kişi plaseboya karşı pozitif olabileceği gibi negatif tepki de verebilir. Örneğin, kişide tedaviden kaynaklanan yan etkiler de görülebilir. İşte bu tepkilerin tümüne plasebo etkisi adı verilmektedir.

Çalışmalar göstermektedir ki bazı hastalıklarda plasebo etkisinin görülme ihtimali daha fazladır. Bu hastalıkları şu şekilde sıralayabiliriz:

Depresyon
Ağrılar
Uyku bozuklukları
İrritabl bağırsak Sendromu
Menopoz

Astımla ilgili yapılmış bir çalışmada ise oldukça ilginç bir sonuca varılmıştır. Nefes açıcı plasebo kullanan insanların nefes testlerinin, oturan ya da hiçbir şey yapmayan insanların nefes testlerinden daha iyi olmadığı anlaşılmıştır. Ancak araştırmacılar insanlara nasıl hissettiklerini sorduklarında, plasebo nefes açıcı kullananların gerçek bir nefes açıcı kadar rahatlama sağladığını söyledikleri çalışmada rapor edilmiştir.

Bu çalışmadan da anlaşıldığı gibi plasebo ne demek? Sorusunun yanıtı açık bir şekilde anlaşılmaktadır.      


Plasebo Etkisi Nedenleri


Plasebo etkisinin çalışmasını araştıran araştırmacılar bu araştırmayı yaparken, plasebo etkisinin neden ve nasıl ortaya çıktığını hâlâ tam olarak açıklayamamaktadırlar. Araştırmalar ise sadece plasebo alan bazı insanların edindikleri değişim tecrübeleri çerçevesinde devam etmektedir. Bazı farklı faktörler ise bu fenomenin açıklanmasında katkı sağlamaktadır. Bu faktörler şu şekilde sıralanabilir:

Plasebolar Hormonal Tepkileri Tetikleyebilir

Plasebo etkisini açıklamak için bir ihtimal de alınan plaseboların endorfinlerin salgılanmasını tetiklemesidir. Endorfinler, morfin ve diğer sersemletici ağrı kesicilerle benzer yapıdadır ve beynin doğal ağrı kesicileridirler.

Ayrıca araştırmacılar tedavi ve plasebo gruplarının her ikisinde de beynin belli bölgelerinde aktive olmuş opiyat reseptörleri keşfetmiş ve beyin taraması yaparak plasebo etkisini kanıtlamışlardır.    

Beklentiler Plasebo Tepkilerini Etkileyebilir

Başka bir ihtimal de koşullanma, motivasyon ve beklentilerdir. Bazı durumlarda, plasebo arzu edilen tedaviye neden olana kadar, klasik koşullanma örneğinde olduğu gibi, güncel tedaviyle birlikte ele alınabilir. Tedavinin işe yarayacağına inanmak için motive olmuş insanlarda, plasebo etkisinin oluşması daha muhtemel olabilmektedir.

Plasebo Yan Etkiler Meydana Getirebilir

Plasebonun bireylerde tam tersine plaseboya tepki olarak negatif etkileri olabilmektedir. Bazen görülen bu negatif plasebo etkisine ise “nasebo etkisi” denir.  Buna bir örnek verecek olursak, hasta da ters etki olarak baş dönmesi, mide bulantısı ya da baş ağrısı görülmesi örnek verilebilir.


Plasebo Etkisi Avantajları

Plasebo etkisi nedir? Sorusunun cevaplarını aradığımız yazımızda birazda plasebo avantajlarından söz etmemiz gerekmektedir. Bunun nedeni ise tıp için plasebonun faydalı bir araştırma yöntemi olmasından kaynaklanmaktadır.

Tıp ve psikoloji çalışmalarında plasebo kullanmanın en büyük avantajlarından biri, araştırmacılara araştırma sonuçlarından doğan etkileri minimize ya da eleminize etmek için bir şans yaratmasıdır. Eğer araştırmacılar belirli bir sonucu bulmayı umuyorlarsa, bu durum katılımcıların araştırmacıların bulmayı umduğu şeyi tahmin etmelerine neden olabilir. Sonuç olarak bu da bazen katılımcıların davranışlarını değiştirebilir.

Araştırmacılar bu durumu minimize etmek için bazen “çift-kör çalışma” olarak bilinen yöntemi kullanırlar. Bu çalışma hem deneyi yapanları hem de katılımcıları kapsamaktadır. Öyle ki deneyi yapanlar ve katılımcıların her ikisi de gerçek tedaviyi alanlarla ile sahte tedaviyi alanlardan habersizdir. Bu yöntem çalışmada göze çarpmayan önyargıların oluşma riski minimize ederek, hem plasebonun hem de ilacın nasıl etkiler oluşturduğunu daha iyi anlamalarına yardım etmektedir.   


Plasebo Etkisi Örnekleri

Örnek 1: Yeni bir baş ağrısı ilacının etkisini tespit etmek için gönüllü olarak bu araştırmaya katılmış bir katılımcı hayal edelim. Gönüllü katılımcı ilacı aldıktan sonra hızlı bir şekilde baş ağrısının yok olduğunu ve kendisini daha iyi hissettiğini belirtir. Fakat gönüllü katılımcı aslında bir ağrı kesici almamıştır. Araştırmacılar ona ağrıkesici verdiklerini söylemiş ancak içinde şeker olan bir kapsül vermişlerdir. Yani katılımcı ağrıkesici bir ilaç almamasına rağmen, ağrıkesici içtiğini düşündüğü için baş ağrısı kendiliğinden geçmiştir. İşte bu duruma plasebo etkisi denmektedir.

Örnek 2: Plasebo etkisi üzerine yapılan en bilinen çalışmalardan biri ise bira örneğidir. İnsanlarda sarhoşluğun belirtileri motor becerilerde kayıp, geveleyerek konuşma ve denge kaybıdır. Fakat yapılan araştırmalarda, habersiz olarak, ciddi miktarda alkolsüz bira içen insanların da kendilerinden geçtikleri ve tıpkı alkol almış gibi tepkiler verdikleri görülmüştür. Alkolsüz birada çok düşük, eser miktarda, alkol olmasına rağmen bu birayı içen katılımcıların aslında alkol almışçasına reaksiyon vermelerini gerektirecek yeterli bir sebep yoktur. Görüldüğü gibi bu da en bilinen plasebo etkisi örneklerinden biridir.

Plasebo etkisi nedir? Ve Nasebo nedir? Gibi sorulara yanıtlar vermeye çalıştığımız yazımızın sonuna geldik. Eğer konuyla ilgili soru ve önerileriniz varsa, yazının alt bölümündeki yorumlar kısmından yorum yapabilirsiniz.

Devamını oku

7 Eyl 2018

Ebola Nedir? Ebola Belirtileri Nelerdir?


Ebola virüsü insanlarda ve primatlarda çok ciddi ve ölümcül hastalığa neden olan bir virüstür. Ebola, filovirüs ailesinden olan ve Ebolavirüs türü tarafından enfekte edilen birkaç viral hemorajik ateşten biridir. Ebola virüsü, hem insanlarda hem de bazı hayvanlarda EVH’de denilen Ebola Virüsü Hastalığına neden olur.

ebola hastalığı+karantina


Ebola, hastalığın görüldüğü insan ya da hayvanlara ait dokular, vücut sıvıları ve kanla doğrudan temas kurulmasıyla bulaşır. Hastalığın şiddetli biçimde görüldüğü hastalarda destekleyici yoğun bakım gerekir.

Ebola belirtileri arasında hastalığı tanımlayan en önemli özellik ise hastalığın grip gibi başlamasıdır. Ancak hastalığın etkilerinden olan ateş bir anda yükselir. Ayrıca aşırı yorgunluk hissi, kas ağrıları, baş ağrısı ve boğaz ağrısı da ebola belirtileri arasındadır.

Ebola virüsü olan bir hastayla temas edildiğinde virüs 2-21 gün arasında bir sürede saldırıya geçer.

Ebola virüsü, bugüne kadar Afrika kıtası dışında çok nadir görülmüştür. Görülen vak’alarda da Ebolanın daha az tehlikeli olan türleri hastalığa neden olmuştur. Hastalık çoğunlukla Afrika’nın Batısında görülür. Bu nedenle Ebola seyahat hastalıkları arasında yer almaktadır. Bundan dolayı Afrika’da virüsün görüldüğü ülkelere yolculuk edilecekse, mutlaka ilgili makamların internet sitelerinden yapılması gerekenler ve önlemler hakkında bilgi edinilmelidir.





Ebola'nın Tarihçesi

Tarihteki ilk Ebola salgını 1976 yılında eş zamanlı olarak Zaire’deki Ebola Nehri (Günümüzde Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde olan) yakınlarındaki Yambuku ve Sudan’daki Nzara bölgesinde görülmüştür.    
    
Günümüzde de aşağıdaki bölgelerde salgınlar, laboratuvar çalışmalarının neden olduğu kirlenme ve kazalar, hem hayvanlarda hem de insanlarda belirti vermeyen ya da ciltte döküntülerin görüldüğü Ebola vakalarının oluşmasına neden olmaktadır.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti
Sudan
Senegal
Birleşik Krallık
A.B.D
Filipinler
İtalya
İspanya
Gabon
Fildişi Sahili
Güney Afrika
Rusya
Uganda
Gine
Liberya
Sierra Leone


Tarihteki en büyük Ebola salgını ise 2014 yılında öncelikli olarak Gine, Kuzey Liberya ve Sierra Leone’de görülmüştür. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) tahminlerine göre, neredeyse Batı Afrika’nın tamamında salgından dolayı 11.000’den fazla insan yaşamını yitirmiştir.


Ebola Belirtileri Nelerdir?


Ebola virüsünün vücuda girmesi ve ilk belirtilerin görülmesi 2-21 günlük bir zaman aralığında meydana gelir. Ancak en yaygın görülen zaman aralığının 8-10 gün olduğu belirtilmektedir. Ebola belirtileri ise aşağıdaki gibidir:

Ateş
Baş ağrısı
Kas ve eklem ağrıları
Halsizlik
İshal
Kusma
Mide ağrıları
İştahsızlık

Bazı hastalarda aşağıdaki belirtiler de görülmüştür:

Ciltte döküntüler
Gözlerde kızarıklık
Hıçkırık tutması
Öksürük
Boğaz ağrısı
Göğüs ağrısı
Solunum güçlüğü
Yutkunma güçlüğü
Vücudun iç ve dışında kanamalar

Burada bir hatırlatma yapmakta fayda var: Ebola virüsü bir kişiye bulaşmasının ardından 61 gün boyunca, erkeklerde, spermde izole şekilde kalmaktadır. Bundan dolayı hasta iyileşmeye başlasa bile hastalığı hâlâ, cinsel ilişki yoluyla, partnerine bulaştırabilir.


Ebolanın Oluşma Nedenleri

Ebola, Ebolavirüs adlı virüsün neden olduğu bir hastalıktır. Ayrıca Ebola, hayvanlardan insana bulaşabilen bir virüstür.

Hastalığın kökenine bakıldığında ise insanlarda oluşan salgınların başlangıç aşamasındaki aktarımın nasıl gerçekleştiği tam olarak bilinmemektedir.

Afrika’da ise insanların şempanze, goril, orman antilobu, kirpi ve maymun gibi Ebola virüsü taşıyan hasta ya da ölü hayvanlara dokunmalarının sonrasında Ebolanın bulaştığı düşünülmektedir.


Eboladan nasıl korunulur?


İnsanlarda Ebola Virüsü Aktarımı Nasıl Gerçekleşir?

Ebola hastalığının insanlar arasındaki bulaşması aşağıdaki şekillerde gerçekleşir:

Eboladan dolayı ölmüş ya da mikrobu taşıyan canlı bir şeyle doğrudan, dokunarak, temas etmek.
Dolaylı olarak çevrede bulunan kirli veya kirlenmiş olma ihtimali olan sıvılarla temas etmek.
İğne ya da şırınga gibi kirli objelere maruz kalmak.
Eboladan dolayı ölen birine defin sırasında dokunmak, temas etmek.
Ebolalı ya da bu hastalığı atlatmış birinin spermine maruz kalmak.
EHV doğrulanmış ya da hastalık şüphesi olan kişilerin tedavileri sırasında, sağlık memurlarının hastayla temas etmesi.
Hastalığa sahip şempanze, yarasa, orangutan vs. hayvanların kanları, vücut sıvıları ve etlerine dokunmak hastalığın bulaşmasına neden olacaktır.


Ebola Nasıl Tedavi Edilir?

Ebola tedavisi için ne yazık ki çok fazla şey söylemek zordur. Şu an için Ebola virüsü ya da Ebola hastalığı için geliştirilmiş lisanslı bir aşı bulunmamaktadır. Bazı aşıların testleri başlamıştır; ancak şu anda onların da klinik kullanımları mevcut değildir.

-Günümüzde Ebola tedavisi yoğun destekleyici bakım ve aşağıdakilerle sınırlı kalmaktadır:
-Hastanın vücudundaki sıvıların ve elektrolitleri denge tutmak.
-Hastanın oksijen seviyesi ve tansiyonunu uygun sınırlarda tutmak.
-Komplike olmayan enfeksiyonları olan bir hastanın da tedavisi yapılabilir.   


Ebola tedavisi var mı?


Ebola Aşısı Var mı?

2014 yılının ekim ayında Dünya Sağlık Örgütü gelecek vaat eden 3 aşının lisansının alındığını duyurdu. Bu aşılar aşağıdaki gibidir:

cAd3-ZEBOV: Bu aşı GSK (GlaxoSmithKline) ile Amerikan Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar ve Alerji Enstitüsü’nün işbirliği ile üretilmiştir. Aşı Ebola virüs geni gömülü bir şempanzeden elde edilen bir adenovirüstür.  

rVSV-ZEBOV: Bu aşı ise Kanada Kamu Sağlık Ajansı ve NewLink Genetics adlı şirketin ortak çalışması sonu geliştirilmiştir. Aşı canlı bir hayvandan alınan zayıflatılmış bir virüsün Ebola virüs geni tarafından değiştirilmiş genlerinden biridir.

Ebola Ça Suffit!: 2015 temmuz ayında Dünya Sağlık Örgütü tarafından organize edilen ve fonlanan bir deneme aşıdır. Aşı Gine’de 4000 kişi üzerinde denenmiş ve %100 etkin olduğu ön sonuç olarak yayımlanmıştır. Ancak aşının tüm sonuçları ile tam bir bilgimiz yoktur.


Ebola Salgınında Risk Faktörleri

Ebolaya yakalanma riski normal şartlar altında düşüktür. Risk yalnızca hastalık bulaşmış kişilerle temasta bulunulduğunda ve bazı durumlarda yüksektir. Bu durumlar:

-Afrika’nın Ebola vakaları doğrulanmış bölgelerine yapılan seyahatler,
-Filipinler ya da Afrika’dan ithal edilen maymunlar üzerinde araştırma yürütmek,
-Ebola virüsü bulaşmış insanlara ilaç ya da kişisel bakım sağlamak,
-Ve son olarak Ebola bulaşmış ve ölmüş bir kişiyi defnederken bu işlem sırasındaki temas ihtimalleri Ebola virüsünün bulaşma riskini yükseltebilir.

Ebola nedir? Ebola Virüsü nasıl bulaşır? Vb. soruları yanıtlamaya çalıştığımız bu yazımız umarız sizler için yararlı olmuştur. Eğer bir sorunuz olursa, lütfen yoruma bölümünden bizlere ulaşınız.



Devamını oku

23 Ağu 2018

Karaciğeri Güçlendiren Besinler Nelerdir?

karaciğeri güçlendiren besinler


Karaciğerin önemini bilmeyen yoktur. Ancak karaciğerimizin neler yaptığından yinede kısaca bahsedelim. Karaciğer toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar, kanı süzer ve vücudun diğer bölgelerini zararlı maddelerden korur. Vücudun ikinci en çok öneme sahip organıdır. Çoğu hastalığı tetikleyen ya da koruyan kısımdır. Peki, karaciğerin önemi nedir?






Karaciğer Neden Çok Önemlidir?


Karaciğeri önemsemeyebilir ya da diğer organlardan bir farkı olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak bu organımızın kalp kadar önemli bir organ olduğunu vurgulamamız gerekir. Vücudumuzdaki maddelerin zehirli olanlarını temizlemek en önemli görevidir. Bu şekilde sağlam bir karaciğer sayesinde vücudumuz tertemiz kalacaktır.

Sigara ve alkol gibi zararlı maddeleri tükettiğimizde karaciğere aşırı yüklenmiş oluruz. Bundan dolayı da karaciğer vücudu toksinlerden yeterli miktarda arındıramaz ve çeşitli hastalıkların oluşmasının önü açılır.

Karaciğer safran üreterek vücudu temizleme, yağ ve proteinin metabolize edilmesini sağlar.

Gözler, beyin ve böbrekleriniz doğrudan karaciğerin sağlam olmasına bağlıdır. Çünkü kanın alkolden, zararlı maddelerden ve ilaçlardan arınması gerekmektedir.

Vücutta vitaminlerin ve minerallerin bol miktarda depolanmasında, hastalıklı kırmızı kan hücrelerinin temizlenmesinde ve insülinin parçalanmasında önemli rol oynamaktadır.


karaciğer sağlığı

Karaciğer Zarar Görmeye Başladığında Nasıl Anlarız?



l Şiddetli baş ağrısı

l Hızlı kilo alma

l Nefesin kötü kötü kokması

l Alerjilerin başlangıcı

l Bazı besinlere karşı alerji oluşması


Karaciğeri Yenileyen Besinler Nelerdir?


Bu belirtileri görmemek ve karaciğerimizi sağlam tutmak için karaciğeri yenileyen besinler nelerdir? Sorusunu yanıtlayalım.


Sarımsak

Sarımsağın içinde bulunan sülfür, karaciğerin toksinleri arındırma sürecine hız katmaktadır. Aynı zamanda destekleyici alisin ve selenyum içerir. Birçok hastalığa faydası olmakla birlikte birçok sağlık ürününde ilaç niyetine de kullanılmaktadır.


Greyfurt

C vitamini ve antioksidanın en önemli kaynağıdır. Her ikisi de karaciğerin temizlenmesinde büyük rol oynar. Karaciğerde depolanan yağların yakılmasına ve karaciğerin yükünün hafiflemesinde greyfurt tüketmek büyük fayda sağlar.


Mercimek

Mercimeğin içinde bulunan arginin sayesinde, mercimek karaciğeri güçlendiren en önemli sebzelerden bir tanesidir. Bu aminoasit, yorgunluk ve dalgınlık gibi nörolojik nedenlere sebep olan amonyağın vücuttan atılmasında büyük fayda sağlar.


Turpgiller

Turpgiller brokoli, Brüksel lahanası, kırmızılahana ve karalahana gibi sebzeleri kapsamaktadır.

Vücuttaki toksinleri vücuttan arındırmak için çeşitli maddelerin vücuda alınması gerekmektedir. Örnek verecek olursak, sigara kullanıcılarının vücutlarından nitrozamini atabilmeleri için sıkça bu besinleri tüketmeleri gerekmektedir.


Yeşil Çay

Zayıflamaya da birebir iyi gelen içecektir. Aynı zamanda barındırdığı antioksidan karaciğerde biriken yağın yakılmasını hızlandırır. Böylece daha sağlıklı bir karaciğer oluşumunda katkısı büyüktür.


Domates

Her yemeğe katıldığı gibi lezzetinin de hakkını veren bir yiyecektir. Vücudun büyük oranda su ihtiyacını karşılar. Aynı zamanda içinde bulunan glutatyon karaciğerin temizlenmesinde çok önemlidir. Üstelik içerdiği likepon sayesinde meme kanseri, akciğer ve karaciğer kanseri gibi çeşitli hastalık ve kanserlerden de korumaktadır.


Yapraklı Yeşiller

Bu sebzeler ıspanak, roka ve pazı gibi sebzelerdir. Sürekli tüketilmeli ve bulundurulmalıdır.

Karaciğerde bulunan ve zararlı olan ağır metalleri temizlemekte çok faydalıdırlar. Aynı zamanda karaciğerin safran üretimini de hızlandırırlar.


Limon

Karaciğerin toksinlerden arınmasında ve düzenli çalışması için oldukça faydalıdır. Temizlenmesine de çok katkıda bulunur. Aynı zamanda aç karnına içilen limonlu su bağırsakların hareketini ve safran üretimini hızlandırır, mide ve bağırsakları temizler.


Avokado

Hem çok lezzetli, hem de karaciğeri güçlendiren besindir. İçinde bulunan maddelerle karaciğerin aşırı çalışmasını önler ve düzenli çalışmasını sağlar. Zarar görmüş bir karaciğeri düzenli tüketim ile onarır.


Zerdeçal

Karaciğer sağlığına birebir faydalıdır. Çünkü toksinleri temizlediği gibi zarar görmüş kanserojen maddeleri iyileştirir. Üstelik kokusu ve tadı ile yiyeceklerinize lezzet katar. Zerdeçalı yaptığınız salataya, makarnaya ve çorbaya tereddütsüz ekleyebilirsiniz.


Ceviz

Arginin, omega 3 yağı asidi ve glutatyon içerir. Karaciğeri amonyağın zararlarından korur ve kana oksijen karışımını hızlandırır. Aynı zamanda beyin gelişiminde de etkili olan cevizi muhakkak düzenli tüketmeniz gerekmektedir.


Pancar

Pancarın en güzel faydası çok güçlü bir kan temizleyici olmasıdır. Yediklerimizden ve soluduğumuz havadan gelen ağır metallerin emilimini sağlayan mucizevi bir besindir.

İçerisinde beta keratin ve flavonoidler vardır. Pancarın yanında, havuç ile birlikte çiğ olarak hazırladığınız salata ile faydasını artırabilirsiniz.


Sizlere karaciğere faydalı besinler listemizi anlattık. Karaciğer hastasıysanız veya saydığımız belirtileri sürekli yaşıyorsanız bu listeyi düzenli bir şekilde değerlendirmelisiniz. Bunların yanında sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklarınızı terk ederseniz, bu saydığımız besinler ile karaciğeri onarmak dışında birçok hastalığa karşı da korunmuş olursunuz.



Devamını oku
©Tüm Hakları Saklıdır.2016-2018