Ana içeriğe atla

Geçmişten Günümüze En Ölümcül 10 Salgın Hastalık
















Geçmişten günümüze en ölümcül 10 salgın insanlık tarihinde kayıt altına alınabilmiş en kötü ve ölümcül sonuçları olan hastalıklardır. Tarih boyunca insanoğlu bugüne ulaşabilmek için sayısız hastalıkla boğuşmuştur. En ölümcül bulaşıcı hastalıklar arasında olan veba gibi hastalıklar bu hastalıkların en korkunç ve bulaşıcı olanlarından sadece bir tanesidir.

Bulaşıcı hastalıkların tarihçesine kabaca baktığımızda en ölümcül olanların ilk sırasında çocuk felci gelmektedir. Onu çiçek hastalığı ve veba takip etmektedir. Bu salgın hastalıkların birçoğu artık olmasa bile günümüzde, maalesef, AIDS ve Kuş gribi yeni bulaşıcı hastalıklar vardır. Şimdi geçmişten günümüze en ölümcül salgın hastalıklara tek tek değinelim.



salgın hastalıklar



Çocuk Felci


Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Tarih: 1916


1916 yılında görülmeye başlayan çocuk felci 1952 yılında doruk noktasına ulaşmış bir salgın hastalıktır. Çok sayıda bilim insanı hastalığa aslında binlerce yıldır zaten çevremizde olan çocuk felci virüsünün neden olduğuna inanmaktadırlar. 1952 yılında 58.000 aşan sayıda vaka kayıt alına alınmıştır. Çocuk felci salgını, on yıllar boyunca karantinalar ve çok geniş alana yayılmasından dolayı binlerce insana ıstırap çektiren bir hastalık olarak ön plana çıkmaktadır.

Bu periyotta dünyanın en ölümcül salgınlarından birine neden olan virüs, 6000 civarında insanın ölümüne sebep olmuş ve sağ kalanları ise felçli bırakmıştır. Salgın azalma eğilimine girdiğinde, hastalık için hâlâ bir tedavi bulunamamıştı. Ancak 1950’lerin ilk yıllarında Dr. Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını keşfetti. Bu çığır açan keşif sayesinde ve sonrasında geliştirilen diğer etkili aşılarla 1972’den beri ABD’de çocuk felci görülmemektedir.



çiçek salgını



Çiçek Hastalığı


Yer: Amerikan Kolonileri

Tarih 1600’ler


1600’lerde Avrupalı kâşifler Yeni Dünya’yı neredeyse keşfetmiş sayılırlardı ve Amerikan Yerlilerinin nüfusunun büyük kısmı ise ortadan kaldırılmıştı. Avrupalı göçmenler kendileriyle birlikte doğal bağışıklık geliştirmiş oldukları hastalıklarını da Yeni Dünya’ya getirmişlerdi. Ancak yerliler daha önceden bu hastalıklara maruz kalmamış olduklarından dolayı yabancı hastalıklara karşı tamamen savunmasızdılar. Özellikle de çiçek hastalığına. Yerli nüfusta çiçek hastalığı ortaya çıktıktan sonra, hızla kıtaya yayılarak sayılamayacak kadar yerli kabilenin yok olmasına neden olmuştur.

Yapılan tahminlere göre yaklaşık 90 milyon Amerikan Yerlisi, tarihin en tehlikeli salgınlarından olan, çiçek salgını boyunca hastalığa yakalanarak ölmüşlerdir. Çiçek aşısı ise, bu kırımdan neredeyse yüz yıl sonra, 1796 yılında keşfedilmiştir. Günümüzde ise bu hastalık çok nadir olarak görülmektedir.



veba salgını en ölümcül salgın hastalıklar



Hıyarcıklı Veba


Yer: Avrupa ve Asya

Tarih: M.S. 1314-1351


Kara Ölüm olarak da bilinen Hıyarcıklı Veba, 1300’lü yıllar boyunca çok büyük miktarda popülasyonu silip süpürmüştür. Hıyarcıklı Veba sadece kısa bir süre görülmüştür ancak Kara Ölüm olarak adlandırılan türü 4 yıl boyunca sürekli görülmüş ve bu zaman diliminde Avrupa nüfusunun neredeyse 2/3’sini yok etmiştir. Kara Ölüm, tarihteki ilk gerçek salgın hastalık olarak kabul edilmektedir. Çünkü hıyarcıklı veba ilkin, haşere ve sıçanlar arasında hızlıca yayılmış, ardından da insana ve insandan insana bulaşmaya başlamıştır. Bu salgın Avrupa toplumunda, ekonomisinde ve politikasında karmaşaya yol açmış, Avrupa Kıtası’nın tarihinde derin korkular bırakmıştır.

İlginç Bir Bilgi

Sıçanlar, hıyarcıklı vebanın en yaygın taşıyıcıları olmuşlardır ancak bu doğrusal bir nedenden ziyade kemirgenler salgının daha hızlı yayılmasına yol açmışlardır. Daha ilginci ise, tabi o zamana göre normal olabilir, 1232 yılında Papa kedilerin şeytani canlılar olduğunu bildiren bir duyuru yapmıştır. Bunu takip eden 100 yılda Avrupa kıtasında milyonlarca kedi katledilmiş, böylece sıçanların popülasyonu 1300’lü yıllarda patlayarak vebanın çok hızlı yayılmasına neden olmuştur.


geçmişte günümüze en ölümcül 10 salgın



Jüstinyen Veba Salgını


Yer: Bizans Dönemi İstanbul’u

Tarih: M.S. 540


M.S. 540 yılında Bizans İmparatoru Jüstinyen bir dizi yarı başarılı askeri görevlerindeki kazandığı zaferleriyle Antik Roma’yı yeniden yükseltme ülküsüyle hatırlanan bir hükümdardır. Ancak onun dönemindeki veba salgınları herhangi bir savaştan çok daha ölümcüldü. 540 yılında dönemin Bizans başkenti Constantinople’e ulaşmasının ardından, kent tamamen bir felaket uğramıştır. Bazı tarihi kaynaklara göre, Jüstinyen Veba Salgını’nın zirveye ulaştığı noktada günde 5000 insan ölmüştü. Salgından sonraki 200 yıl boyunca da hastalık Asya ve Avrupa’da ara ara görülmeye devam etmiştir. Ancak bu salgınlar asla M.S. 540 yılında salgının zirve yaptığı noktaya ulaşmamışlardır.


sarıhumma salgın



Sarıhumma


Yer: Philadelphia, ABD

Tarih: 1793


1793 yılında Karayip Adalarından gönderilen refüzeleri taşıyan bir gemi ABD’nin en büyük ve kalabalık şehirlerinden biri olan Philadelphia’ya varır. Gemideki yolcularla şehre taşınan sarıhumma sivrisineklerle birlikte yayılan bir hastalık olduğundan, Philadelphia’nın da sıcak ve nemli iklimin hastalığın yayılması için çok uygun olmasından dolayı, sarıhumma salgının yayılması önlenememiştir. Çok sayıda insan şehri terk etmiştir. Salgın sona erdiğinde 2000 insanın salgında öldüğü anlaşılmıştır.

Sarıhumma bir RNA enfeksiyonu hastalığıdır. Virüs, genus flavivirus ailesine aittir ve dişi sivrisinekler tarafından taşınmaktadır. En önemli belirtisi, hastanın karaciğerine verdiği hasardan dolayı cildin sararmasıdır. Sarıhumma günümüzde de var olan bir hastalıktır ve yılda 200.000 insanı etkileyip bunların 30.000’ini öldürmektedir. Sarıhumma vakalarının %90’ı Afrika kıtasında görülmektedir. Hastalığın herhangi bir tedavisi yoktur. Sadece ağrı ve acıları dindirmek için kullanılan parasetamol türevi ilaçlar verilmektedir.



tifüs nedir


Tifüs


Yer: Avrupa

Tarih: 1600’lü yıllar


1914-1918 arasında adına karahumma da denilen tifüs, 1600’lü yıllarda yüksek bulaşıcılığı olan ve kolayca kalabalık yerlerde yaşayan insanlara bulaşabilen bir hastalıktır. Bu hastalık, kalabalık ve yoksul Avrupa şehirlerinde ortaya çıkmış ve kıtada yaşayan 10 milyon canlıya hızla yayılmıştır. Tifüs, özellikle I. Dünya Savaşı süresince önüne çıkan Rus, Polonya ve Romanya askerlerini kırıp geçirmiştir. Savaş zamanlarındaki kötü yemekler ve berbat yaşam koşulları da bu hastalığın yayılma hızını körüklemiştir.


en ölümcül salgın hastalıklar



Kolera


Yer: Asya, Ortadoğu, Avrupa, Amerika

Tarih: 1817-Günümüz


19.yy’dan beri toplam 7 kolera salgını meydana gelmiştir. Kolera özellikle Hindistan’ın bazı bölgelerinde çok yaygındı ancak ülke geneline yayılması 1817 yılında ülkede yolculuk eden tüccarlar vasıtasıyla gerçekleşmiş ve salgın giderek Güneydoğu Asya ülkelerine de sıçramıştır. 1930’lara kadar kolera salgınların devam etmesiyle Amerika ve Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.

En ölümcül kolera salgını 1821 yılında Irak’ta meydana gelmiş ve üç hafta gibi kısa bir zaman diliminde 18.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüzde kolera salgını, maalesef, hâlâ mevcudiyetini korumakta ve her yıl 3-5 milyon insanı etkileyerek yılda 120.000 kişinin ölümüne neden olmaktadır.   


salgınlar



İspanyol Gribi


Yer: Küresel

Tarih: 1918


Dünyadaki bulaşıcı hastalıklar arasında en dehşet olanlarından bir diğeri ise İspanyol Gribidir. 1918 yılında ilk görüldüğü andan itibaren en az 10 milyon insanın ölümüne neden olmuştur. Küresel salgın yılların olan 1918-1920 arasında küresel nüfusu yaklaşık 1/3’ine bulaşmıştır. İspanyol Gribi yüzünden ölen insan sayısının, I. Dünya Savaşı’nda ölen insan sayısından fazla olduğu sanılmaktadır. Bunun en büyük nedenlerinden biri de savaş esnasına hastalanan askerlerin ülkelerine dönerek bu hastalığı diğerlerine bulaştırmalarıdır.

En ölümcül salgın hastalıklar listemizdeki İspanyol gribine neden İspanyol Gribi adı verildiğine daha önce yazdığımız Dünyanın En Ölümcül Salgını: İspanyol Gribi adlı makalede de bulabilirsiniz. Bu küresel salgın nedeniyle 1918 yılında okullar ve iş yerleri bile kapanmak zorunda kalmış, annesiz babasız kalan çocuklar salgından dolayı yetimhanelere düşmüşlerdir.



günümüzün salgın hastalıkları



SARS


Yer: Asya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika

Tarih:2003


Son yıllarda görülen bulaşıcı hastalıklar arasında en dikkat çekeni SARS’tır. Bu hastalık Asya’da başlamış ve büyük bir hızla bedensel temas ve vücut sıvılarıyla insandan insan bulaşmıştır. Bunda özellikle hapşırma ve öksürme yoluyla salya ve damlacık içindeki mukusların başkalarına taşınması etkili olmuştur. Hastalığın bu şekilde hızla yayılması Asyalı halkları korkuttuğundan birçok insan kamusal alanlarda ameliyat maskesi takarak dolaşmıştır.

SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) 2003 yılında toplam 12 ülkede tespit edilmiştir. Hastalığın hâlâ herhangi bir tedavisi yoktur. Sars 8000’den fazla insana bulaşmış bunların 774’ü maalesef yaşamlarını yitirmişlerdir.



Ebola hakkında bilgiler



EBOLA


Yer: Afrika

Tarih: 2014


Geçmişten günümüze en ölümcül 10 salgının sonuncusu ise Ebola virüsüdür. Ölümcül Ebola virüsü, vahşi hayvanlarla temas eden insanlara bulaşmış ve sonrasında da çok hızlı bir şekilde insandan insana bulaşarak Orta ve Batı Afrika ortaya çıkmıştır. Salgın daha çok köyler ve daha küçük topluluklarda ortaya çıkmış ve Afrika’nın diğer bölgelerine ulaşmıştır. Öyle ki buralarda mevcut altyapı ve sağlık bakım sistemleri çok zayıftır. Bundan dolayı çok sayıda yardımsever sağlık kuruluşu çalışanları hastalığın bulaştığı insanlara yardım edebilmek için çoğu zaman kendi hayatlarını bile riske atıyorlar.

Ebola salgını olan ülkelerde görüldüğü kadarıyla Ebola virüsünün öldürme oranı yaklaşık olarak %50’dir. Ancak geçmişte bu oranın %90’a kadar ulaştığı da görülmüştür. 3 Kasım 2015 itibariyle, Ebola virüsü taşıyan insan sayısının 11.314 olduğu iddia edilmiştir. Ebola ile ilgili yeni vakalar hâlâ raporlanmaktadır ancak salgının büyük oranda kontrol altına alındığı ve bundan dolayı salgın olarak görülmediği belirtilmektedir. Son yıllarda görülen bulaşıcı hastalıklar arasında öldürme oranının yüksekliğiyle korkutan Ebola virüsü için şu an her şeyin normal olduğu söylenebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elisa Testi Nedir, Nasıl Yapılır?

Elisa Testi Nedir?
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir. Elisa testi sadece AIDS testi demek değildir. Bu testler ile bazı enfeksiyona neden olan durumlar ve hormon ve proteinler de saptanmaktadır. Elisa testi, vücudun antijen adı verilen zararlı maddelere tepki olarak ürettiği proteinler olan antikorların mevcut olup olmadığını tespit etmek için yapılmaktadır. Başlıca şu hastalıkları teşhis etmek amacı ile Elisa testine başvurulmaktadır:

➤Hepatit B (sarılık), Hepatit C (karaciğer hastalığı) ve HIV (AIDS’e yol açan virüs)
➤Lyme hastalığı (bir kene türünün ısırması ile insana geçen bir bakterinin neden olduğu hastalık)
➤Rotavirüs (genelde kışın gelişen ve özellikle çocuklarda şiddetli ishale neden olan bir virüs enfeksiyonu)
➤Frengi (cinsel ilişki ile geçen ve tedavi edilmezse, körlük, felç ve delilik gibi sonuçlara neden olan kalıtımsal bir hastalık)
➤Toksoplazmozis (kaslarda ve merkez sinir sisteminde çoğalan bir parazitin neden olduğu, beyin-omurilik iltihabı, deri döküntüleri, ateş, eklem…

Ölmeden Önce Köpekler Bunları Yapıyor

Ölmeden önce köpek davranışları üzerine bir yazı yazmamızın nedeni, siz değerli okurlarımızı üzmek değil. Sadece bu konu üzerine bir fikir edinmek isteyenlere bilgi vermektir. Bildiğimiz gibi ölüm tüm canlılar için kaçınılmaz bir sondur ve birgün tüm sevdiklerimizle vedalaşacağız. İşte bundandır ki hayatımızda çok önemli yeri olan sadık dostlarımız olan köpeklerimize, en azından, veda etme şansımız olabilir. Çünkü köpekler ölmeden önce bazı tipik davranışlar sergilemektedirler. Şimdi bu davranışlara kısaca göz atalım.

Hareketlerde AzalmaKöpekler yaşlandıkça hareketleri normal olarak yavaşlar. Ancak köpekler ölümleri yaklaştıkça daha da hareketsizleşirler. Köpekler yaşlandıkça yürüyüşe çıkmaya pek hevesli olmadıkları gibi oyun oynamak da pek istemezler. Köpeklerin ölümü iyice yaklaşınca aynı pozisyonda saatlerce yatarlar. Bunun dışında gece ya da gündüzün tamamına yakınını da uyuyarak geçirirler. Köpek bu haldeyken kalkmak istese bile, ayakları vücudunun ağırlığını taşıyacak enerjiyi bu…

Küçük dil ne işe yarar?

Küçük dil,yumuşak damağın arkasından sarkan parmak şeklindeki minik organdır. Bu organ, ancak kişi ağzını tamamen açtığı sırada görülebilir. Küçük dil, her ne kadar minik olsa da insan vücudunda birtakım işlevlere sahiptir.

Bu yazımızdaküçük dilin insan vücudunda ne işe yaradığından bahsetmeye çalışacağız Küçük dilin bazı işlevleri şunlardır.

Küçük dilin bilinen en önemli işlevlerinden biri konuşma, diğeri ise yutmadır.Yutkunurken ya da konuşurken yukarı hareket ederek hava yolunu kapatacak kapakçık görevini görerek buruna bir şey kaçmasına da engel olur.Sesin titremesine yardımcı olur.Fransızca, İspanyolca ve İbranice gibi dillerde konuşulurken küçük dilin yardımı alınır ve küçük dil ünsüzü kullanılır.Nefes borusuna yiyeceklerin kaçmasına engel olur.Küçük dildoğru çalışmaz ise ses burundan çıkmaktadır ve sessiz harflerin zor telaffuz edilmesine neden olur.Bazı seslerin konuşurken telaffuz edilmesine yardımcı olur. Doğru şekilde konuşabilmek için seslerin doğru şekilde telaffuz edilmesi…

Kalp Krizi Riskini %70’e Kadar Azaltın

Kalp krizi riski denildiğinde birçok insanın ürperdiğini düşünüyorum. Ancak maalesef içtiğimiz su kadar gerçek bir olgu kalp krizi. Özellikle günümüzde kalpkrizi riskinin geçmişe nazaran daha da artmış bir vaziyette olduğunu söyleyebilirim. Bunda beslenme, stres, sigara kullanımı ve hareketsiz kalarak vücudumuzdaki yağ oranını artması ana etkenler.
Peki, sizlere Iowa Eyalet Üniversitesi tarafından yapılmış bilimsel bir çalışmaya dayanarak, haftada sadece 1 saatlik bir çalışmayla kalp krizi geçirme riskini %70’e kadar azaltma şansınız olduğunu söylesem ne cevap verirdiniz. Eğer bu bilgi size de ilginç geldiyse, yazının kalanını okumaya devam edin derim.
Spor yapmak ve kalp hastalıkları arasında ters orantı olduğunu herkes bilir. Özellikle düzenli yürümek, bisiklete binmek ve yüzmek kalbe iyi gelen sportif etkinliklerdir. Ancak her şeyin hızlı aktığı çağımızda birçok insan bu aktiviteleri, fazla zaman aldığından dolayı, gerçekleştiremiyor. Ancak size önereceğim egzersizi ister evde is…

Kalp Krizi mi Geçirdim? Kalp Spazmı mı?

Kalp spazmı son yıllarda şehirleşmenin artmasıyla stres, çalışma hayatı, sağlıksız beslenme, sigara vb. nedenlerle günlük hayatımızda eskiye nazaran daha sık karşılaştığımız kelimelerden biri haline geldi. Peki, kalp spazmı ile kalp krizi arasındaki farklar nelerdir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki kalp spazmıbazı durumlarda kalp krizi ile karıştırılabilen bir kavramdır. Bu iki kavramı birbirinden ayırmak için en iyi yol kalp krizi nedir? Sorusunu yanıtlamaktır. Kalp krizi en kısa tanımıyla, kalbin bir bölümüne kan akışının durması ve bundan dolayı kalbin oksijensiz kalması durumudur. Eğer kan akışı yeniden hızlı bir biçimde kalbe ulaşmazsa, kalbin oksijensiz kalan bu bölümündeki hücreler ölmeye başlar. Kalpkrizi durumunda kalbin aldığı hasarın seviyesi kalbe ne kadar uzun süreyle kan akışının kesildiğine bağlıdır.


Kalp Krizinin En Yaygın Belirtileri Göğüste rahatsızlık, göğüste yanma, sıkışma hissi, ağırlık hissiVücudun üst bölgesinde (çene, omuzlar, boyun bölgesi, kollar ve sırt) rah…
©Tüm Hakları Saklıdır.2016-2019