24 Haz 2018

Detoks Hakkında Merak Edilen Her şey

Detoks programı



Detoks Nedir?


Detoks, en anlaşılabilir tanımıyla, vücudu toksinlerden arındırarak enerji seviyesini yükseltmeyi hedefleyen kısa süreli beslenme programıdır. Yediğimiz besinler, sindirim sisteminde ayrıştırılır. Yararlı olan maddeler, kan ve hücreler yoluyla vücuda yayılırken zararlı maddeler de karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar yoluyla dışarı atılır. Aslında insan vücudu, terleme, idrar ve dışkı gibi doğal yollarla kendi kendine detoks yapar. Ancak bazı durumlarda bu işlemler yeterli olmaz ve toksinler vücutta birikebilir. Bu da çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Bu gibi durumlarda belirli bir süre uygulanacak detoks programı, vücudu toksinlerden arındırır ve dolayısıyla rahatlatır.



Ne Zaman Detoks Yapılmalıdır?


Özellikle mevsim geçişlerinde çoğumuzun yaşadığı halsizlik, yorgunluk, isteksizlik gibi sorunlar vücuttan atılamayan toksinlerden kaynaklanır. Bu dönemlerde uygulanacak kısa süreli bir detoks programı, enerjinin yükselmesine yardımcı olur.

Ayrıca çeşitli nedenlerle günlük beslenme alışkanlıklarının dışına çıkıldığı zamanlarda da detoks uygulanması önerilir. Son zamanlarda, aşırı yağlı ve şekerli gıdalara ağırlık verdiyseniz, sigara ve alkol tüketiminde aşırıya kaçtıysanız, birkaç günlük bir detoksla vücudunuzu toksinlerden arındırabilirsiniz.


Herkes Detoks Yapabilir mi?


Herhangi bir sağlık sorunu olmayan 20-60 yaş arası her birey, detoks programı uygulayabilir. Ancak hamileler ve emziren anneler, çocuklar ve gelişme çağındaki gençler, yaşlılar ve kronik bir rahatsızlığı olan kişilerin detoks uygulamaları önerilmez. Bu tür sorunları olan kişiler detoks uygulaması için mutlaka bir sağlık uzmanına danışmalıdır.


Detoks Programı ile Zayıflamak Mümkün mü?


Halk arasındaki yaygın olan algının aksine, detoks bir diyet programı değildir. Fazla kilolardan kurtulmak için yapılan diyetlerde amaç, vücudu fazla yağlardan arındırmaktır. Detoks programı ise, vücutta biriken toksinlerin ve fazla suyun atılımını sağlar. Ödemi azaltır, şişkinliği giderir.

Detoks programı süresince, kırmızı et, süt ürünleri ve unlu mamüllerin tüketimi yasak olduğu için, program sonunda doğal olarak kilo kaybı yaşanabilir. Ancak bu zayıflama kas kaybına bağlı bir durum olduğundan, verilen kilolar kısa sürede tekrar alınabilir. Bunun yanında, detoks programı sonrasında beslenme alışkanlıklarına dikkat edildiğinde kilo kaybını korumak da mümkündür.

kimler detoks yapmalıdır?

Kaç Çeşit Detoks Vardır?


Şu an en çok bilinen ve uygulanan dört çeşit detoks programı vardır.

Total detoks: En az 5 en fazla 21 gün uygulanan total detoks programı süresince, sadece su, bitki çayları, sebze ve meyve suları tüketilir. Total detoks yılda iki kez uygulanabilir.

Bazik detoks: Asit üreten tüm gıdaların yasak olduğu bazik detoksun uygulama süresi en az 7 gün en fazla 6 haftadır. Uzmanlar bu detoks programının, yılda dörtten fazla uygulanmamasını önerirler.

Tek yönlü detoks: Uygulanması kolay olduğu için en çok tercih edilen tek yönlü detoks programında haftanın bir günü, sadece çiğ sebze ve meyve tüketilir. Sıvı olarak su ve sebze-meyve suları içilir. Yıl boyunca her hafta rahatlıkla uygulanabilir.

Tek yönlü sıvı besin detoksu: Yine haftanın bir günü, sadece sıvı besinler tüketilmesine yönelik hazırlanmış bir detoks programıdır. Gün boyunca katı besinler kesinlikle yasaktır. Sadece sıvı gıdalar veya püre haline getirilmiş yiyecekler tüketilir. Yıl boyunca her hafta uygulanabilir.


Devamını oku

23 Haz 2018

Köpeklerde Zehirlenme

Köpeklerde zehirlenme kimyasallar, böcek ilaçları, bazı bitkiler ve yiyecekler gibi nedenlerden kaynaklanan üzücü bir durumdur. Bu yazımızda köpeklerde zehirlenme dışında bu sağlık sorununun nedenleri ve köpeklerde zehirlenme belirtileri üzerine de konuşacağız.

köpeklerde zehirlenme belirtileri


Normal bir günde bizler aslında birçok kimyasal ve toksinin çevremizde olduğunuz biliriz. Ancak maalesef köpeklerimiz bu zehirli maddelerin bizler gibi farkında olamazlar. Köpekler, ilgilerini çeken şeyleri yalayabilir hatta yiyebilirler. Bu rastgele beslenme ise maalesef sevimli dostlarımızın zehirlenmesine neden olabilir.



En yaygın hayvan zehirleri evlerde kullanılan ağartıcılar ve böcek öldürücü ilaçlardır. Yiyeceklerde ise özellikle bozulmuş yiyecekler ev hayvanlarının zehirlenmesine neden olabilmektedir.


Köpeklerde Zehirlenme Çeşitleri


Birçoğumuz hastalandığından ya da zehirlendiğinden şüphelendiğimiz hayvanlara yardım etmek isteriz. Ancak bu noktada zehirlenen köpek nasıl kurtarılır? Veya köpek zehirlenmesine ne iyi gelir? gibi sorulara verilecek cevaplar çok önemlidir. Bunun nedeni, zehirlenme çeşidine göre müdahalenin de değişebilmesidir. Bundan dolayı da aşağıdaki zehirlenme çeşitlerine dikkat etmek ve hayvanın ne yiyip içtiğini öğrenmek gerekmektedir.


Köpeklerde Çikolata Zehirlenmesi


Pek bilinmese de özellikle evlerimizde sık sık bulunan çikolata köpekler için bir zehirdir. Köpekler tarafından her ne kadar deli gibi sevilse bile, küçük miktarda bir çikolata bile köpeklerde zehirlenme belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun nedeni, kakao tohumunda bulunan teobromin adlı doğal uyarıcının bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yiyecek türevi zehir, merkezi sinir sisteminin etkilenmesine neden olur ve köpek epileptik nöbetler, kusma, ishal, hiperaktivite gibi belirtiler göstermeye başlar. Zehirin şiddeti, köpeğin yediği çikolata türüne ve miktarına bağlı olarak değişmektedir.


Köpeklerde Fare Zehri Zehirlenmesi


Köpekler genellikle meraklı hayvanlar oldukları için yemek amaçlı olmasa bile ilgilerini çeken buldukları nesneleri yalayabilirler. Buradaki tehlike ise fare ve kemirgen öldürücü ilaçlardır. Bu ilaçların içerisinde zehir bir madde olan brometalin bulunur. Eğer bir köpek bu maddeyi yer ya da yalarsa, zehir köpeğin beyin omurilik sıvısında basınca neden olur ve beyin ödemiyse köpeğin kasılma nöbetleri, kas titremeleri ve dengesiz hareketlere yol açar.


Köpeklerde Kurşun Zehirlenmesi


Kurşun zehirlenmesine en büyük neden köpeğin kurşun içeren oyuncakları yutması, kurşun muhteva eden balık türlerini yemesi ve küçük kurşun saçmalarını yutması gösterilebilir. Bu maddeler köpeğin sindirim ve sinir sistemini etkileyerek zarar verir. Kurşun zehirlenmesinin en önemli belirtileri iştah kaybı, geçici körlük, nöbetler, kusma, kabızlık, ishal ve temel köpek davranışlarındaki değişimlerdir.


Köpeklerde Çinko Zehirlenmesi


Köpeklerde çinko zehirlenmesi en sık görülen zehirlenme türlerinden biridir. Genellikle köpeğin doğrudan ya da dolaylı yoldan galvanizli çelik ürünlerle temas etmesinden dolayı görülür. En önemli belirtileri ise kusma, ishal, böbrek yetmezliği ve iştahta azalmadır.



Köpekleri öldüren yiyecekler


Köpeklerde Salmonella Zehirlenmesi


Köpeklerde gıda zehirlenmesinin en yaygın nedenlerinden biri salmonella zehirlenmesidir. Bu bakteriyel kaynaklı gıda zehirlenmesi köpeğin çiğ et, yumurta ve pişmemiş kemik yemesinden dolayı oluşur ve köpeklerde çok sık görülen bir zehirlenme çeşididir. Bu zehirlenme sonucu köpekte ateş, iştah kaybı, dehidrasyon ve kusma görülür.


Köpeklerde Bitki Kaynaklı Zehirlenme


Nergis, hintyağı, karayemiş, sarısalkım bitkisi ve inci çiçeği gibi bitkiler köpek zehirlenmesine neden olabilen bitkilerdir. Bu bitkileri yiyen köpekte zehirlenme belirtileri hemen görülmeyebilir. Ancak kimyasallar iyice sindirildikten sonra köpeklerde zehirlenme belirtileri görülmeye başlanır. En yaygın belirtiler ise şöyledir:

Ağızda tahriş
Deride döküntüler
Uyuşukluk
Kusma
İshal
İştah kaybı
Salya artışı
Sendeleme
Gerginlik
Solunum Problemleri
Sese ve ışığa karşı aşırı tepki
Kas titremesi
Nöbetler
Kalp durması
Böbrek veya karaciğer sorunları

Zehirlenen köpek nasıl kurtarılır? Diye merak edenlere ise son birkaç noktadan daha bahsedelim. Köpeklerde zehirlenmenin en sık görülme nedeni köpeğin kazayla bir kimyasalı, bitkiyi, ya da zehirli bir gıdayı yemesi sonucunda ortaya çıkar. Ardından ise zehirlenmenin belirtileri görülmeye başlar. Bu belirtiler görülmeye başladığında bir köpeğin hayatını kurtarmak için en iyi yol onu bir veterinere götürmektir. Ancak bunu yapamıyorsak şunu bilmeliyiz: Zehir 2 saatten kısa bir sürede hayvanın midesine iner. Bu nedenle 2 saat içinde hayvanı kusturmaya çalışmak gerekir. 

Devamını oku

22 Haz 2018

Cildimizi Güzelleştiren Besinler


güzelleştiren gıdalar



Sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmak, doğal güzelliğin ilk adımıdır. Pürüzsüz ve lekesiz bir görünüm, hafif pembemsi bir renk, sağlıklı bir cildin en önemli işaretleridir. Güzel bir cilt, ne çok yağlı ne de çok kurudur. Hafifi nemli bir görünümü vardır.


Cildin sağlıklı ve güzel olması, aynı zamanda vücut sağlığıyla da yakından ilgilidir. Bazı besinler, vücut sağlığını korumanın yanında, içeriğinde bulunan özel maddeler sayesinde cilt güzelliğine de katkıda bulunur. Şimdi cildimizi güzelleştiren besinlerin neler olduğuna bir bakalım.


dolmalık biber


Kırmızı Dolmalık Biber


C vitamini bakımından son derece zengin olan dolmalık kırmızıbiber, günlük vitamin ihtiyacının neredeyse tamamını karşılar. İçeriğinde bulunan karatenoid maddesi, kırışıklıkları önler, kan dolaşımını artırır ve daha genç bir görünüm kazandırır. Karatenoidler, aynı zamanda akne oluşumunu önlemede de son derece etkili maddelerdir.


çikolatanın cilde faydası



Bitter Çikolata


En sağlıklı çikolata türü olarak bilinen bitter çikolata, içeriğinde bulunan antioksidanlar sayesinde cilde pürüzsüz ve parlak bir görünüm kazandırır. Ayrıca kakao, kan dolaşımını artırarak deri altında bulunan arterleri rahatlatır. Kusursuz bir cilde sahip olmak için, kakao miktarı yüzde 80 olan bitter çikolatalar tercih edilmelidir.


somonun faydaları


Somon Balığı


Cildi güzelleştiren besinler arasında en etkili olanı somon balığıdır diyebiliriz. Sağlıklı bir cilt için gerekli olan D vitamini ve omega3 yağ asitleri bakımından oldukça zengindir. Bu etken maddeler cilt kırışıklıklarını ve akne oluşumunu önler. Ayrıca omega3, cildin dıştan içe doğru sağlıklı bir şekilde nemlenmesini sağlar.


hindistan cevizi


Hindistan Cevizi Yağı


Cilt sağlığını bozan en önemli etkenler, deri altında yerleşen virüs ve bakterilerin yol açtığı akne ve sivilcelerdir. Hindistan cevizi yağı, içeriğinde bulunan laurik asit sayesinde cildi bu zararlı virüs ve bakterilerden arındırır. Aynı zamanda E vitamini ve doymuş yağlar bakımından da zengin olan Hindistan cevizi yağı, bu yönüyle de cilde pürüzsüz ve nemli bir görünüm kazandırır.


Çay


Yeşil Çay


Genel vücut sağlığı üzerine faydaları saymakla bitmeyecek kadar çok olan yeşil çay, bol miktarda antioksidan içeren bir bitkidir. Bu yönüyle vücudu zararlı maddelerden arındırır ve stresi azaltır. Gerginliği giderir, vücudu rahatlatır ve kan basıncını dengeler. İçeriğinde bulunan kateşinler sayesinde yeşil çayın, kanseri ve iltihaplanmaları önlediği kanıtlanmıştır.


ıspanak cilde faydaları

Ispanak


Sağlıklı ve güzel bir cilt için mutlaka bolca tüketilmesi gereken besinlerden biri de ıspanaktır. Cilt sağlığı için en önemli vitaminler olan C,E ve A vitaminleri bakımından oldukça zengin olan ıspanak aynı zamanda çok değerli bir mineral kaynağıdır. Bu vitaminler, cildi besler, nemlendirir, canlı ve pürüzsüz bir görünüm kazandırır.


tohumların faydaları

Tohumlar


Chia tohumu, ayçiçeği çekirdeği, kabak çekirdeği ve keten tohumu, cildi güzelleştiren harika besinlerdir. Bu tohumlar, E vitamini, selenyum, magnezyum ve omega3 yağ asitleri bakımından oldukça zengin besinlerdir. E vitamini, cildin nem oranını dengeler, magnezyum stresi önler. Omega3 ise kırışıklıkların ve aknelerin oluşumunu engelleyen yağ asitleridir.




Havuç


Göz sağlığı için çok faydalı olduğu bilinen havuç, aynı zamanda cildi güzelleştiren besinlerden biridir. İçeriğinde bol miktarda bulunan A vitamini, cildin dış tabakasındaki hücrelerin aşırı miktarda çoğalmasını önler. Bu nedenle cilt kanserine yol açan hücrelerin oluşumu ve gelişimi engellenir. Sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmak için, her gün bir adet havuç yenmesi önerilir.

Cildinizi güzelleştiren besinler hakkındaki yazımızı bitirirken son olarak, kozmetik ürünlerin de gece yüzde bırakılmasının zamanla cildin daha cansız görünmesine neden olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatalım.

Devamını oku

21 Haz 2018

Polen Alerjisi Olanlar İçin Tavsiyeler



polen alerjisi için tavsiyeler


Bahar aylarının ve yaz mevsiminin gelmesi ile beraber polen alerjisi olan kişilerde hapşırık, göz yaşarması ve burun akıntısı kendini göstermeye başlar. Polen alerjisinin ne olduğuna ve ne gibi önlemler alınması gerektiğine hadi gelin beraber bakalım...



Polenler, bahar aylarında ortaya çıkan bitkilerin erkek hücreleridir. Bu hücreler döllenmeyi yaparak bitkinin çoğalmasını sağlamaktadır. Çayırlar, ağaçlar, tahıllar ve yabani otlar polenlerin kaynağını oluşturmaktadır. Polenler, kaynağına göre belli dönemlerde havada yoğunlaşmaktadır. Mesela yabani ot polenleri ağustos ve ekim aylarında, ağaç polenleri şubat ve nisan aylarında, çayır polenleri ise mayıs ve temmuz aylarında yayılma gösterirler.


Polen Alerjisi Olup Olmadığınız Nasıl Anlaşılır?


Polen alerjisi, bahar aylarının gelmesiyle beraber bazı belirtiler ile kendini göstermektedir. Bu belirtiler, burun akıntısı, art arda hapşırmalar, kulak, burun ve boğazda kaşıntılar, kuru öksürük, geniz akıntısı ve gözlerde sulanma gibi durumlardır. Havadaki polenler, solunum esnasında buruna yerleşmekte, daha sonra gözlerde ve bronşlarda birikmektedir. Vücut bu yabancı madde ile karşılaştığı zamanda ise, az önce saydığımız belirtileri sergilemektedir. Tedbir alınmadığı zaman polen alerjisi, astım, bronşit, orta kulak iltihabı, sinüzit, baş ağrısı, iştahsızlık, yorgunluk ve sinirlilik gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

Polen mevsimi itibariyle burnunuzda sulanma ve kaşıntı, boğaz ağrısı, öksürük, damağınızda kaşıntı, hapşırma ve gözlerinizde kaşıntı meydana geliyorsa, sizin de polen alerjiniz olabilir. Bu belirtiler sizde var ise, bir doktora görünüp alerji testi yaptırmanız gerekir. Bu alerji testlerini şubat ve eylül aylarında yaptırmak daha iyidir. Çünkü bu aylarda vücudun alerjiye cevap düzeyi artar ve böylece tanı konulması kolaylaşır.

Eğer polen alerjiniz var ise, bazı durumlara dikkat etmeniz gerekir. Bunlar aşağıdaki gibi önlemlerdir:


Tedbirli Olunması Gerekir


Alerjinin tedavisinin temelinde, alerjiye sebep olan etkenden uzak durmak vardır. Alerji için ilaç kullanırken, bir yandan da alerjik etkene maruz kalmanız şikâyetleriniz devam edecektir. Tedavi aşamasında şikâyetler devam ederken, hasta anti alerjik ilaçlar ile kontrol altına alınır. Bazı kişilerde ise aşı tedavisi yapılır.


Dışarı Çıkarken Saatler Belirlenmelidir


Polenler en çok, sabah 05.00 ile 10.00 saatleri aralığında havadadırlar. Mümkünse bu saat aralıklarında dışarı çıkılmaması gerekir. Eğer çıkma zorunluluğunuz var ise ağzınızı ve burnunuzu kapatacak maskeler takarak polenlerden korunabilirsiniz. Spor yapan kişiler de polen zamanlarında açık havada spor yapmaya ara vermelidirler. Gözü polenlerden korumak için güneş gözlüğü kullanmak gerekir. Takılan gözlükler de her gün dezenfekte edilmelidir.


Her Gün Duş Alın


Saçlar, tozu rahatlıkla tutmaktadır. Bu nedenle her gün saçların temizlenmesi için duş alınması gerekir. Böylece polen tozlarından arınılmış olur. Kıyafet değişimine de özen gösterilmesi gerekir. Ancak kıyafet, yatak odasında değiştirilmemelidir. Çünkü kıyafete yapışan polenler odaya dağılırsa, gece uyumakta zorluk çekilir.


polenler

Sabah Saatlerinde Ev Havalandırılmamalıdır


Polen zamanlarında kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır. Ev içinde polen filtreli klimalar tercih edilmeli ve bu filtreler de devamlı temizlenmelidir. Böylece dışarıdan evin içine gelen polenler önlenmiş olur. Arabanın içinde geçen zamanlarda da camlar kapalı tutulmalıdır.


Çamaşırlar Dışarıda Kurutulmamalıdır


Yıkanmış olan çamaşırlara polenler yapışırlar. Bu nedenle çamaşırlarınızı dışarıda kurutmamanız gerekir. Eğer evcil hayvanlarınız varsa, alerji geçene kadar yatak odasına sokulmamalıdır. Çünkü hayvanların tüyleri de tıpkı insan saçı gibi dışarıdaki polen tozlarını toplamaktadır. Polen alerjisinin ortaya çıktığı aylarda solunumun tıkanmasına neden olan bazı faktörlerden uzak durmak gerekmektedir. Bu faktörler toz, sigara dumanı, boya kokusu, deterjan kokusu ve parfüm gibi etmenlerdir. Bu gibi durumlar, alerji şikâyetlerinin daha da artış göstermesine neden olmaktadır.

Polen alerjisi olanlar için tavsiyeler hakkındaki yazımızı burada noktalarken, yukarıda aktardığımız maddelerin çok işinize yarayacağını ve alerjiniz için en uygun arınma yöntemleri olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Devamını oku

20 Haz 2018

Kalp Damarı Tıkanıklığının Belirtileri Nelerdir?


kalp krizi belirtileri


Kalp damarı tıkanıklığının belirtileri nelerdir? Sorusu maalesef günümüzde yaşlılar tarafından olduğu kadar genç ve orta yaşlılar tarafından da sıkça sorulan bir soru haline gelmiştir. Özellikle çağımızın stres yükü çok yüksek bir çağ olduğu düşünülürse pek çok nedenle kalp hastalıklarımızı kapımızı çalabilmektedir.

Bu hastalıkların en başında ise, üzülerek söylemek gerekir ki, kalp damar tıkanıklığı gelmektedir. Buna bir örnek vermek gerekirse, ABD’de ölüm nedenleri arasında koroner kalp hastalığı ilk sırada yer alır. Bu hastalık ise, kalp damar tıkanıklığının en büyük nedeni olan hastalıktır. 



Kalp vücudumuzun en hayati organıdır ve her gün 3000 galondan fazla kanın vücuduma pompalanmasından sorumludur. Ancak kanımızdaki kolesterol yükseldikçe ve kalp damarlarının iç duvarları yağ katmanıyla kaplandıkça, fiziksel olarak damarların yapısı değişmeye başlar. Bu da ya kalbe gitmesi gereken kan akışını bloke eder ya da bu kan akışının sınırlanmasına neden olur. Peki, kalp damarları başka hangi nedenlerden dolayı tıkanabilir? Şimdi kısaca bu soruya yanıt verelim.


Kalp Damarlarının Tıkanmasının Nedenleri


Kalp damarları, elastik ve pürüzsüz bir tüp biçimdedir. Bu tüpler, kanın damarlarda kolayca akmasına izin verirler. Kalp damarlarında plak oluşumunun ana nedeni kandaki kalsiyum ve proteinler, iltihaplı hücreler ve de kolesterolden kaynaklanır. Bu sorunları zamanla artması damarları daralması ve tıkanmasıyla sonuçlanır.

Bu plaklar kan akışını durdurmalarının yanı sıra damarı sertleştirdiği için de damar duvarlarının hasar görmesine neden olur. Bir plağın dışı sert olduğu için ve yumuşak iç kısmı damarın çatlaması ya da yırtılmasına yol açabilir. Sonuçta ise tüm bu sebepler kalp damarlarının daha fazla tıkanmasına yol açabilirler.

Kalbe yeterli kan akışının, tıkalı kalp damarından dolayı, yeterli sevilerde olmaması kalbin oksijensiz kalmasına neden olur. Böyle bir durumda, iskemi olarak adlandırılan ve keskin bir göğüs ağrısı olarak kendini hissettiren durum yaşanır. Eğer kalbe olan kan akışı tamamen kısıtlanırsa, o zaman kalp kası hasarı ya da kalp krizi meydana gelir. Aynı zamanda kandaki pıhtılaşma da kalp kaslarına kan akışını kesebilir. Dolayısıyla pıhtılaşmanın yüksek olması da kalp krizi riski üzerinde arttırıcı yönde etki yapar. Bu tür durumlarda kalp, kalbe kan akışına yardımcı olan yeni kan damarları geliştirebilir. Bu duruma kollateral dolaşım denmektedir.

Kalp damar tıkanması

Kalp Damar Tıkanıklığı Belirtileri Nelerdir?


Kalp Damar Tıkanıklığı Belirtileri Nelerdir? Sorusu için verilebilecek cevaplar aslında oldukça belirgin şekilde herkesin vücudunda hissedebileceği emarelerdir. Bunlar şöyledir:

🔴Göğüs Ağrısı (Angina) : Kalp kasıldığı zaman en belirgin özelliği göğsün sol kesiminde oluşan yanmayı andıran göğüs ağrısıdır. Angina olarak da bilinen ağrı kalpteki tıkanmış damarın neden olduğu en belirgin işarettir. Birçok insan bunu mide ekşimesi ya da hazımsızlıkla karıştırır. Çünkü hazım ve mide sorunları da aşağıdaki gibi belirtiler gösterirler:

➤Göğüste ağırlık/daralma
➤Baskı
➤Göğüste yanma hissi
➤Uyuşma
➤Sol omuzda, kollarda, boyunda ve çenede karıncalanma

Angina belirtileri genellikle stresli bir işle uğraşılıyorsa birkaç dakikadan fazla sürmez. İlaç ve dinlenmeyle göğüs ağrısı geçer. Bu kararlı angina pektorist’ir. Ancak kalp damarının iç duvarlarında kan pıhtılaşması oluştuğunda arterler şiddetle daralmaya veya büzülmeye başlarlar ve uzun süreli göğüs ağrısı oluşur. Buna kararsız angina denir. Kararsız angina ise kalp krizinin bir işareti olabilir.  

🔴Nefes Darlığı: Kalbimiz eğer yeterli seviyede kan pompalamazsa, özellikle yorucu işlerle uğraşırken nefes almakta zorlanabiliriz. Buna aşırı halsizlik ve mide bulantısı da eşlik edebilir.

🔴Düzensiz Kalp Atımları: Çarpıntı ya da aşırı hızlı kalp atımlarıyla birlikte düzensiz kalp atışları kalp damarlarının tıkalı olmasının belirtisi olabilir. Kadınlarda ise, ani ve süratli kalp atımları kalp damarlarında tıkanıklık olduğunun işareti olabilmektedir.

🔴Kalp Krizi: Bazı durumlarda tıkalı damarlar herhangi bir belirti vermeden kalp krizine neden olabilmektedir. Kalp krizinin belirtileri genellikle göğsü sol yanında ağrı, omuzlarda ve kollarda ağrı, nefes darlığı (özellikle yorucu işler yaparken), soğuk terleme, bulantı, kusma ve baş dönmesidir. Kalp krizleri kalp kaslarında kalıcı hasara ya da ölüme neden olabilirler.

Kalp Damar Tıkanıklığı Nasıl Tespit Edilir?


Tıkalı kalp damarı tespiti için EKG, kan testi ve egzersiz testi gibi bazı testlerin yapılması gerekmektedir. Bu testler hem doktor tarafından tıkanıklık oranını anlamak hem de tedavi etmek için en iyi yoldur.


Kalp Damar Tıkanıklığı Nasıl Tedavi Edilir?

Tıkalı kalp damarı tedavisi için 2 temel yol olduğu söylenebilir. Tabi burada kaç damarın tıkalı olduğu ve ne oranda tıkalı olduğu da çok önemlidir. İlk yol ilaçlar ve yaşam şekli değişikliğidir. Diğer yol ise cerrahi müdahaledir.

🔴Yaşam Şeklini Değiştirmek: Beslenme şeklimiz, sigara kullanımımız, tansiyonumuz ve şeker seviyelerimiz çok önemlidir. Özellikle kilo vererek ve her gün düzenli egzersiz yaparak, doktor kontrolünde tabi, damar tıkanıklığına faydalı olabilir.

🔴İlaç Tedavisi: Göğüs ağrısını azaltmak için, nitrogliserin tabletler ya da spreyler doktorlar tarafından reçete edilebilmektedir.  Anjiotensin-dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri ve beta blokerlar, kan basıncını kontrol altında tutmak için kullanılabilmektedirler. Kan pıhtılaşmasından dolayı aspirin gibi antikoagulanlar da reçete edilebilmektedir. Buna ek olarak, kolesterol düşürücü ilaçlar ve kalsiyum kanal blokerleri de bazı kalp damar tıkanıklığı durumlarında tedavi için kullanılabilmektedir.  


anjiyo nasıl yapılır



Cerrahi Müdahaleler

🔴Balon Anjiyoplasti: İnce bir tüp ya da kateter kan damarının içine sokulur. Kateterin ucuna yerleştirilen ufak ve şişirilmiş bir balon tıkalı damara yerleştirilir. Bu yöntem kalp damarının duvarındaki tıkanmaya neden olan plağa basınç uygulayarak damarın açılmasını sağlar. Bazen bu balonun için damarın tekrar tıkanmasını engellemek için stent adı verilen parçalar da yerleştirilebilir.

🔴Koroner Arter Baypas Ameliyatı: Bu yöntemde göğüs kafesi cerrahi yolla açılır. Ameliyat sırasında hastanın ayak damarlarından alınan damarlar, kalpteki tıkanmış damarlarla uzun bir operasyon neticesinde değiştirilir.

Kalp damar tıkanıklığının belirtileri nelerdir? sorusuna yanıt vermeye çalıştığımız yazımızı burada noktalarken, kalp damar tıkanıklığının en büyük nedenlerinin hareketsiz yaşamak, aşırı yağlı hazır gıdalarla beslenmek ve kilo olduğunu son bir kez hatırlamak istiyoruz.

Devamını oku

19 Haz 2018

Elisa Testi Nedir, Nasıl Yapılır?

Elisa testi nasıl yapılır?




Elisa Testi Nedir?


Öncelikle şu ifade etmek gerekir. Elisa testi sadece AIDS testi demek değildir. Bu testler ile bazı enfeksiyona neden olan durumlar ve hormon ve proteinler de saptanmaktadır. Elisa testi, vücudun antijen adı verilen zararlı maddelere tepki olarak ürettiği proteinler olan antikorların mevcut olup olmadığını tespit etmek için yapılmaktadır. Başlıca şu hastalıkları teşhis etmek amacı ile Elisa testine başvurulmaktadır:


➤Hepatit B (sarılık), Hepatit C (karaciğer hastalığı) ve HIV (AIDS’e yol açan virüs)

Lyme hastalığı (bir kene türünün ısırması ile insana geçen bir bakterinin neden olduğu hastalık)

Rotavirüs (genelde kışın gelişen ve özellikle çocuklarda şiddetli ishale neden olan bir virüs enfeksiyonu)

Frengi (cinsel ilişki ile geçen ve tedavi edilmezse, körlük, felç ve delilik gibi sonuçlara neden olan kalıtımsal bir hastalık)

Toksoplazmozis (kaslarda ve merkez sinir sisteminde çoğalan bir parazitin neden olduğu, beyin-omurilik iltihabı, deri döküntüleri, ateş, eklem ve kas ağrıları ile ortaya çıkan bir hastalık)

Varicella-zoster virüsü (genelde çocuklarda suçiçeğine yol açan olan bir parazitin neden olduğu bir virüs enfeksiyonu)

başka virüs hastalıkları



İlk olarak 1981 yılında, Haitili göçmen eşcinsel erkeklerde ortaya çıkan ve bağışıklık sistemi bozukluklarına neden olan bir hastalık tespit edilmiştir. Bu nadir rastlanan hastalığa o zaman ‘Acquired Immunodefiency Syndrome’ (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) denmiştir. AIDS kısaltması bu tanımlamanın baş harflerinden oluşmaktadır. Yapılan araştırmalardan sonra bu hastalığın üç farklı bulaşma yöntemi açıklanmıştır: 


Kan nakli ile

Doğum ile anneden çocuğa

Cinsel ilişki ile


Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) tarafından 1984 yılında HIV antikor testlerinin yapılmasına başlanmıştır.

AIDS ile mücadele konusunda ilk sivil toplum örgütleri 1987 yılında kurulmaya başlanmıştır. Aynı yıllarda Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü özel programlar başlatmıştır. Arkasından Amerika’da AIDS ilacı geliştirilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır.

1996 yılında dünya genelinde AIDS hastası sayısı yaklaşık 22 milyon kişi iken, bu sayı 2005 yılında 40 milyonu aşmıştır. Bugün AIDS’e karşı dünya çapında birçok kampanya yürütülmektedir. AIDS’li hasta sayısının bu kadar hızlı artmasında damar içi madde bağımlısı olan kişilerin etkisi çok fazladır.


Ülkemizde AIDS Var mı?


Ülkemizde sayıları az da olsa ne yazık ki AIDS olaylarına rastlanmaktadır ve rakamlar giderek yükselmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlara göre 2016 yılsonu itibariyle HIV hasta sayısı 14.600 civarındadır. Ancak tahminlere göre bilinmeyen hasta sayısı, bilinenlerin üç katı civarındadır.

Virüs günlük normal aktivitelerle, örneğin oturup konuşmakla, oyun oynamakla, öksürmekle, hapşırmakla veya tokalaşmakla kişiler arasında bulaşmıyor. Bu kişilerin hayattan dışlanması son derece hatalıdır.

HIV (Human Immunodeficiency Virus) İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü anlamına geliyor. Bu virüs doğrudan insanların bağışıklık sistemini hedef almakta ve insan vücudunu enfeksiyonlara ve bazı kanserlere karşı savunmasız bırakmaktadır. AIDS, HIV enfeksiyonunun daha ileri bir aşamasıdır.

Ülkemizde genelde AIDS hastaları dışlanır. Amerika’da ilk ortaya çıktığı zamanlarda da davranış şekli farklı değildi. Ancak zamanla insanlar bilinçlendikçe durum değişmiştir.

Bu hastalığın tedavisi zor olsa da imkansız değil. Yabancı ülkelerde ilaçla tedavi konusunda oldukça yol alınmıştır.

AIDS’ten korunma konusunda riskli davranışlara girmemek çok önemlidir. Korunmasız bir cinsel ilişki her zaman risk taşır. En küçük bir endişe varsa hemen AIDS testi yaptırılması gerekmektedir.



HIV testi nedir

 Elisa Testi Nasıl Yapılır?


HIV ve AIDS virüslerini tespit etmek amacı ile yapılan Elisa testinin tam adı Enzyme-Linked Immunosorbent Assay, yani enzim bağlı immünosorbent testidir. Bu test kanda peptid, protein, antikor ve hormonları tespit etmek ve miktarını belirlemek için yapılmaktadır.

Daha basitçe anlatmak gerekirse Elisa testinde, antikorlar enzimlerle işaretlenmektedir. Testlerde alkalin fosfotaz, beta galaktozidaz ve peroksidaz gibi enzimler kullanılmaktadır. Bu enzimler renkli ürünlere dönüşmekte ve bunlar spektrofotometri denilen bir cihazla ölçülmektedir.

Elisa testi nasıl yapılır? diye merak edenlere, bu testler için sadece kan örneğinin alınmasının yeterli olduğunu söyleyelim. Bunun için ayrıca yapılması gerekli bir süreç veya hazırlık yoktur.

Gelişmiş laboratuvarlarda yapılan kan testlerinde, belli bir proteinin bulunup bulunmadığı ve varsa ne miktarda olduğu tespit edilmektedir. Bu çalışmada iki değişken esastır:

Ya kan örneğinde antikor aranır

Ya da kan örneğinde bulunan antikora bağlanan protein tespit edilir

Laboratuvarlarda Elisa testi nasıl yapılır? şeklinde bir araştırma yapılırsa, çok farklı yöntemlerin uygulandığı görülür. Başlıca Elisa testi türleri şunlardır:

Direkt Elisa

İndirekt Elisa

Sandviç Elisa

Kompetatif (yarışmacı) Elisa

➤Capture (yakalamalı) Elisa


AIDS


HIV veya AIDS Virüsü Alınmışsa Nasıl Hissedilir?


Bu virüs vücuda girdiği zaman başlarda hiçbir şey anlaşılmaz. Grip veya soğuk algınlığına benzer durumlar görülse de bunlar genelde HIV veya AIDS virüsünü akla getirmez. Genel olarak insanlar grip olduklarını düşünürler ama aslında vücudun bağışıklık sistemi sinyal vermeye başlamıştır. Yıllar sürebilen bir süreçte virüs ile vücut bir savaş halindedir. Baştan koşullar eşit gibi görülse de zamanla vücudun bağışıklık sitemi çökmeye başlar.

Sıradan olabilecek rahatsızlıklar bu süreçte çok büyük problemlere yol açabilir. Örneğin basit bir grip kısa sürede zatürreye dönebilir. Mide veya bağırsak enfeksiyonları kısa sürede kansere dönüşebilir. Çünkü vücudun savaşacak gücü artık yoktur.

Günümüzde artık AIDS hastaları tedavi edilebiliyor. Bu hastaların ölmeleri büyük ölçüde önlenmiş durumda. Ancak tedavi imkanlarından yeterince yararlanamayan Afrika ve Güneydoğu Asya ülkelerinde hala ölüm olaylarına rastlanmaktadır.


Elisa Testi Sonucu Ne Zaman Belli Olur?


Vücutta HIV enfeksiyonu olup olmadığını tespit etmeye yönelik yapılan testlerde, virüse karşı vücudun ürettiği antikorlar araştırılır. Halk arasında bu testler kısaca Elisa testleri olarak bilinir. Ancak Elisa bir test yöntemidir. Sadece HIV virüsü bulmak için değil, çok sayıda başka testler de bu yöntemle yapılır.

İnsanlar arasında Elisa testi nasıl yapılır ve testin sonucu ne zaman belli olur gibi konular hep merak edilir. Genel olarak HIV virüsü, vücudu girdikten sonra 10-21 gün arasında pozitif olur. Vücutta kalış süresi en fazla 3 aydır, ancak 6 aya kadar vücutta kaldığı da olmaktadır. Bu nedenle Elisa testi yapılacaksa ilk 10 gün içinde sonuç alınmaz. 10 gün ile 90 arasında yapılacak testler doğru sonuç verir. Ancak uzmanlara göre daha kesin bir sonuç almak için 3 ay beklemek gerekir. Daha önce yapılacak testler doğru sonuç göstermeyebilir. Üstelik yalancı pozitiflik olarak adlandırılan bir durumla da karşılaşılabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, şüphe duyulan durumlarda test sonucu negatif olsa bile altıncı ayda testin tekrar yapılmasını önermektedir.



Elisa Testi Ücreti Ne Kadardır?

Elisa testi ücretini araştırmadan önce hangi testin yaptırılacağına kadar vermek gerekir. Çünkü hastalığın nedeni olan HIV virüsünü belirlemek için uygulanan birçok test yöntemi bulunmaktadır. Doğal olarak bunların ücretleri de farklıdır.

Küçük bir şüphesi bile olsa insanların AIDS testi yaptırmaları, bu hastalığın tedavisi ve yayılmasının önlenmesi açısında çok önemlidir. Bu nedenle insanlar Elisa testi nasıl yapılır kadar test ücreti konusunda da arayış içindedir.

Elisa testi, test yöntemleri içinde ücreti en düşük olan testtir. HIV RNA PCR test yöntemi ise ücreti en yüksek olanıdır. Ancak en erken ve kesin HIV tanısı bu test yöntemi ile konulabilmektedir. Bu yöntemde virüsün genetik yapısı çoğaltılır. Daha kanda antikor oluşmadan önce, varsa HIV virüsü yakalanabilir.

Gelişmiş laboratuvarlarda bu testler sağlıklı ve güvenli bir şekilde yapılmaktadır. Ancak Sağlık Bakanlığı, etik kurallar ve insan haklarını gözeten yaklaşımlar doğrultusunda, test ücretlerinin laboratuvarların internet sitelerinde yayınlamalarına izin vermemektedir.

Ancak HIV/AIDS Önleme ve Destek Programı kapsamında kurulan Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri’nde, hem bu konuda insanların bilinçlenmesi için çalışmalar yapılmakta hem de, ücret alınmadan ve kimlik bilgisi sorgulanmadan Elisa testi yapılmaktadır.

Elisa testi nedir? Elisa testi nasıl yapılır? adlı yazımızı bitirirken son bir noktaya daha değinelim. Sayıları milyonları bulan insan HIV virüsü taşıyor. Buna karşılık tedavisi yolunda olumlu adımlar atılmıştır. Yine de bu konuda farkındalık yaratmak ve insanları bilinçlendirmek amacı ile 1988 yılından beri her yıl 1 Aralık’ta, Dünya AIDS Günü kutlanıyor.

Devamını oku
©Tüm Hakları Saklıdır.2016-2018